Perşembe, Ekim 10, 2013

Little little in the middle.

Bu akşam için başka planlarım vardı. Ama yazı sineği ısırmış beni, yazmadan duramıyorum.

Birincisi unutmadan buraya not düşeyim. Masumiyet Müzesi sonunda bitti. Sanırım Özgür haber bekliyordu. Evet bitirdim. Azmetmiştim. Başardım. Artık istediğim kitabı okuyabilirim.

İkincisi galiba depresyon sapağını geride bıraktım. Maddesel olarak yazdığım listeden her gün üçer beşer keyif verici maddeyi gerçekleştirdim geçtiğimiz günlerde. İki gündür de duvarlara bakıp onu düşüneceğime çoktandır ihmal ettiğim ev işlerine yoğunlaştım. Tavsiye ederim. Aşk acısına birebir. En azından kontrol edebildiğiniz bir sorunla uğraşmış oluyor ve meyvesini temizlik dirlik düzen olarak topluyorsunuz akşam olunca. Evin ve kendimin ihmal ettiğim işlerine verdim kendimi. Bakımı yapılmayan kombi, kırık azı dişim, hobi odasının karmakarış olmuş boncuk ve dikiş kutuları. Hepsi de "ihmal edilenler" kategorisinden "work in progress" kategorisine terfi ettiler. Hiç acı çekmiyorum, çok mutluyum lalalala filan demiyorum elbet. Köpek gibi özlüyorum onu. Ama işte meşgale icat ediyorum gün içinde. Geçiştiriyorum. Olduğu kadar.

Sonracığıma, Go diye bir oyun keşfettim. Sanırım 3000 senelik mazisi olan bir oyun. Strateji oyunu. Satranç kadar asil değil görüntüde ama bana sorsan ondan aşağı kalır bir yanı yok. Çok karmaşık hesapları var. Dün akşam bir el oynadım da oyun arkadaşım bana biraz inceliklerini gösterdi. Strateji hayattaki en geri kalmış yönüm galiba. Geliştirsem dünyayı fethederim. Bana oyunu gösteren adamda öyle bir potansiyel hissettim. Sanki başlangıç seviyesinde bir Go oyuncusu değil de Amerikan ordusunda general, adam. Merak edip mesleğinin stratejiyle alakası olup olmadığını sordum, bilgisayar programcısıymış. Altından Bill Gates çıksa şaşmazdım, öyle etkileyici, öyle keskindi bana oyunu anlatışı.

Daha daha anlatacak olursam, kafam Alice Munro'ya takıldı. Bu senenin Nobel Edebiyat ödülünü ona vermişler. Fakat kadın kısa bir süre önce artık yazmak istemediğine karar vermiş ve ilan etmiş. Çünkü 82 yaşındaymış ve artık bu yaştan sonra zamanını yazının gerektirdiği yalnızlığa ayırmak istemiyormuş. Kafama takılan nokta bu. Yazı ve yalnızlık. Değer mi bir öykü yazmak için yalnız kalmaya? Ve 82 yaşında artık yalnız kalmak istemiyorsan neden daha önce kalasın? Yani zamanını daha güzel değerlendirebileceğine inanıyorsan, neden bunun için 82 yaşına gelmeyi bekleyesin? Ve kadın artık sözcükleri unutmak olağan bir şey demiş. Bir de o var...Yaşlılığın getirdiği gerileme. Gerçi bu yalnızlık meselesine şöyle bir çare bulmuştum: yazı için belli bir saat ayırıp, mutlaka gün içinde sosyalleşeceğim bir zamanla bunu dengelemek. Ama Munro'nun kararı ile acaba doğru mu yapıyorum diye tekrar bir şüphe düştü içime. Ben kafelerde yazabilen bir insan değilim. En fazla kütüphanede yazabilirim. Bilemedim. Bilemedim...

Sonra en beğendiğim güncel yazarlardan, burada daha önce de bahsettim, Hikmet Hükümenoğlu ile bir mini-röportaj yapacağım. Bugün haberi geldi. İyi geceler küçük Joe'da yayımlayacağım. Beni izlemeye devam edin.

Bir sonraki elişi projem kendi tarot kartlarımı çizip boyamak olacak sanırım. Öyle çok yaratıcı çizimler değil elbette, elimden gelmez. Netten bakıp çizeceğim. Eski kartların arkası uzun süredir lekeli. Normalde onlarla açmamam lazım. Ama dayanamadım. Kesilmiş kartonlar var, derslerde kullanırdım. Onların arkasına çizeceğim. Bir de kutu yaptım mı tamamdır.
Fallara kalmış geleceğine gözyaşı dökersin, gül gibi yare döneceğine daha çok beklersin...
Bu akşam film bulacaktım kendime. Ben gene bulayım da yarın filan izlerim artık. Haydin bakalım. İyi geceler küçük Joe.


12 yorum :

  1. yazmak ve yalnızlık .
    tam kalbimden vurulmuş gibi hissettim.

    yalnızlık ve yazmak mı..?

    yoksa yazmak yalnızlık mı?

    çok karıştı kafam.haa hiç düzeldiği yo ya.şimdi bende düşünüp dururum.

    tarot falımı bakıyorsun Joe.

    YanıtlaSil
  2. Bir yönüyle yazmak ve yalnızlığın siyam ikizleri olduğu kanısındayım. Tek vücütta iki kavram. Ayırmaya çalışırsan ölüyorlar. Yazmak varolabilmek için ikizini sanki görmezden gelmek zorunda zaman zaman. Bu bence işin en zor yanı. Çünkü ne kadar da görmezden gelsen orada o. Yoksa kurguyu karakteri bir şekilde halleder insan ustalaşır zamanla. İkinci zorluk da edebiyata inanmak. Orhan Pamuk bu iki sorunu dile getirmiş röportajlarında orda burda. Sırf bunun için sayarım onu. "Tek başına bir odada çok derin bir hayat
    sürdüğünü sanmak mıdır mutluluk?" der. Bir de "edebiyata olan inancını" zaman zaman kaybettiğini ima eder çalışırken. İnancı geri kazanmak için Paris Review'daki röportajları okurmuş. Bu ikisini dile getirmek cesaret işi bence. Kolay değil bunlarla yüzleşmek. Tam kalbinden vurulmuş hissetmene şaşırmadım o yüzden. Meselenin özü çünkü bence.
    Tarot falına gelince. Bakmamaya çalışıyorum diyelim :))) Ama bazen lazım oluyor. İyi geliyor.

    YanıtlaSil
  3. "Tek başına bir odada çok derin bir hayat
    sürdüğünü sanmak mıdır mutluluk?"

    sanırım bu bir delilik ve bir süre sonra arkandan taş atacak çocuklarda kalmıyor...

    yazma konusunda öyle çok düşünüyorum ki.beynimin kıvrımlarında kayboluyorum bazen.
    yazmak yalnızlık belki joe.
    ama bana göre yazmak kaybolmak.
    kaybolmak çok anlamlı bir kelime...
    sözlük anlamıysa çok önemli değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Delilik mi bilmem ama mutluluk değil ondan eminim.
      Yazmak bulmak bana göre. Anlamı bulmak. Çözümü bulmak. Düze çıkmak. Öyle...

      Sil
  4. Masumiyet Müzesi'nde Kemal'in saplantılı aşkı beni çok etkilemişti. Sen okurken sıkılmış gibisin, ne düşünüyorsun? Bu arada anonim olarak yazdığım için isim veremiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Anonim olarak yazma sen de o zaman. Böyle çok tuhaf oluyor. Kiminle konuştuğumu bilmek istiyorum. İsim veremiyorsan mahlas seç kendine altına mahlasını yaz. Rica edeceğim.

      Sil
    2. Oysa yazdığın yazıyı okuyup bir soru sormuştum. Ama sen son cümleme beni azarlayacak şekilde beş cümle kurdun ve soruma cevap vermeyi düşünmedin bile. Belki de hayatımız boyunca tüm hatalarımız bir yere takıldığımız için doğuyor. Kendimi suçlu hissettim. Daha yazmayacağım.

      Sil
    3. Azarlamadım sadece tuhaf oluyor kiminle konuştuğumu bilmemek. Ve merak ettim. O yüzden de cevap vermeden kim olduğunu bilmek istedim. Ama daha yazmak istemiyorsan senin bileceğin iş.

      Sil
  5. Yazının getirdiği yalnızlıkla ilgili enteresan bir anekdot okumuştum belki ilgini çeker: Iris Murdoch anlatmış. Bir kafeye gittiği zaman tek başına oturur kitap okurmuş ve hep birilerinin gelip de onunla konuşmasını beklermiş ama insanlar Murdoch onları kendisiyle konuşacak kadar entelektuel bulmazsa diye çekindiklerinden konuşmazlarmış ve aslında kadın sırf birileriyle konuşmak için kafelere gidermiş.

    Bu arada sana iyi gelebilecek bir kitap tavsiye edeyim mi tam bu ruh haline uygun, sakin temiz İskoçya Sokağı serisi sanki seversin gibi geldi..ama bilemiyorum tabii ki:) Bırak uzaktan birine kitap önermeyi insan yakından tanıdığı birine kitap önerdiğinde bile çuvallayabiliyor.dev risk aldım sanırım şu an:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Özlem, yorumuna ancak cevap yazabiliyorum. Kusuruma bakma lütfen. Iskoçya sokağı'nı not alayım okunacak tavsiye kitaplar listesine. Ama sıra gelir mi bilmiyorum. Şu sıralar pek okuyamıyorum zira.

      Sil
  6. Insan bazen bilmek ister evet kim bu yazan...deli gibi ister hatta bazen...ama delilik bu ya ben bazen bilmek istemem bi okuyucu notunu yazani...merak etmeyi, hatta kendi kafamda diledigim gibi onu kurgulamayi, onu merak etmeyi falan severim...hatta adi sani belli bloglar olur ya bazen, digerleri gibi degil de tadi daha baskadir onlarin.ama bu arada su adini yazmayan sahisla diyaloguna sahit oldugumuzdan da uzulmrden edemedim...sanki reklamlardai mor inek gelip heryere mutluluk birakacak gibi olmus...sahi hic mutlulugu cikolatada aradigin olur mu mutlulugu?ben simdi midemin uzerine uzanmisken az once suclu suclu cok sevdigim bir arkadasimin budapeste den getirdigi minik bi cikolatayi mideye indirdigimi hatirlayip begenmedigimden mutevellit uzuldum de...iyi geceler kucuk joe...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tekrar okuyunca ne sert geldi kendi tepkim. Oysa yazarken o kadar sert olduğunun farkında değildim. Bir arkadaşım var ona da böyle bir anda aklımdan geçeni söylerim etraftakilere bir huzursuzluk çöker oradan anlarım sözlerimin sert olabileceğini. Ne fena...

      Sil