Pazar, Aralık 08, 2013

Sabahın beşi be blog...

Saat sabahın beşi. Uyku tutmadı. Günlerdir öğlen birden ikiden önce kalkamıyordum. Ben de karar verdim, uyku saatlerimi geriye alamadığım için ileriye taşıya taşıya normal düzene kavuşacağım. O yüzden kalktım. Bugün ilk gün, hedefim saat gündüz dokuza kadar dayanmak. Bakalım.

Belki kekikli ekmek yaparım. Keşke zeytin de olsaydı. İyi giderdi.

Biraz da örgü örer, sesini çok açmadan belgesel filan izlerim.

Aslında Pazar gününü öykü yazmaya ayırmak istiyordum. Belki uyandıktan sonra koyulurum. Olabilir.

Aslında hiçbir şey yapasım yok. Her bir iş için kendimle cebelleşiyorum. Yapmam gereken her iş sonuna bir soru eki alıp beni süründürüyor. Misal. Ekmek yapayım. Mı? Yapsam mı ki? Ama streç film çok pis dolandı. Hem o güveç kaplarında sütlaç yapacaktım. Zaten güveç kapları yeterince derin değil. Diğer kaplar da çok küçük. Büyük yapınca bayatlıyor. Dörde mi bölsem? Dörde bölsem kaç gram gelir her biri? Filan...Çok yorucu. Yapmiim o zaman diyince de karşı ataklar başlıyor. Ama çok güzel kokuyor. Bir de dolapta nefis taze keçi peyniriyle nasıl güzel gider yanında çay. Oh mis. Eh be! Neyse tek derdim bu olsun. Buna da şükür.

Ekmeği yoğurdum. Malzemeleri çıkarması, harmanlaması falanı filanı toplam 15 dk sürdü. Şimdi mayalanacak.

Hava kaçta aydınlanıyor acep? Dışarısı hala zifiri karanlık. 7.12. Daha bir saat varmış. Boğaziçi Kandilli Rasathanesine göre. Dışardan bir uçak geçiyor. Kimbilir nerden geliyor. Kimleri getiriyor. Sarhoş gibi oluyor insan uykusuzken. Hafif saçmalama filan.

En son Primer'ı izledim. 2004 yapımı. Sundance ödüllü. Sarmadı. Hem de hiç. Pff...

Bir de Leonardo da Vinci ile ilgili arte belgeleseli. O güzeldi bak. Beni en çok etkileyen kısmı, Leonardo'nun Floransa'ya ünlü olmak amacıyla gitmesi oldu. Adam şan şöhret peşindeymiş. Hiç der miydin? Koca Leonardo artiz olmak isteyen yeni yetmeler gibi. Pheee....O zamanın Floransa'sı da şimdinin New York'u filanmış herhalde. Gitmeli şu Floransa'ya. İkinci etkileyen kısmı o zamanın insanları ile geçinememesi. Riyakarlıklar, kalp kırmalar tabii ki o zaman da varmış ve o da tüm bunların arasında hayatta kalmak zorunda kalmış, ve zorlanmış. Üçüncü nokta ise, savaştan nefret ettiği halde, Milan dükünün himayesine girmek için savaş topları ve bilumum silahlar tasarlaması. Kendi içinde ne büyük çelişkiler yaşamış. Oysa bu kadar ünlü tarihi bir insanı düşünürken kafamda herşeyi aşmış birisi gibi geliyor. Değil işte. İnsan o da. Rönesansı merak ettim ben de. Daha çok şey öğrenmek istiyorum. Bilgim çok çok yüzeysel. Ama şu an izleyemeyeceğim o rönesans belgeselini. Şu an değil.

Keşke şu dört beş saati verimli değerlendirebilseydim. Ama olmayacak. Planım tutarsa o bile büyük şey. İki buçuk saat kaldı zaten. Haydin bakalım yayınla blog.












Hiç yorum yok :

Yorum Gönder