Salı, Haziran 24, 2014

Düğün ve cenaze.

Çok yorgunum. Bloga göz attığımda, çok yorgun olduğumun birinci günü olmadığını farkediyorum. İşin fena yanı, bu maraton biter bitmez yeniden başlayacak.

Yemek işine kalıcı bir çözüm bulmaya çalışıyorum, ama hiç kolay değil. Bugün buzlu çayın yanı sıra, bir zeytinyağlı yemek, bir börek, iki çeşit de basit tatlı yaptım. Dört saat filan uğraştım. Ve daha üç yemeğim daha var. Öğlen olmadan da Beşiktaş'a kadar yürüyüp kütüphanenin kitabını iade ettim.

Yarın çok eski bir arkadaşım evlenecek. Bir sefer, yıllar önce, direkten dönmüştü. Umarım bu sefer bir aksilik çıkmaz.

Ertesi günü de bir cenazeye katılacağım. Annemin, fakat en çok da babamın, çok eski bir arkadaşı. Bizim adadaki bahçede dördü bir araya gelebilmişse Briç oynar, dördüncü gelememişse üç kişi Maça Kızı oynarlardı. Biri babam, biri Zahrad, biri bize her sene bahçesinden taze incir getiren karşı komşu, biri de Çarşamba günü cenazesi olan kişi. Şu an hiç biri sağ değil. Hiç merak etmedim Maça Kızı nasıl oynanır diye. Artık öğretecek kimse kalmadı.

Ne kıpırtısız akardı zaman...Onlar bazen kısacık kapışır, bazen de içlerinden biri sakin sakin "pas" ya da "bop" ya da başka bir şey diyerek sessizliği bozardı. Ben yanlarından geçer giderdim o sırada, kenardaki gecesefalarını eteğimle sıyırarak. İlerde, yokuşun, ağaçların ve damların ötesinden deniz gözükürdü. Evin kapıları daima ardına kadar açık olurdu. Hatta bahçe kapısı bile. Hava hep ılık, bahçe asırlık çamların sayesinde hep gölge olurdu. Senede sadece bir iki gün oturduğumuz yerde terleyip bunalırdık. O da Ağustos ortası filan. Bahçe duvarının ordaki asmanın salkımları olgunlaşmayı beklerdi. Bazen günaha aldırmayıp (çocuktuk nasılsa, bize o kadar günah sayılmamalıydı) bir tanesini koparıp ağzımıza atardık, ekşi ekşi suyu ağzımızı buruştururdu.

Geçmiş oldu. Oysa sanki herşey sonsuza kadar aynı kalacak gibiydi. Sanki ben hiç yetişkin olmayacaktım. Onlar sonsuza kadar haberleşip bahçede iskambil oynayacaklardı. Sahi, ne değişecekti ki?

Birkaç ay önce sokakta rastlamıştım ona, dörtlü takımdan son kalana. Yanında yardımcı bir kadınla beraber yürüyordu. Belli ki hayat ona artık çokça ızdırap veriyordu. Selam vermedim. Belki onu öyle görmemi istemez diye. Beni görecek, sohbet edecek hali yoktu zaten. Son görüşümmüş.

Kimbilir, belki de öbür tarafta takımı tamamlamanın sevinci vardır şu sıralar. Öbür tarafta bu olaylara nasıl bakılıyor, bilmiyoruz ki. Belki de bir yerde eksiliyorsak, bir yerde artıyoruzdur. Hani bir kimya mı, fizik kuralı mı ne var ya: hiçbir şey eksilmez, hiçbir şey artmaz sadece değişime uğrar diye. Birbirlerine laf atıyorlardır belki şimdilerde.

"Olan! Yaşlanmışsın sen görmeyeli!"
"Olan! Gençleşecek halimiz yoktu ya! Hayde bırak boş lafı da desteyi sayın!"
"Deste kaçlık?"

2 yorum :

  1. İçim cız etti okurken, o dörtlü gurubun bahçede kağıt oynaması gözümde canladı, mekanları cennet olsun! arkadaşa da mutluluk dilerim.. hayat bu işte düğün ve cenaze bi yanda gülünüyor diğer yanda ağlayış! Sevgiler,

    YanıtlaSil
  2. Amin Sebuş. Aynı dediğin gibi hayat böyle bir şey...Benden de sevgiler.

    YanıtlaSil