Cuma, Şubat 07, 2014

Ortaya karışık.

İki gündür yoktum. Beni özledin mi? ehuehe.
Tamam tamam bu kadar zevzevkliğim, bundan sonrası ciddi.

Bugün yoga yaptım. Çooook iyi geldi blog. Uzun zamandır yapmamıştım. Fiziksel etkisi çok uzun sürmüyor malesef de zihinsel etkisi neyse ki daha uzun.

Sonra bankadaki son işimi hallettim. Cuma akşamı ve mesainin son saatleri olduğu için daha önce görmediğim kadar kalabalıktı gişe. Bankada sıra beklerken kitap okunmuyor be blog. Okunsa da tadı çıkmıyor. O yüzden biraz gözlem yapayım dedim. Sanatın en çok bu tarafını seviyorum. Dünyaya bakışın, farkettiklerin değişiyor. Daha büyük bir zenginlik olabilir mi? Fotoğraf da öyle. Fotoğraf peşinde koşarken insan hep güzel şeyleri farkediyor. O basık tavanlı, sıkıcı yerde, yanımdakinin yanında oturan adamın yaptığını o zaman farkettim. Sol elinin işaret ve orta parmağının arasında madeni bir para tutuyor, sonra sağ elinin içine gizlediği delikli parayla onu değiştiriyordu. Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğunda marifet. Bunu değişik el koreografileriyle denedi. Gözlem derdim olmasa asla farkedemeyeceğim bir ayrıntı. Karşıda oturan kızları da gözlemledim. İlginç bir yönlerini farketmeyi bekledim. Bulamadım. Ama aramanın kendisi de güzeldi. Sonra benim sıra numaram yanıp söndü. Kalktım.

Pazar günü Rezonans korosunun konseri var. Onun biletini almak için Tünel'e kadar yürüdüm. Hava açıktı ama buz gibiydi. Hoşuma gitti yürümek. Tünel'e varınca bana bilet temin edecek kişinin yanlış saat söylediği ortaya çıktı. Başta biraz bozuldum sonra dedim boşver zaten oyalanacaktın bu taraflarda git karnını doyur ve ısın. Sultanahmet köftecisine girdim. Cam kenarına oturdum. Hava karardı. Sokaktan geçenleri seyrettim azıcık, azıcık da Melisa Kesmez'in öykülerinden birkaçını okudum. Kıpırtısız. Sonra köfteler geldi. Çok acıkmıştım. Köftelere yumuldum. Üstünden bir neskafe. Biraz daha öykü. Gezi parkı olayları ile ilgili olanı. Sokakta incecik tüylü sakalları uzamış, Beyoğlu tarzınca giyinmiş bir genç bir yandan telefonuyla konuşurken bir yandan da eğilip sokaktan geçen tombul tüylü bir kediyi sevmek istedi. Fakat kedi bu, kendini sevdirmedi kaçtı. O kaçınca sakallı cool genç bozuldu sanki, çok hüzünlü baktı arkasından. "Ben seni sadece sevmek istemiştim, ne zararımı gördün ki ?" der gibiydi. Başka bir adam tek başına yürürken bir yandan da uzunca bir teneke kutudan muhtemelen bira içiyordu. Bir yudum aldı sonra tenekeyi alttan kavrayıp tekrar yoluna gidiyordu ki göz göze geldik. Birşey olmadı. Yoluna devam etti. Ben de saatime baktım. Kalkma vakti.

Randevulaştığımız yerin önünde biletçi kız beni buldu. Koristmiş. Azıcık sohbet ettik. Aslında ben de isterdim öyle bir koroda şarkı söylemek. Ama bunu ona söylemedim. Bu koroya nasıl girdiğini sordum. Müzik altyapısı olup olmadığını. Nota bilmiyormuş. Buna çok sevindim. Çünkü ben de bilmiyorum. Demek ki koroya girmeye engel değil. Sıcak davrandı. Sonra erkek arkadaşı geldi. Beni onunla tanıştırdı. O da sıcak davrandı. Sonra Pazar günü görüşmek üzere vedalaştık. 

