Perşembe, Şubat 27, 2014

Bugün dünden güzel.




Dün iğrenç bir gündü. Sabahın köründe çok gereksiz bir iş için bankaya gitmem gerekti. Oraya kadar gitmişken kredi kartımda faturalanan anormal faizlerin açıklamasını sordum müşteri temsilcisine. Özet geçmem gerekirse kızla hiç gerek yokken dalaştık. En son kredi kartları müdürlüğünü arayıp bana gerekli açıklamayı getirebildiyse de arada bana laf soktu. Orada bulunan nötr birisi "ama sen de ona ... dedin" diyebilirdi. Neyse bütün günümün içine sıçtı onun bana laf sokması. Bütün günümün ama. Akşama kadar. Zaten uykuluydum, açtım ve tansiyon-nabız ilacımı almamıştım.

Sonra eve geldim. Kahvaltı ettim.(ilacımı da aldım) Sonra durmadan üşüyordum zaten ve karnım da ağrıyordu. Yorganın altına girip uyudum. Uyandığımda saat öğleden sonra beş olmuştu üstelik rüyamda kızı üzdüğümü düşünüp gönlünü almaya çalışıyordum. O rüyayı hatırlayınca daha da sinir bastı. Neden bu kadar anlayışlı olmam gerekiyor ki diye. Ayyyh....

Gün içinde yaptığım tek verimli iş, biraz dışarı çıkıp mutfak için alışveriş yapmaktı. Sebze filan aldım. Bir de kuru kayısı ve badem. Onlarla hoşaf yaptım. Evde hazır bir çeşit bulunması beni mutlu ediyor. Sonra işte biraz arkadaşımın yazdığı yayınlanmamış romanı okudum.

Neyse gece oldu işte. Ve ben buraya gelip sızlanacaktım ki gereksiz geldi ve yattım. Mutsuzum diyordum içimden. Mutsuzum ve bütün dünyadan, bütün insanlardan nefret ediyorum. Ayaklarım da buz kesmişti. Bir yanım kesin PMS bu derken, günleri hesapladım, yok daha var. Ama bu "kutlamalar" kırk gün kırk gece mi sürüyor nedir, kahretsin!

 Neyse söyleyeceğim o değil, bir anda dümeni kıran bir fikir geldi. Bir blogger yazmıştı Kafka'nın lafını "Korkunç olan hayat değil, insanlar." diye. Evet. Doğru. Herkesin içinde potansiyel kötülük var, kırıcılık var. Sonra Beki Bisa'nın meditasyonunun bir bölümü geldi aklıma. Kırgınlıkların, öfkenin senin üzerinde bıraktığı etkiyi onaran renkli bir ışık hayal etmeni istiyor meditasyonun sonunda. Ben de bir su hayal ettim. Ve beni kıran, yaralayan bir kişiyi hayal ettim. Sonra üzerime boca edilen bir su. Ruhumun üzerinden akıp giderken su kırgınlıkların etkisini de götürüyormuş. Liste kabarıktı blog. Sular boca edildi, edildi, bitmedi. İşin ilginç tarafı sular akıp giderken her kırgınlıktan çıkan suyun rengi farklıydı hayalimde. Bir tanesi mesela soğuk bir sarıydı. Hani floresan ışığın aydınlattığı açık sarı badana sarısı. Bir tanesi ise bildiğin pis bir griydi. Hani kapıcılar apartmanların merdivenlerini siler de sonra kovanın içindeki suyu sokağa döker ya. Öyle bir gri. Neyse bir süre sonra, sular masmavi oldu. Bebek mavisi. Rahatladım. Zaten hemen sonra uykuya dalmışım.

Sabah telefonla uyandım. Muhasebeci arıyordu. Olmayan bir vergi borcumuz vardı. Haftalar öncesinden halledecekti. En son geçen hafta aramıştım. Yarın halledeceğim, size döneceğim demişti. Ve geçen haftadan beri dönmemişti. Halletmiş onu haber veriyor! Nasıl sevindim! Nasıl mutlu oldum! Çok geriyordu beni onu tekrar arayıp, "halletiniz mi" diye sormak. Ona sevindim aslında. Oh. Mis. Ve günümün güzel geçeceğine bir işaret olarak yorumlamak istedim.

