Pazartesi, Temmuz 15, 2013

Tatil notları.



Sana tatil dönüşü otobüsün içindeki internet bağlantısından ulaşıyorum blog. Kulağımda klasik müzik kucağımda bilgisayar yanımdaki koltukta B. oturuyor. Camdan bakınca çam ağaçları, virajlı yollardan geçiyoruz. Az önce yüreğimiz hopladı. Yola bir yavru eşek çıkmış. Ezmemek için fren yapınca bütün otobüs çığlık attı. Buralarda çok oluyormuş. Sonra ezmeden geçtik neyse ki. Geliş yolundakini anlatmiyim. Sabahın dördünde gecenin kör karanlığında uykumuzun arasında alt üst olduk. Şöförün dediğine göre fren yapsaymış otobüs devrilecek ve biz de her bir yana savrulacakmışız. Herkes kazayı ucuz atlattık diye sevinirken galiba ölen hayvan için üzülen bir tek bendim. :(



Klasik müzik dinleyerek otobüsle gitmeyi, giderken de yolu seyretmeyi çok seviyorum.

Datça cennet gibiydi. Özellikle yaşanan kriz öncesi. Keyiften ve mutluluktan ve etrafimdaki güzelliklerden (hatta fazla dini bulsam da nimet sözünü kullanmak istiyorum) ölebilirim gibime geliyordu. Şükredip durduk. Sağlıklı olduğumuza, bu keyifleri yaşayabildiğimize. Denizi ayrı güzel, yemekleri ayrı güzel, ortamı insanları manzaraları, lokma tatlısı. Denizin on, onbeş metre dibinin cam gibi göründüğünü başkalarından duymuş ve abarttıklarını düşünmüştüm. Hiç abartı yokmuş. Gözümle gördüm.

 Bir akşam denizin kıyısında güneş batmak üzereyken Hüsnü'nün yerinde rakı içtik ve yeni bir blogger ile tanıştım B. sayesinde: Z. Sohbet o kadar keyifli ve yemekler o kadar nefisti ki ve manzara ve ışık. Mükemmellik. Mis.

Sonra bahsetmek istemediğim kriz diye kısaca değinip geçeceğim olay oldu. Bir anda tatilin bütün keyfi kaçtı. Lokma bile yemedim o günden sonra. Canım istemedi. Evet insan insanı en güzel tatilde tanır ve tatilin başında da durmadan kendi kendime iyi ki B. ile yeni tanışmıyoruz bu kadar rahat edemezdik diye kendime söyleyip duruyordum. Fakat işte olan bir kere oldu. Ve yine de iyi ki B.'yi önceden tanıyorum. Gene durumu kurtaran bu tanıma oldu. Demek ki hatır bu demek. Hiç hatırım yok mu denir ya. Ne derin ne güzel bir söz. Yüzde yüz bu toprakların ürünü. Aynı kriz başka biriyle olsa sonu böyle bitmezdi. Gönül isterdi ki hiç olmasaydı.



Tatilde bir kitaba başladım. Hikmet Hükümenoğlu: 04:00. Tatil için alışveriş yaparken planlamadan aldığım bir kitap. Planlamadan derken Hikmet Hükümenoğlu'nu okumayı kafama koymuştum ancak ilk kitabından başlamaktı niyetim (Kar kuyusu). Onu da ısmarlayıp tatile denk getirmeyi ihmal etmiştim. O yüzden tatil için eksiklerimi alırken ani bir kararla kitapçıya dalıp bulunan son kitabını satın aldım. Daha önce blogunda yazarlık ve yüzme derslerinin benzerlikleri ile ilgili bir yazısını okumuş ve bayılmıştım. Son kitabı 04:00 ilk satırlarından beni ele geçirdi, keyiften dört köşe etti, kıskandırdı. Tek korkum ilerde fazla popüler olup insanların sırf "ben popüler yazar okumam" snopluğuna kurban ederek haksızlık etmeleri. Ustaca yazılmış. Kitap okumanın zevkini sonuna kadar yaşatan bir kitap. Hakkında çok az bilgiye sahiptim. Çok bahsedip keyfini kaçırmak istemiyorum. Hiç bir şey bilmeden keşfedilmesini öneririm. Az önce otobüste son iki sayfasını okuyup bitirip kitabı B.'ye devrettim. İstanbul'a gider gitmez diğer kitaplarını alacağım. En sevdiğim üç türk yazar listesinde Aslı Erdoğan ve Hakan Günday'ın yanında yerini aldı. Hem her yere kitabını taşıdım hem de denize girmek için okumaya ara verdiğimde attığım kulaçlarda salladığım bacaklarda suya verdiğim nefeslerde hep aklımdaydı.

Datça'da dikkatimi çeken şeylerden biri de yaşlı insanların ne kadar hayat dolu ve mutlu olduklarıydı. Hiç İstanbul'daki yaşıtları gibi değildiler. Hiç yaşlı insanlar gibi değildiler. Sıfır kasvet. Bol deniz. Bol neşe. Doya doya deniz temiz hava güneş. İnsan sırf bunun için oraya yerleşebilir.

Bu sene yapabilir de tekrar gidebilirsem rüzgar sörfü dersi almak istiyorum. Bakalım.




