Cuma, Ağustos 02, 2013

Cuma akşamı.

Şu an bloga post yazmak için ideal zaman. Haftanın sonu ve haftasonunun başı. Aciliyeti olan bir işim yok. Buz gibi bir bardak su, üçlü koltuk ve henüz kararmasına saatler olan hava. Aldım laptopu kucağıma. Biraz aylaklık edeyim dedim.

Üçüncü öykünün konusunu bir türlü oturtamayınca, canım sıkıldı, en sonunda eski bir konuyu yeniden ele aldım. Potansiyeli olan bir konuydu ve ilk yazdığımda aceleye getirip tüm olanaklarını kullanamamıştım. Dün ve bugün onun üzerinde çalıştım. Neyse ki dişe dokunur bir ilerleme kaydedebildim. Önümüzdeki hafta tahminimce taslağı biter, gerçek anlamda yazmaya başlarım. Gerçekten de insan yaza yaza öğreniyormuş. Einstein demiş ya önemli olan soruları sormak diye. Yazarken de öyle bence. Konuyu üç aşağı beş yukarı belirledikten sonra onu işlemek için doğru soruları sorman gerek kendine. "Ne tarz bir insan .... ister?" Doğru soruyu tespit ettin mi zaten çalışabiliyorsun, ilerleyebiliyorsun. Cevabı hemen aklına düşüvermese de. Araştırma yapman gerekse de. Tıkandığımda soruları bulmaya yoğunlaşıyorum.

Sabahları erken kalkmak için en büyük motivasyon, boş Istanbul sokaklarında temiz hava almak. Arabalar da az olduğu için az egzos oluyor. Çok güzel oluyor gerçekten. Sokaklar bana kalmış gibi. Sekize çeyrek kala insanlar akın akın ters yönüme akmaya başlıyorlar ama. E tabii herkes işine gidiyor. O yüzden çok geç saate kalmamaya çalışıyorum. Sonra eve geliyorum ve yoga ile geriniyorum, rahatlıyorum. Güzel bir duş ve feedly'den haberleri okuyarak kahvaltı. Bu yeni düzen çok hoşuma gidiyor. Güne zevkli başlangıç oluyor.

Süper Loto'dan para kazandım. Ahahaha! Nasıl da ballandıra-abarta anlatırım ama. Para kazandım dediğim en küçük ikramiye. Ama iki tane. İki kere en küçük ikramiye yani, aynı kuponda, alt alta üç bilmiş makine. Amorti gibi birşey. Artık bozdurur bozdurur harcarım.

Bu hafta kulpları ve tablaları yaptırdım marangozda. Marangoz da ayrı bir post konusu. İlk önce çıtaları olduğu gibi vermeye kalkıştı. "Keserim ama beni delmekle uğraştırma" dedi."O zaman ne yapayım ki ben delinmemiş çıtayı hiç kesme boşuna" dedim. Sonra baktı diretiyorum, olmaz, yarılır dedi. Yok yarılmaz dedim. İçine vidalamıyorum, vida sadece içinden geçecek. Yarım ağızla iyi tamam yarılmaz dedi boynunu büktü. Deleceği zaman da intikam almak için mi artık ne, "canın sıkılıyor bence senin, enişteye Allah sabır versin" dedi. Yurdum marangozu. İltifat da etti ama sonra. Yani ben iltifat olarak aldım. Biliyorsun sen bu işi dedi. E beni yanına çırak olarak alırsın artık dedim. Dükkanı satmaya kalktı. İyi düşününce belki de iltifat filan etmiyordu. Dükkanı satacak adam arıyor. Çıkar dünyası. Peh.

İlk fotoğrafta yukarıdan birinci, üçüncü ve dördüncü kulplar, eski çirkin kulplar. Diğer resimlerdekiler de benim (marangozun da emeği olan) eserim. Aslında daha cilalanması gerek ve azıcık zımparalanması. Ama ben bu brüt, işlenmemiş haliyle seviyorum.




Sadece ev işleri değil elişlerinin de organize edilmesi gerekiyormuş. Bu hafta bunu öğrendim. Öncelik sırası. Zamanlama. Zamana yayma.

Bu koşturma bir gün biter mi acaba? Tam zamanlı işi olanlar nasıl yapıyor? Evli ve çocuğu olanlar? Hatta iki ya da üç çocuğu olanlar? Koca da yardım ediyordur belki. Ne bileyim alışverişi filan da o yapıyordur ara sıra. Ya da ampulü o akıl edip değiştiriyordur. Marangozla o muhatap oluyordur. Bu hafta bir ara Koçtaş'a uğramıştım ya, çift olarak gelen insanlar vardı. Özendim galiba. Ki tatilde B.'ye:"ben hayatımı kimseyle paylaşmak istemiyorum, böyle çok rahatım" demiştim.

Yayıla yayıla iki buçuk saat olmuş. Karnım da acıktı. Saat akşamın sekizi ve dışarısı 28 derece filan. Haydin ben kaçtım. İyi geceler küçük Joe.


2 yorum :

  1. Öyküyü bitirdiğinde okumayı çok isterim. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de sana okutmayı çok isterim Vladimir. Mutlaka göndereceğim.

      Sil