Salı, Nisan 01, 2014

Bordo cila.

Farklı bir insanım ben artık. Mesela tırnaklarım cilalı. Ara sıra aklıma geldikçe ellerime krem filan sürüyorum. O derece.

Bordo cila işine özentiden başladım. Rowling'le bir söyleşide gördüm. Tırnaklarına bordo cila sürmüştü. Bir de artık yaşlı  yakın gözlüğü aldım. Tam Rowling oldum kendimce. Gözlüğüme tapıyorum. Çocukluktan beri isterdim gözlük takmak. Sonunda muradıma erdim. Büyük seremonilerle kılıfına kaldırıyorum filan.

Tabii Rowling olmak o kadar ucuz değil. Bir de romanı yazmaya başladım. Desem de inanma. Yani aslında başlamıştım. Fikrini bulmuştum. Çok heyecanlanmıştım. Heyecanlanma desibeli yüksek olunca, bayağı ümitlenmiştim. Olacak bu sefer, ay çok güzel olacak, hadi bakalım filan diye içim içime sığmıyordu. Ay mutluluk bir kere daha içimi böyle acıtmıştı geçen sene aynı zamanlar diye düşünürken... Bugün baktım. Yok. Bu fikir de diğerleri gibi eksik. Pöf diye hüsrana uğradım. Fakat söyleşide Rowling de öyle yapıyordu. Kitaplardan birine bir son bulmuştu, heyecanlıydı. Çok heyecanlı. Bazıları nefret edecek biliyorum filan diyordu. Sonra kameraya dönüp, "belli olmaz, belki de kötü bir fikirdir." diyordu, çok doğal bir şeymiş gibi. Yani zaman biliyor sadece heyecan yaratan bir fikrin ömrünün ne kadar olduğunu. Rowling bile olsan bu böyle bebeğim. Kaçış yok. Kayırmaca yok. Üzülmek de yok. Heyecanlanıp sonra hüsrana uğramak normal bir seyir, olasılık dahilinde. Ben hüsrana uğradığım için kahrolacakken Rowling'in bilmem kaçıncı kitabı olduğu için bu olasılığı çoktaaan kabullenmişti. Zor ama be. Zor valla. Ha?



Üç tane kitap satın aldım. Bir tanesini galiba kütüphaneden almıştım daha evvel. Okurken hatırladım. Çünkü hiç beğenmedim. Sema Kaygusuz, Sandık lekesi. İlk öyküsü bir gazete haberinden esinlenmiş diye kimbilir nerde okumuştum. Ordan hatırladım bu kitabı daha önce aldığımı çünkü o acaip haberi ben de Hürriyet'te okumuştum. Gazeteleri didik didik okuduğum zamanlardan kalma. Zaten yaşıtmışız Kaygusuz'la. Kalemi kuvvetli. Kabul. Sanatsa, sanatsal. Ama bana göre değil. Bir kitabı okurken bitmesin diye kıyamamalıyım. Onun hikayelerini okumak için kendimi zorlarken buluyorum. Aklımda kitap takas günleri düzenlemek var. Herkes gözden çıkardığı kitaplarını getirsin değiş tokuş edelim. Hem de tanışır sohbet ederiz. Sistemi kurabilsem hemen duyuracağım. Ama nasıl olacak bilmiyorum. Mesela ben X'in kitabına talibim, o da Y'nin. Nasıl olacak, kimsenin hakkı yenmeden filan. Varsa fikirleriniz yorumlarda yazabilirsiniz. Jeton'lu bir sistem düşündüm ama günün sonunda kim kitap verip plastik jetonla eve döner ki? Hayır, olsa da içime sinmez.

İkinci kitap Sezgin Kaymaz, Kaptanın teknesi. Leylak dalı onun Kün diye bir kitabını çok övmüştü. Not almışım. Ben ekşi'den filan baktım. Önceki kitapları daha felsefi diyorlardı. Ona göre bunu aldım. Hergün az az okuyabiliyorum. 42. sayfaya gelmişim mesela. Dili hoşuma gitti. Kendine özgü, rahat ve konuşma dili. Fakat bir olay yok ortada. Yani var da, çok ağır gidiyor. Oysa ilk paragraflarda yeni idolüm olacak diye bir beklenti yaratmıştı bende. Öyle heyecanlanmış benimsemiştim kitabı. Biraz hızlansa çok sevineceğim.






