Çarşamba, Haziran 25, 2014

Duygusal.

Duygusal bakımdan karmakarışığım blog. Düğüne de gittim, cenazeye de. Daha kaç gün kendime gelemem.

Önce düğün: evlenen neredeyse 35 yıllık arkadaşım. Ayrıca kardeşlerimiz yuvanın birinci sınıfından beri sınıf arkadaşı. Aynı servisle gidip geldik, evlerimiz yürüme mesafesindeydi. Beşinci sınıfı beraber okuduk. Yazın okullar kapalıyken mektuplaştık bile, boğmaca oldukları yaz mesela. Ortaokul ve lisede teneffüste hep beraberdik. Üniversitede bile ayrılmadık. Onlar da benim arkamdan aynı şehre geldiler Fransa'ya. Sonra Üniversite'de aramız açıldı. Daha önceden başlamıştı elbet bazı nahoş durumlar. Küstük. Büyük bir kavga ve ağır ağır laflarla. Bir yerde patlayacağı belliydi. Pis patladı. Aileler, anneler, kardeşler önce barıştırmaya çalıştı. Sonra onlar da anladı kırılan küpün artık su tutmayacağını. Fakat onca yılın da hatırı var. Zor günlerde gene yan yana geldik, küslüğü o gün için bir kenara atıp. Karşılaştıkça hal hatır sorduk. Görüşmeye devam etmesek de. Facebook'umda ekli mesela. Hiç yazışmayız, yorumlaşmayız, onbinde bir like'larız, ama ordadır. Ordayımdır. Geçen hafta kardeşimle bana ortak mesaj atmış. "Evleniyorum, siz de gelirseniz çok mutlu olurum" diye. Hiç düşünmeden, "tabii ki gelirim" dedim. Ve dün gittik. Kardeşim ve annemle. Gelinle damadın masası olur ya, bir de onların birinci derece sayılabilecek en yakınların masası, bizi işte o birinci derece yakın masasına oturtmuşlar. Çok duygulandım. Sonra tebrikleşirken, bana "burada beni en eskiden beri tanıyan sizlersiniz, o yüzden gelmenize çok sevindim" dedi. Ayrıca o masada bizim adada komşumuz olan kişiler de vardı. Gene bizim adadaki evin bahsi geçti.

Fransa'da dokuz yıl kaldım: dımdızlak. Evet, küsmeden önce bu yukarda bahsi geçen arkadaşım vardı, ve üç sene boyunca da kardeşim. Ama diğer zamanlar, hele ki ilk sene, dımdızlak tek başıma kaldım. Kimsenin benim kim olduğumu, nerden geldiğimi, nasıl bir hayatım olduğunu bilmediği bir yerde. Batı Avrupa'da on dokuz yaşında bir yabancı. Evimden ve geçmişimden uzakta. Geçmişinden ve dolayısı ile kimliğinden roketle gurbete fırlatılmamış kimse bunun ne demek olduğunu bilemez. Tıpkı Sezen'in şarkısında geçen "gurbet selamlarının neşesinin" ne demek olduğunu bilemeyeceği gibi.

Daha cenazeyi de yazacaktım ama pilim bitti. İki günde çok fazla geçmiş, çok fazla geçmişten gelme tanıdık. Çok fazla duygu. Bir yanda sevinç ve heyecan, diğer yanda kayıp. Kendimi çamaşır makinesinin santrifüj programında gibi hissediyorum. Saniyede 1400 tur. Dön babam dön. İçindeki bütün duyguların suyu çıksın. Ben gidip biraz yatayım. Kaç günün fiziksel yorgunluğu da cabası. Görüşmek üzere küçük Joe.








4 yorum :

  1. Santrfüjden çıkmış halinle kucaklarım. O duyguyu iyi bilirim...

    YanıtlaSil
  2. 9 seneden sonra dönebilmek nasıl, onu da yazsana bir ara sevgili Küçük Joe..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Owwww hiç kolay olmadı Ceren'cim. Gitmek ayrı zor, dönmek ayrı. Bir ara yazayım.

      Sil