Çarşamba, Şubat 05, 2014

Kumaş farkı.

Bugünün sanki kumaşı farklıydı. Otur bak anlatıcam sıkılmazsan.

Her şey bazen ters gider ya. Gıcık olursun. Bugün düz gitti. Sürpriz küçük kazanımlar, keyifler.

Bir kere dün akşam bir önceki Toast postunu yazarken uyku bastırdı ya. E gittim yattım. Yattığım gibi uyumuşum. Saatlerce uykusuzluk çeken ben ne ara yattım ne ara uykuya daldım? Sonra bir uyandım sabah olmuş. Saate baktım hemen, herhalde gene saat öğlen oldu diye. Bir baktım daha sabahın körü. Nasıl yani günün yarısı heba olmadı mı şimdi? İyi, güzel. Güzel. Güzel. Çok güzel.

Neyse daha kahvaltı etmemiştim ki bir tartıya çıkayım herhalde bu kilolar aldı başını gitti gene dedim. Hele ki dün akşam abartıp profiterol tatlısının yanına dondurma da yemiştim. (bkz. önceki post). Aaa! Dur bak şimdi hatırladım!!!! Hem akşam duble tatlı hem sabah reçelli tereyağlı kahvaltı. Evet. En son kimbilir ne zaman reçel girmiştir eve. Ona alternatif hep pekmez tahin alırdım. Dün canım çekti. Kendimi mutlu etmek adına aldım. Neyse tartıya bir çıktım. Hayır! İmkansız! Kilo vermişim. VERMİŞİM! Günün başlangıcına bak!!!!

Sonra, bankada işlerim vardı. Hallettim. Sonra çantama iadesi gelen kitapları atmıştım. Oradan yürüye yürüye kütüphaneye. Dışarısı kış güneşi. Tam yürümelik hava. Yolda elli kuruş buldum. Uğur parası dedim cebime attım.

Sonra kütüphaneye geldim. Güvenliğe her zamanki gibi kimliğimi verdim. Telefon numaramı istediler. Abarttılar artık iyice diye geçirdim içimden. Neden istiyorsunuz telefon numarası filan derken ortaya çıktı. Sınav haftası diye kapıda beklettikleri gün boşuna bekletmişler. Üyelerin ziyaretçi kartı almasına gerek yokmuş. Ben bir senedir boşuna her girişte ziyaretçi kartı alıyormuşum. Bundan sonra kapıda beklemek yok. Tabii ki kapıdaki güvenliğin salaklığı. Bana üye olup olmadığımı sormadan sadece öğrenci misiniz diye sorup bekletti. Ve üye misiniz diye sormadan kimlik istedi ilk sefer. Ama bunu bugün öğrendim. Bugün demek ki böyle bir gün dedim.

Neyse kitapları iade ettim. Sonra o güneşli havada canım eve geri gitmek istemedi. Ne yapsam? Ne yapsam? Melisa Kesmez'in kitabını koymuştum kafaya (Atları bağlayın bu gece burada kalıyoruz) . Hakkında şahane bir yazı okumuştum dün. Kafaya koymuştum. Kütüphanede arattım yoktu. Hadi şurdan onu alayım sonra belki bir yerde bir kahve içer onu okurum dedim.

Alkım'a girdim. Alkım beni mest etti. Girişte danışma var. Düzgün düzgün çocuklar, bakınarak bulamadığım kitabı, adının yarısından anlayıp, bilgisayardan bulup, maymun gibi basamaklara tırmanıp trrrrak diye çıkarıp verdiler. Kasaya gidip ödeme yapacakken, yan bölmedeki masaları gördüm. "Kafeniz mi burası?" "Evet" dedi oranın sahibi olduğunu sandığım kişi. Bendeki soruya bak şimdi, inanamadım ya: "Kahve getiriyorlar mı yani?" "Evet! Hem daha üst katlarımızda da var. Hatta terasımız da." TERAS MI? Daha ne isterim ki? Terasa çıktım ki, daha ne istenirmiş anladım. Panoramik boğaz manzarası. Ve üstelik orda kapalı bölümde yer yok diye bana hemen masa getirmeye kalktılar. Yok dedim ben zaten açık hava istiyorum. Ama burası sizi üşütebilir. Olsun üşürsem aşağıya inerim. Orada da manzara var. Nitekim üşüdüm. Nitekim aşağıya indim. Enfes boğaz manzarası, enfes bir kitap, yanında enfes bir neskafe, yanında enfes bir tost tabağı. Hiçbirinin enfesliğini abartmıyorum, hepsi kendi kategorisinde şampiyon. Neskafe bile. Tost tabağını bitiremedim. Çok zevkli bir tabaktı. Tostları üç kat yapmışlar üçgen kesmişler aralara da sade peynir değil kıyılmış domates ve zeytin de koymuşlar, tostun bu kadar zevkli orijinal ve lezzetli oluşu yetmezmiş gibi yanına da garnitür kızarmış patates ve yeşillik de koymuşlar. Birkaç saat oturdum.

Şimdi de evdeyim blog. Belki bir film bulur, fırında kestane kebap yaparım. Ya da biraz daha Melisa Kesmez okurum. Atlattım galiba kara bulutlu günleri. Ahhh bir de unuttum söylemeyi. Melisa Kesmez okurken içimde yazı isteği kabardı ama değerlendiremedim. Şöyle kasap hani bıçaklarını biler ya işe koyulmadan. Öyle bilenmiş hissettim kendimi. O da başka bir güzelliğiydi günün. Küçük gözlemler yaptım ben de. Bu arada çam hala kutulanmadan iki parça duruyor. Ne gam. İlkbahara doğru kaldrırım artık.

4 yorum :

  1. çok sevindim okuncya,mutlu ol hep.Gitsin karabulutlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım 4. Sen de mutlu ol. Sen de.

      Sil
  2. hayat bu işte, bi siyah bi beyaz.
    Seni beğeniyorum lütfen yazmaya devam et.
    ben nilay.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Nilay, teşekkür ederim. Yazacağım elbet. Çünkü artık istesem de duramam. Bir gün roman "mertebesine" erişir miyim onu bilmiyorum ama blog yazmaya sanırım daha uzun süre devam.

      Sil