Salı, Nisan 29, 2014

Mezopotamya yolcusu kalmasın.


İnsan arkadaşını yolculukta tanırmış ya, bu sefer yolculuğa yalnız çıktım ve kendimi tanıdım. Tanıdım derken, tamam artık çözdüm ben kendimi anlamında değil elbet. Kendimi bilmediğim değişik bir açıdan gördüm. Kırk beş kişilik bir turist kafilesinin tura tek başına katılan kişisiydim. Beş gün boyunca kırk beş yabancı insanla birarada yaşamak yolculuğun hiç hesapta olmayan öğretici başka bir deneyimiydi.

Bir hafta bile olmadı yola çıkalı. Oysa bana bir senedir yollardaymışım gibi gelmişti ilk döndüğümde. Bir senedir evimden uzaktaymışım gibi. Bir senedir Istanbul'a hiç uğramamışım gibi. Evime yabancılaştım döndüğümde. Sanki burada oturan başka bir insandı. Belki de öyleydi. Sonra, hemen sonra, tüm yaşadıklarım bir anda sanki bir rüyaymış gibi geldi. Ve ben gecenin bir saati salonda gözlerim açık uyandım. Yerde bir bavul duruyordu. Açtım. Giysilerin arasında, oradan aldığım ufak tefek hatıra eşyaları duruyordu. Gülümsedim. Her birini satın aldığım an, satıcı, mekan gözümde ardarda canlandı. Hayır, rüya değilmiş. Ama sanki öyle. Ben sanki hep burdaydım. Herşey ne kadar fani.


Diyarbakır.

Harran, Urfa.
Nemrut dağı batı yamacı manzarası.



Mardin
Antep

Binlerce yıllık yolculuk yapmak gibiydi zamanda. Hem zamanda bir yolculuk, hem mekanda. Mardin, Diyarbakır, Antep, Urfa, Maraş, Adıyaman, Antakya, İskenderun, Adana. Dicle, Fırat, Asi, Seyhan. Nemrut dağının zirvesi. Hittitler, Asurlular, Comagene. Medeniyetler, Krallıklar, İmparatorluklar. Ve coğrafya. Ovalar, havzalar, dağlar, nehirler, vadiler, barajlar. Ve yapılar. Hanlar, konaklar medreseler, manastırlar, tapınaklar, camiler, kiliseler. İnançlar. Paganizm, Yezidilik, Ortodokslar, Katolikler, Protestanlar, Aleviler, Şafiler, Sünniler, Mitoloji. Nehir tanrısı Euphrate. Zeus. Europa. Asya. Mozaikler. Tümülüsler. On iki bin senelik taş sütunlar. Hepsi beş güne sığdı.

Midyat

Beş gün boyunca sabah çoğu zaman 07.15 itibarı ile akşam yemeğine kadar sanki insanlık tarihi kadar engin gelmiş ve geçmiş çeşitli hikayeler anlatıldı. Aslında Güneydoğu ile ilgili çok nitelikli bir belgesel çekilebilir. Arte standardında. Aklıma bir de Morgan Freeman'in Through the wormhole serisi geliyor. O belgesel uzayı ve çeşitli bilimsel olayları ne kadar zevkli bir şekilde anlatırsa, Güneydoğu tarihi için de o kadar zevkli bir belgesel serisi yapılabilir. Belki de vardır. Hiç ilgilenmedim, hiç araştırmadım ki.

Diyarbakır

İlk gün, hiç uyumadan, bir anda yoğun bir tempoya ayak uydurmak çok zor gelse bile zevkliydi. Hayatımda hiç tatmadığım bir deneyimdi bu. Belgeselin üç boyutlusu. Hatta dört, beş, altı. Belgesel izlemeye bayılırım ama tarihi yerinde görmek bambaşkaymış. Çünkü o zaman sırf fiziksel olarak orada bulunduğun için o geçmişten gelen ve senden sonra akıp gidecek zamanda oranın çok kısa bir süre için de olsa bir parçası olduğun hissine kapılıyorsun. Bunca insan geçti. Şimdi de naçizane ben. Naçizane hissediyorsun kendini. Çünkü kendini ne kadar beğenirsen beğen, o kadar uzun bir geçmişte kralı bile naçizane kalıyor. Oniki bin yıl öncesinden bakınca dünyaya, hayata, hayatına herşey daha farklı gözüküyor. Ufkunu genişletmek dedikleri böyle birşey olsa gerek.

Nemrut dağına çıkarken

Kültür turlarının hepsi mi böyle yoksa bana mı böylesi denk geldi bilmiyorum ama otobüste yol aldıkça o yörenin türkülerini dinletti bize rehber.  Diyarbakır'da Diyarbakır türküsü. Mardin'de Mardin. Hatta ilk gün, Turnam gidersen Mardin'e yi dinledik. Arkasından ermenicesini. Sarerin hovin mernem. Süryani, Yezidi, Kürt, Müslüman, Ermeni ve aklımda tutamadığım diğer halkların farklılıklarını koruyarak bir arada yaşadığı şehre giderken yolda dinledik her ikisini ve diğer yerel ezgileri.


Kültür deyince tarih, coğrafya, mimarinin yanı sıra müzik ve filmi de geziye dahil edebilen anlayış, kültür turu beklentimin çok üzerindeydi.

Örneğin Mardin'de Sermiyan Midyat'ın yazıp yönettiği Hükümet Kadın'ı ve Ay lav yu'yu izledik otobüste. Her iki filmi de önceden hafife almışım. Sanırım afişleri ve başlıkları üzerimde olumsuz bir etki bıraktı. İstanbul'da bir kere daha izleyeceğim. Her bir karesini sindire sindire. Tam da Midyat Konuk Evi'ni gezerken içimden "buralardan ne hikayeler çıkar, ama bunun için buralı olmak lazım" diye geçirirken. Bundan böyle Sermiyan Midyat'ın çektiği tüm filmler mutlaka izlenecek. Belki ilerde Yılmaz Erdoğan etkisi de azalır, kendi tarzını bulur.

O kadar yer gezdin, gördün, seni en çok etkileyen bir tanesini seç söyle derlerse
sanırım o Mardin'deki Kasımiye Medresesi olacaktır. Artuklular zamanında inşa edilen bu eğitim kurumunun avlusunda bir çeşme ve o çeşmenin suyuyla dolan birbirine ince kanallarla bağlı üç havuz bulunuyor. Çeşmenin çıktığı yer doğumu temsil ediyor, gençlik dönemini temsil eden havuzun suyu akarken hiç dalgalanmıyor, dolayısı ile suyun akışını göremiyorsun, bu da gençliğin nasıl gelip geçtiğinin anlaşılmamasını temsil ediyor. Bugün hangi üniversitenin mimarisinde bu kadar derin bir felsefe var? Varsa da ben bilmiyorum. Derin felsefi anlamı bir yana, havuz pedagojik bir araç görevi görüyor. Hoca öğrencilere astronomi dersi verirken, gökteki yıldızların konumunu, havuzdaki yansımalarını  bir değnek yardımıyla göstererek yapıyor. Böylece kafalarını havaya kaldırıp yorulacaklarına, rahatça yerden yıldızları inceleyebiliyorlar. Dahiyane. Bölgenin en önemli medresesi olmasına şaşırmadım.

Kasımiye Medresesi, Mardin.

Rehberimizin boynundaki kolyede bir kamplumbağa asılıydı. Bir yolcu bunun anlamını sordu. "Kaplumbağa" dedi rehber, "sonsuzluk, bilgelik ve uyum sembolü. Kaplumbağa bir yerde takılınca bir iki aşmayı dener, aşamazsa yolunu değiştirir. Ben de eskiden insanlarla tartışırdım, baskın gelmeye çalışırdım. Fakat sonunda anladım ki bilgi ve inanç kapışınca inanç baskın gelir. " Değişimin ve zamanın akışının bu kadar yoğun hissedildiği bir coğrafyada rehberlik yapan bir insanın boynuna sonsuzluk sembolü asması çok anlamlı geldi bana. İnsanlarla inanç tartışmamayı öğrenmek, bir tür bilgelik zaten, insanlarla uyum içinde yaşamanın ilk şartı. 