Beni sevindiren diğer şey ise bilgisayarı söküp elektrikli süpürge ile içinin tozunu aldığımdan bu yana, ısısı düştü ve artık ikide bir takılmıyor orayı burayı açarken. Can çekişiyormuş meğer. Bazen dakikalara bakıyordum, on dakika boyunca takılmasının geçmesini beklediğim oluyordu. E yoruyordu beni bu zart zurt takılmalar. Arada bir söküp tozunu alıp monte etmeli gene. Çok bağlıyım bu laptopa. Çok seviyorum.

Şimdi gelelim günün kararlarına. Geçen günkü bir yazıda anladım. Verimsiz geçen günlerin verimsizliği tembellikten değil. Çünkü bakınca o güne, aslında bir sürü iş yapmışım. Ama hepsi kısa vadeli işler. Anlık. Ve önemsiz. Savrulmuşum ordan oraya bütün gün. Burda direği doğrultma operasyonu başlatmam gerekiyor. Şart. Acil.

"Biraz gri bugün Istanbul. Sanki yakasına yapışılmış gibi huysuz." dedi şimdi radyodaki spiker. Ne güzel söyledi bir anda. Ama bence bütün gri bulutlara rağmen bugün dünden çok daha güzel bir gün.


Görsel: wallpick.com sitesinden alındıtır.

14 yorum :

  1. küçük joe ne dedin kıza hakkaten valla çok merak ettim:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahahaha çok komiksin absalom!!!! :D :D :D

      Sil
    2. Dedim ki şu kadar liranın faizi oran şu kadarsa şu kadar gün için şu kadar eder dedim. Kız da bana ekran açılmıyor hesaplayamıyorum dedi. Bu bir kaç defa tekrarlandı. Ben cep telefonumun hesap makinesiyle ona gösterdim filan. Onlar farklı hesaplanıyor dedi. Ben de en sonunda dellenip nasıl hesaplayamıyorsunuz, bankada çalışıyorsunuz, faiz hesapları ilkokul 3. sınıf matematiği dedim.

      Sil
    3. vuhuuuuuu:))

      valla ben sana bişi diyim mi joe onun rüyalarına daha çok girer bu mevzu...
      kalkıp iki tane patlatsaydın daha az acıtırmış şahsen bence bilakis ahahaaaa.

      neise...
      yapıcak bişi yok artiztik yapmasınlar bizim küçük joe muza kardeşim alla alla:))

      Sil
    4. Yok, ben karar değiştirdim. Yarın ona küçük bir hediye neyin birşey alıp gönlünü alıcam. Kız sonuçta yardımcı olmaya çalıştı bana, daha önce de yardımcı oldu. Ben bazen durup durup patlıyorum insanlara. Ne gerek var ki kalp kırmaya. İki günlük dünya zaten.

      Sil
  2. sanırım bir günümüz diğer günü tutmayacak.
    Kafka'ya katılıyorum bende.

    geçmiş gitmiş olsun can sıkıntın.

    birde arkadaşının yazdığı romanı okumak güzel bir duygu olsa gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım haklısın 4. Dengesiz seyrediyor ruh hallerim şu sıralar.
      Arkadaşın yazdığı romanı okumak güzel gerçekten. Darısı hem senin hem benim başıma diyelim mi? Haydin dedim gitti.
      Bu arada senin blogun sayesinde şahane bir blogger keşfettim bugün. Bütün gün onun yazılarını okudum durdum. Fermina Daza (stupid little things). Mahlasının anlamını da çok merak ettim. Görsem de sorsam :) Daha bütün blogunu altüst edesim var ama tutuyorum kendimi.

      Sil
    2. Darısı başımıza olsun.:))
      okurum ben senin yazdığın herşeyi.

      Fermina Daza,harika.

      içten ve samimi yazar.çok severim ben de.
      Dağıt dağıt ,altüst et blogunu.Bişey demez:)