Şimdi de evimdeyim ama hala üşüyorum. Kombi açık oysa. Su ısıttım. Yeşil çay ve gül tomurcuklu bir karışım demleyeceğim. Malesef gül tomurcuğunun tadı çok geçmiyor çaya. Ama gene deneyeceğim. Belki bu sefer bardağın içine atarım.

Dün akşam Descendants'ı seyrettim. Ne de oskarlık film ama. Aynı tahmin ettiğim gibi çıktı. Bittikten sonra anında unuttuğun filmlerden. Boş. Oyunculuklar bir iki yerde sıkıydı ama başlarım böyle senaryonun oyunculuğuna. Tek orijinal tarafı komadaki kadına gelen öfkesini kustu, giden nefretini. George Clooney'e de artık eskisi kadar bayılmadığımı fark ettim. Ne üzülür şimdi :)))) Duymasın.

Bir de bugün blog istatistiklerimde daha önce farketmediğim birşey gördüm. Çıkış linkleri. Orayı hiç tıklamak aklıma gelmemiş bugüne kadar. Verdiğim bağlantıların tıklamaları. Ben sadece kaç kişi girmiş nerden gelmiş, nereliymiş onlara bakardım. Oysa çıkış linklerinden anladığım, bazı insanlar eni konu kurcalıyormuş blogu.  Değişik hoş bir his. Sevindirdi beni.

Böyle blog. Bu arada yediğim onca rafine şeker benden intikamını aldı. Acıkıyorum ama canım birşey yemek istemiyor. Pis bir hal. Neyse bu sabah reçelli kahvaltı yapmadım neyse ki. Şimdi Melisa Kesmez'e devam edeceğim. Sevdim ben bu yazarı. İyi ki keşfetmişim. Tek sinirlendiğim konu, kitapçılarda rezil kitaplar gözüne gözüne sokulurken böyle pırlantaların üst raflarda, erişilmesi zor yerlerde olması. Haydi bugünlük bu kadar. İyi geceler küçük Joe.



4 yorum :

  1. Gece vakti okudum blogunu Joe, gözlem yapmaya bayılırım ben de. Ondan mıdır nedir cümle abukluklar gelir gözümün içine girer. Bazen eğlenceli oluyor ama :)
    Melisa Kesmez'i bana bir arkadaşım gönderecek 1-2 güne ben de okuyacağım. Descendants'ı hiç sevmemiştim, zaten Clooney'e de sinir olurum, et kafalı şey :) Gravity'de film yarılanmadan uzay boşluğunda kaybolunca pek sevinmiştim, hahaha, adiyim di mi :)
    E haydi iyi geceler diyeyim de gideyim. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorum Leylak Dalı, senin gözlemlerine bayılıyorum.
      Bir kitabı senden önce okuduğuma da inanamıyorum. Ama sen kesin geriden gelip gene benden önce okuyup bitirirsin. Ben hala yarıdayım.
      Clooney idolümdü. Ama üstünden yirmi yıl geçmiş. İnanılmaz...Yirmi yıl...Gravity'de çok kasılıyordu ama be. Kaybolduğuna ben de üzülmemiştim valla.
      Benden de sevgiler Leylak Dalı'm.

      Sil
  2. Ben de sinir olurum güzel kitapların arka planda olmasına ama neyse ki şimdi bloglar var ve hemen farkediyoruz.
    Daha acıklı bir durum var, çok güzel bir kitapla çok kötü bir kitap yanyana duruyor rafta, birisi geliyor ikisine de bakıyor ve kötü olanı alıp gidiyor, ay ben zor tutuyorum kendimi alma dememek için, beni de bu telaş öldürecek :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne önemli yazarlarla tanıştım bloglar sayesinde gerçekten de Serpil. İyi ki var bloglar.
      O telaşı ben markette yaşıyorum desem? Migros'ta filan. Kitaplarla alakası yok. İnsanlar cips filan aldığında, hatta cipsin yanında kola ve gofret varsa, direkt kendimi ortaya atıp "ne olur bırak onları" diyesim geliyor. Bak cips yerine mısır patlat, cola yerine portakal sık, gofret yerine de bari siyah çikolata al. Eskiden öyle çok fena karışasım geliyordu, şimdi direkt kafamı öbür tarafa çeviriyorum.

      Sil