İki kere tekne turuna çıktım. Deniz çok temizdi. Biraz soğuktu ama temizdi. Ah! Aklıma gelmişken buraya not düşeyim. Yeni bir teknik geliştirdim soyuk suya kendini çabucak atabilme tekniği. En yapamadığım şeydi. Fakat tekne turunda molalar sadece yarım saat olunca ve merdivenden inerken arkanda sıra olmuş insanlar sabırsızlıkla bekleşince öyle yayıla yayıla yok önce omuzumu ıslatıyim yok sonra sırtımı alıştıriyim yok ben gene giremiyorum vazgeçtim geri gideyim olmuyor. Mike mike giriyorsun afedersin ya da giremezsen karşıdan bakıp içinin gitmesini göze alıyorsun. Niye geldim ki buralara kadar madem seyredecektim diye düşünüp. Benim gibi üşüngeçler için acil durumda gözünü karartıp nasıl bir an evvel buz gibi suya atlanır tekniğini açıklıyorum şimdi. Önce soğuktan kesilen nefesini normale dönüştürmeye çalış. Bir kaç kere nefes al nefes ver normal tempoda. Sonra nefesini normal hızına getirdiğine kanaat getirdiğinde nefesini al ve verirken suya atla. Burada işin püf noktası tam nefes vermeye başlamakla suya giriş anını denk getirmeye çalışmak. Nefesine konsantre olduğun için vücüt suya atlarken atlamamak için gösterdiği direncini bir an kaybediyor ve zaten suya girdikten sonra hemen alışıyorsun. En fazla bir kaç kulaç atıyorsun soğuk soğuk o kadar. Ama diğeri yani alıştıra alıştıra girmek gerçek işkenceymiş. Bir daha yapmam. Yoganın tatile uyarlanmışı böyle oluyor blog. Nefes.

Kendi adıma yol boyunca ve tatil boyunca gözümün hep bitkilerde ağaçlarda tarlalarda olduğunu fark etmem.

"B.! Tarlalara bak! Çok kıskanıyorum!"
B. den cevap:
"Onların tarla olduğunu nerden anlıyorsun?" Bu kadar ilgi alanının dışında. "Bu sence fıstık ağacı olabilir mi B.?" B. artık bezmiş ama gene de hani çocuğuna anlayış ve sabır gösterirsin ya..."Bilmem...Olabilir. Antep'te yetişiyorsa burada da yetişebilir."




Bal kabağı ekmişler Datça'nın merkezinde. Bir otelin kenarına (bkz kaktüsün altındaki resim). Sordum. Teyit ettiler. Doğru tahmin ettim diye nasıl sevindim.
Hatta sahile çıkan yolun kenarında karpuz bile gördüm! Hayatımda ilk defa karpuzu bostanda gördüm. Oteldeki oranın yerlisi temizlik yapan kadına, yol kenarına karpuz ekmişler diye heyecanla anlatırken o böyle biraz da acıyarak sanki: "Ya evet etrafını çevirip bahçe yapıyorlar." Ne yapsın garibanlar der gibiydi. Yani doğaya hasret şehirliler.

Çok uzun bir yazı oldu ve yarısında laptopun şarjı bitti benim de şarjım bitti. Evden devam ediyorum.
Kötü bir uykudan sonra sağ salim eve varabildim. Evimin çayını özlemiştim en çok. Sabah yapıp içtim. Sabahın köründe manava gittim alışveriş yaptım. Saat sekiz miydi ne. Daha malları yeni boşaltıyordu ve ben salatalık alacaktım. Bir baktım salatalık o kadar taze ki ucunda o dolmasını yaptıkları kabak çiçeğinin aynından sarkıyor turuncu turuncu. Aynı familya aynı çiçek. Palamutbükü'nde pazarda bir teyze satıyordu o dolmalardan. Her yerde satılıyordu da en güzeli o teyzeninkiydi. Doya doya yemiştik.

Evimi de özlemişim. Günlük hayatımı. Listelerimi. Kırmızı koltuğumu, bir işim gücüm olmasını. Amaç edinip peşinde didinmeyi. Şimdi biraz toparlanayım üçüncü öykümü yazacağım önümüzdeki hafta. Ve planlar programlar yapacağım kendime en keyiflisinden. Bu sene kondisyon çalışmak istiyorum belki böyle iki iş bitirdikten sonra helak halde koltuğa yapışmalarım biter. B. demişti. Neden bu kadar çabuk yoruluyorum deyince. Kondisyonsuzluktan olabilir demişti.


Eski Datça'da bir gece canlı müzik dinleyip yemek yemiş bira içmiştik. Keyifliydi. Cırcır böcekleri şarkıya eşlik ediyordu.



4 yorum :

  1. 04:00 hakkındaki yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Çok sevindirdiniz beni. Roman taslağı hakkındaki yazınızı da okudum; hiç şaşırmayın, aynı tarif ettiğiniz gibi oluyor. Sakın pes etmeyin. Umarım devamı da sizi böyle güzel bir şekilde heyecanlandırır.

    Hikmet Hükümenoğlu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu an ağzım kulaklarımda. Bu yorumu hiç beklemiyordum. Hele diğer yazılarımdan birini olsun okumanızı. Pes edecek gibi olduğumda gelip gelip okurum artık. Böyle zor bir günün sonunda ilaç gibi geldi. :)

      Sil
  2. Eski Datça'da Antik Bar ayol burası :) Aynı tarihlerde ben de oralardaydım, bizim kazı evi az aşağısındadır Antik'in. Yanyana masalarda oturmuş olma ihtimalimize gülüyorum şu anda, çok hoşuma gitti.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet doğru sen yazınca hatırladım Antik Bar adı. Hadi ya!!!!!!!!!! Orada arkeolojjik kazı mı yapılıyormuş ki? Bize kimse bahsetmedi. O akşam çok tenhaydı biz gittiğimizde. Hatta ilk başta sadece ben ve tatile beraber çıktığım arkadaşım B. vardı. Sırf bize çaldılar. Sonra birkaç kişi daha geldi. Ne garip hayat ama ... :))))))

      Sil