      Sil
  3. Ay sinsi gibi geldim "oha benden bahsediyorlar!" diye heyecanlanıp ahhahaha :D
    Fermina Daza, Marquez'in Kolera Günlerinde Aşk romanındaki kadın karakter. 14-15 yaşındayken okumuştum ilk defa, bir çarptı ki beni, 20 yıldır kendime pelerin yaptım Fermina Daza'yı, öyle dolaşıyorum ortalıkta. Fermina'nın içinde gerçek adım da var, oh oh yeme de yanında yat oldu biraz ergen halime :)
    4, ben de senin çok hastanım, bugünkü misafirlerin gitse de yazsan :) Yani hayatımda karşılıklı "sardunya" deyip de birbirimize dünyaları anlatabileceğimiz biri olacakmış, söyleseler inanmazdım.
    küçük joe, ben biraz önce bitirdim blogunu okumayı :) Ne olurdu aynı şehirde yaşasaydık, birlikte kütüphaneye giderdik, bir yerlerden denize bakardık, çekirdeklerden ağaç yetiştirirdik. Hem sevindim seni bulduğuma hem de bozuluyorum neden kimse Ankara'da yaşamıyor diye. Bir ben mi oturuyorum yahu bu şehirde?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fermina'm gel gel. Hoşgelmişsin. Kolera Günlerinde Aşk'I okumadım. Demek roman karakteri adıymış. Çok merak ettim. Kesin okumam lazım. Ama merak ettiğim o kadar çok kitap var ve ben o kadar az okuyorum ki. Kahretsin. Neyse.
      Şu son paragrafı okurken kalbim yerinden çıktı. Neeeaa bütün blogu okumuş mu diye. Aynı o senin gelincik'i gördüğümdeki gibi. O zaman da kalbim yerinden çıkmıştı. Nasıl sevindim, nasıl. Aynen ben de aynı hisleri duyuyorum. Ne vardı sanki aynı şehirde yaşasaydık ne güzel olurdu ya uf. Neyse belli olmaz hayat. Belki bir gün o da olur. İki yaz önce gittim Ankara'ya. Başka blogger dostların davetlisiydim. Çok tuhaftı orada olmak. Çok güzeldi. Çok başkaydı. Sonra...sonra çoook gelişti olaylar. Akıl almaz durumlar. Neyse.
      Ziyaret başka aynı şehirde yaşamak başka ama zaten. Ben mesela sana telefon açıp hadi kalk Fermina vapura binelim diyebilmeliyim. Sen de bana bak geldik buraya kadar balona da binelim mi demelisin. Ve binmeliyiz. Resim filan çekmeliyiz. Sonra da adalarda piknik yapmalıyız. Sonra oranın vahşi köpekleri kovalamalı bizi. Macera filan. Öyle geldi hayalime bir an. Fazla aksiyonlu oldu sanki sonu :D :D :D
      Fermina senden yoksa Datça'dayken bir blogger bahsettmiş olabilir mi? Bir dilim sohbet blogunun yazarı mesela. Z. Yazmiyim ismini tam olarak buraya.

      Sil
    2. Bir dilim sohbet blogunu hiç görmemişim ben, düşünüyorum ama herhalde tanışmıyoruz. Şu yan taraftan bakıyorum da takip ettiğin bloglara, Leylak Dalı mesela çok süper sergi-müze-pastane partnerimdir, onun Datça'da tanıdıkları vardı sanki. Çok zorladım, uzak ihtimaller :D
      Kolera Günlerinde Aşk'ı da nerdeyse ezberledim okuya okuya ama çok sevdiğim bir arkadaşım yıllarca süründürüp en sonunda geçenlerde bitirdi ki çok okur, hızlı okur. Ben de 4'e yetişeyim diye Masumiyet Müzesi'ne başlayacaktım bak bu hafta sonu, şiştim, kütüphaneye gidemedim :)
      Ay ben varım her türlü aksiyona! Vapura binmeyeli yıllar oldu, sırf ona bile heyecanlandım :)

      Sil
    3. Yok Leylak Dalı başka. Doğru ya o da Ankara'da. Yandaki takip ettiklerimde yok neden ben de bilmiyorum ekleyeyim onu ben. Çok sık güncellemiyordu herhalde ondan. O zaman belki de ben senin yorumlarından birini gözümün ucuyla filan gördüm Leylak dalı'nda filan oradan bir aşinalık var kesin.

      Sil
  4. güzel insanlar bir şekilde bir yerde karşılaşırlar.

    biraz kayahan amcanın şarkı sözü gibi oldu bu ama öyle.
    iç yansımalar dönüp dolaşıp evrende çarpışıyorlar sanırım.
    (umarım iyi bir laf etmişimdir)

    sizin gibi yazalar yazdıklarıma böyle laflar edince kendimi bir halt gibi hissediyorum.Kanatlanıyorum.

    öpüyorum gözlerinizden:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 4!!! kanatlan azıcık hiç zararı yok ki. Sen İzmir, Fermina Ankara ben Istanbul. Gene iyi buluştuk bence :))) Bugün de sayenizde güzel geçti.

      Sil