Üçüncü kitabın daha sayfasını bile açmadım. Katherine Pancol,Timsahların sarı gözleri. Kaymaz bitince buna başlamayı düşünüyorum. Aslında fransızcadan okumayı tercih ederdim ama konsolosluğun kitaplığına gelecek de bana düşecek de ölme eşeğim ölme.

Kitabı kütüphaneden alınca ve beğenmeyince hop diye iade edebiliyorsun ama otuz kağıt baydığın bir kitabı beğenmeyince aynı rahatlıkla rafa kaldıramıyorsun. Ben yapamıyorum. Okumak zorunda hissediyorum kendimi. En azından bir kırk-elli sayfa daha. Oysa zaman değerli. O zamanı severek okuyabileceğin bir kitaba ayır de mi?

Belki de halihazırdaki takas sitelerine zaman ayırıp girsem sonra da hoşuma giden yanlarını not alıp aynısını ya da değiştirip uygulasam. Çok faydalı bir iş yapmış olurum. De mi? Başıma iş alıyorum gibi geliyor.

Hırkayı örmem bitti. Yumuşacık ve sıcacık tutuyor. Fakat uygun bir kıyafet bulamadım. Yakışmıyor pek. Şimdi nubuka benzeyen bir iple laci bir baharlığa başlayacağım.



8 yorum :

  1. çocukken gözlüklüydüm.hiçbir zaman düzgün durmazdı burnumun üstünde.sağ tarafa ya da sol tarafa kayardı hep.hiç sevmezdim.çirkin olduğumu düşünürdüm hep.

    ben senin çok iyi bir roman yazacağına inanıyorum.bunu yapacaksın.:)

    hem nerelerdeydin sen.mail attım.cevap yazmadın.bir daha dedim sonra içimden kimseyi çok merak etmeyeceğim.belki yazmak istemiyordur...

    ben de şöyle güzel bir kitap arayışındayım.belki bir R.Brautigan patlatırım.:)

    sevgiler joe.

    YanıtlaSil
  2. Evet en iyisi online kişileri merak etmemek. İnsanın başına çok işler açabiliyormuş. Sana da sevgiler 4.

    YanıtlaSil
  3. joe;
    umarım kötü birşey yoktur.

    YanıtlaSil
  4. henüz okumadıysan pancol var bende, fransızcası, ikinci cildi de var ama üçüncüsünü almadım.

    YanıtlaSil
  5. sandık lekesini beğenmiştim, pancol'u beğenmedim hatta sonuna kadar okuyamadım, öyleyse sen okumalısın:-) bazen bu çıkarımlar tutmaz ya... deneme yapmış oluruz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başladım Pancol'e ama varsa alayım senden. Çünkü devamlı kafamdan fransızcasına çevirip duruyorum. Acaba daha mı güzeldir diye. Pancol'ün başına pek bayılmadım, ama henüz karar vermiş değilim. Bu fransızların aldatmadan başka konusu yok mudur yahu. Ona sinirlendim.

      Sil
    2. Tamam vereyim. Pazartesi ya da Salı sizin tarafa geçerim haberleşiriz. O arada sen buraya geçersen ara. Yaaa o kitap aldatmalar kitabı, baştan söyleyeyim. Ama tanıdığım Fransızlar acayip beğendi, hatta cercle de lecture yaptığımız gruptakiler bunları koyduğum için teşekkür etti. İşte tam bizi anlatmış dediler, o kadar hayatın içinden, o kadar gerçekçi. Doğru mudur bilemem tabii ama okuyanda bu etkiyi bıraktığı kesin. Bende bırakmadı. Kültür farkı sanırım:-)

      Sil
    3. Bu arada bende Fransızca kitap çok oluyor, istersen kütüphane mantığıyla takas yapabiliriz ya da ödünç verebilirim. Aklında olsun.

      Sil