Böyle şahane bir yolculuktan döndüm. Etkisi geçmeden sıcağı sıcağına yazmak istedim. Hakkını vererek yazmak isterdim ama beni aşıyor. Neler neler yazılır oralarla ilgili. Belki ilerleyen günlerde gene az az yazarım kendimce. Aklıma geldikçe. Şimdilik bu kadar. İyi günler küçük Joe.

10 yorum :

  1. Çok iyi yapmışsın, ne güzel turmuş hakikaten. Tur rehberi de çok esaslıymış, içime oturdu kaplumbağası.
    Oralar beni de kendime getirdi, bensiz de akıp giden kadim bir şeyin minicik bir parçasıyım.
    On iki bin senelik sütun demenden Göbekli Tepe'ye gittiğini çıkardım, doğru mu? Dilek ağacı duruyor mu hala?
    Gene birbirimizden habersiz aynı yerlerde dolanıyoruz, ben de bu pazar Urfa'ya gidiyorum :) Haydi gene bin o uçağa, Balıklı Göl'de kahve içelim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Fermina'm Göbekli Tepe. Dilek ağacı da duruyor yerli yerinde.
      Ne yapacaksın Urfa'da? Wallah gelirim :=)
      Oralarda ne zaman arkeolojik bir yer gezsek hep sen aklıma geliyordun, acaba Fermina buralarda çalışmış mıdır. Şu gördüğüm onun emeği sayesinde mi filan diye :)

      Sil
    2. O ağaç elinden geleni yapıyor dilekleri gerçekleştirmek için bence :) Sizin gezdiğiniz yerlerde benim emeğim yoktur, ben hep ufacık tefecik höyüklerde çalıştım. Ama her köşesini bütün kalbimle sevdim oraların, iki gözüm önüme aksın :)
      2 haftalığına çocuklara arkeoloji atölyesi yapmaya gidiyorum. Plan program da pek belli değil aslında ama boş vaktim olur gibime geliyor :)

      Sil
    3. Fermina'm wallah bile dedim ama gezmeye doydum ben galiba. Başka bir sefer başka güzel bir yerde mutlaka bir kahve içelim.
      Çocuklara arkeoloji atölyesi de müthişmiş. İnsanlar ne güzel şeyler yapıyorlar. Zamanlarını değerlendiriyorlar.

      Sil
  2. diyarbakıra rüyamda hazroyu gördüm diye gitmiştim de. Bi cacık çıkmamıştı.
    sen yine iyi gezmişsin :)

    YanıtlaSil
  3. Hazro ne ola ki insan yavrusu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diyarbakır'da çok kalmadık. Hemen Midyat'a geçtik. :) Simyacı'da mı vardı rüyasında bir yer görüp yollara düşüyordu?

      Sil
  4. Oh çok iyi yapmışsın, onca ülkeyi yalnız gezmiş bir baĞyan olarak seni destekliyorum arkadaşım.. Bu Güneydoğu'ya yalnız gidemedim ama, korktum valla. 2000di sene tam, 13 sene olmuş, belki artık yalnız gidilir bilmiyorum ama bu tur da iyiymiş (45 kişi diyince eyvah demiştim ama) Bu diyarlara da gel, misafirimiz ol :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Antep'te eski Ermeni konakları varmış, geceleyin serbest zamanda gidip göreyim dedim, gruptan ayrılıp, tek başıma, kız başıma. Oraya kadar gidip görmesem olmazdı. Taksiye bindim. Taksi bir yere kadar götürebildi, sokaklar arabaların geçebileceği kadar geniş değil. Şöföre buralar tehlikeli midir, başıma bir iş gelir mi diye sordum. Adam düşündü, şimdi ya psikopatın birine rastlarsan dedi. Hani ben sana birşey olmaz dersem. Oradan çok da tehlikeli olmadığı çıkarımında bulundum. Psikopata rastlayacak olduktan sonra her yerde rastlarsın. Ama korktum gene de. Çok durmadan otele döndüm.

      Sil