Salı, Temmuz 30, 2013

Harıl harıl haldır haldır haller.



Yan tarafa bu blogun isminin hikayesini ekledim. İlk günden yapmalıydım aslında. Olsun.

Pestilim çıkmış durumda yine. Homo Scribus olamadım bugün. Domesticus'tan hallice. Sabah kalkamayınca bütün program rezil oldu. Ben de bugünü bari elişlerine ayırayım dedim.

Aklımda bir duvar saati projesi vardı. Suntanın üzerini karatahta boyasıyla boyayıp bir saat mekanizması monte edecektim. Sayıları da tebeşirle üzerine yazacaktım. Nette gördüm. Gitti gidiyor'da. Yapması kolay.

Fakat nasıl olduysa oldu olay gene döndü dolaştı temizliğe geldi. Bu sefer yerdeki taşların arası. Bütün suç Pinterest'te. Kadının biri fayans aralarını temizlemek için mucizevi bir formül bulmuş. Bir ölçü sirke, bir ölçü tuz, bir ölçü karbonat. Döküyorsun fayansların aralarına bir saat mi ne bekletiyorsun. Fırçalıyorsun. Fotoğraf filan koymuştu. Öncesi ve sonrası diye. Gerçekten inanılmaz. Fakat bu internetteki her temizlik işine karbonat denmesine feci sinir oluyorum. <<Karbonatın fiyatını merak ettim bir gün. Bir eczaneye sordum, bir de markette baktım. Kuş kadar şeye dünya para istiyorlar. Sanırsın kiloyla satılan sudan ucuz bir malzeme.>> Karbonat bozdu işi yani.

Derken şeytan dürttü. Dedim ben şu benim Mr. Muscle'la denesem gene? Bakarsın oluverir. Mutfaktaki yer taşlarının arası da kapkara olmuş farkında değilim. Fıslattım dört kere. Azıcık bekledim. Beklerken bir tepkime görür gibi oldum, dedim galiba olacak. Sanki gazoz gibi fışırdıyor. <<Yemin ediyorum Mr. Muscle'la herhangi bir sponsorluk anlaşması, hissem çıkarım neyim yok. >>Beş saniye beklemeden fırçalayınca yeni gibi yaptı taşların arasını. E tabi geri kalanını da temizlemek farz oldu. İşin kötü tarafı çok zevkli olması. İnsan yerdeki taş aralarını temizlemekten zevk alır mı yahu? Ara ara yabancılaşıyorum kendime. E kaptırdım duramıyorum. Bakalım şurası nasıl olacak diye diye. Sadece yoruldum. Leşim çıktı.

Dışarıda yazın en sıcak günü. Hadi dedim banyonun ampulünü de değiştireyim. Onun için de dışarı iki kere çıktım.

Sonra baharatların durduğu çekmeceyi boşaltmak farklı değerlendirmek istiyordum. Baharatlar için yuvarlak alüminyum mıknatıslı kaplar var. Üç yere de onları sordum. Yok. İkea'da var asıl ama onun için İkea'ya gidecek halim yok. Koçtaş'ın internet sitesinde buldum. Kalktım Koçtaş'a gittim. İnternet sitesindeki ürün aslında kıç kadarmış, üç tuz tanesi anca sığar. Mıknatısı da yokmuş. Var da aynı fiyata değil filan ooof. Almadım. Hevesim kursağımda kaldı. Ne güzel onlardan on iki tane alıp buzdolabına yapıştıracaktım. Bir çekmeceme de rahat rahat başka malzeme koyacaktım. Olmadı.

Koçtaş'tan çıktığımda saat yediyi geçiyordu. Yorgunluktan ölmüştüm. Hani metroya kadar sürüne sürüne gidersin de güç bela kendini üç kişilik bankta iki kişinin arasına sıkıştırırsın ya, tam kıçını dayarsın banka, yorgunluk kemiklerinden kaslarından süzüm süzüm süzülüp sanki altındaki bankın tahtasına geçer. O usul usul geçişin her anını hissedersin. Öylesine bir yorgunluktu işte.

Daha daha hurç alıp kışlık botları ve ayakkabıları içine koyacak, salondaki sepetlere de marangozda tabla yaptıracaktım.

Daha daha neler neler. Her yere koşturdum ve duvar saati yalan oldu. Elişi projeleri olduğu gibi kaldı. Neyse o da olur bir gün.

Bütün suç Pinterest'te. Orda gördüğüm herşeyi yapmak istiyorum. Hemen. Bir günde.

Neyse bu akşam erken yatayım bari. Yarın biraz yazı yazarım. Bir iki konu belirdi. O kadar ümitsiz değilim geçen haftaki gibi yani. Ama zor konular. Dur bakalım.



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder