Pazar, Şubat 02, 2014

Boktan günler (devam)

İki gündür yatalak hasta gibi yatakta yatıp duruyorum. İçimi kapkara örümceklerin ağları kaplamış. Hani bir grup insanı Merkür'e mi Mars'a mı ne gönderecekler ya temelli. Hangi zavallı kabul eder diye düşünürdüm. Sorsalar ben kabul ederim şu ruh haliyle. (Onunla ilgili bir roman fikri oluşuyor zaten kafamda duştayken. Sonra geçiyor). Neyse kaçasım var yani şu dünyadan. M. da değil şu an bu boktanlığın sebebi. Yani tek başına değil.

Bütün ev işlerinin ucunu bıraktım. Yemek işini ise şöyle hallediyorum: kaç gün önce bu kadar fena değilken bir patlıcanlı börek yapmıştım. Yanına mısırlı turplu göbek salata yapıyorum üzerine de keten tohumlu tarçınlı şekerli yoğurt. Üç gün filan onu yedim. Dün de dolapta nohutlu pilav artmıştı, ta önceden, biraz turşu da vardı. Onları yedim bir de aynı tertip yoğurttan. Bugün bir parti çamaşır attım makineye. Büyük gelişme. Mecbur. Giyecek temiz birşey kalmamıştı. Hala yıkanıyor içerde.

Şu anda bile gidip yorganın altına giresim var. Sadece yoruldum yorganın altına girmekten. Yaramıyor bir de. Daha fena çöküyor moralim. Bir de hasta mı olucam ne, bir zangır zangır titreyip, bir ter içinde kalıyorum.

Sadece blog yazmak istiyorum. Ne film, ne belgesel, ne kitap. Ne yoga, ne meditasyon, ne yürüyüş. Hiçbirine hevesim ve mecalim yok.

Keşke mükemmel bir sevgilim olsa. Sonsuz güven duyabileceğim. Beni asla kırmayacağını bildiğim. Neden şimdiye kadar rastlamadım ki öyle birine? Bu saate kadar rastlamış olmam gerekirdi. Belki de yoktur öyle biri. Sonsuz güven diye birşey yoktur. Asla kırmamak da yoktur. Hani diyor ya şarkı: everybody hurts. (herkes kırar). Bazen herkes ağlar.

Geçecek biliyorum. Bir kısmı kimyasal bu bunalımın. Bir iki haftaya eski keyfim gelir gene. Başlarım gene kek pişirmeye, browni yapmaya. Evin içinde şarkı söylemeye. Dışarda dolaşmaya. Fakat şu an...Şu an hayat çok boktan.