Perşembe, Haziran 06, 2013

Malum Olaylar-2

Her ne kadar az önce Taksim'de atılan havai fişeklerin sesi salonuma kadar geldiyse de ben bu olayların bittiğine inanmıyorum. Devlet gerçekten geri çekilmeye karar verseydi az önce burada şenlik havası varken Ankara ve Rize'de polis insanları sıkıştırmaya devam etmezdi. Bence polisleri dinlendirip biten gaz bombalarının yerine yenisinin konulmasını bekliyorlar.

Söylenecek çok söz var. Her şeyle ilgili. Böyle olmasından nefret ederim. Zordur böyle zamanlarda bir şeyler yazmak. Sanki önem sırası hep şaşar. Toparlamak gerekir. Toparlayacak gücüm yok o yüzden sırasız:

  • Kendime boşu boşuna kızmışım bunca zaman. Haberleri almıyorum gazete okumuyorum düzenli olarak diye. Sebebi varmış. Bu kadar apolitik olduysam bunca zaman o da kesinlikle benim kişilik özelliklerimden kaynaklanmıyormuş. Bunu anlamak da önemliydi benim için. Şimdi bazı şeyler o kadar net ki.

  • Sonra kişisel meseleler var. Benim arkadaş listemde olup da bunca haber geçmeme rağmen yurtdışında yaşarken "nasılsın iyi misin her şey yolunda mı" diye merak edip sormayanlar. Evimde ağırladığım insanlardan bahsediyorum. Okul arkadaşı filan değil. Bir tanesi yakın akraba bir tanesi uzak akraba. Normalde böyle şeylerin hesabını yapmazdım ama artık yapıyorum. Bir yandan da kimin ne olduğunu zaten bilmiyor muydum? Bal gibi biliyordum. Bir tanesini attım listemden. Bir tanesi de niye hala orada duruyor diye soruyorum kendime.

  • Sonra bazı entelektüel geçinen yazarlar var. Onların ilk günden ağırlıklarını koymalarını bekledim. Fakat günler sonra gelen abuk subuk laflarla beni hayal kırıklığına uğrattılar. Belki sütten dilleri yanmıştır belki interneti etkin kullanamıyorlardır diyeceğim ama neden bu kadar anlayışlı düşünmek zorunda olayım ki? Bıktım artık esnemekten.

  • İlk günden meydanlara koşup cengaverlik edemediğim için ağır bir suçluluk duygusunun altında eziliyordum. Şimdi öyle hissetmiyorum. Herkes ne kadarını kaldırabileceğini kendi bilir diye düşünüyorum. Benim şartlarım bu kadarına elveriyordu. 

  • Sonra Ece Temelkuran vardı ve Okan Bayülgen. İkisini de sevimsiz bulurdum eskiden. Agresif bulurdum gereksizce. Oysa artık öyle değil. Okan Bayülgen'in bir çeşit dahi olduğunu düşünüyorum. Ece Temelkuran da gerçek bir entelektüel. Keşke parti kursalar. Oyumu onlara verirdim içim rahat ederdi. Onlar artık benim kahramanlarım.

  • Ve sonra o içimdeki tuhaf önsezgi. Bu olaylar patlak vermeden belki bir hafta kadar önce Kadıköy'den mi geliyordum artık nereden hatırlamıyorum, durup dururken şükretmiştim kendi kendime "çok şükür ülkemde savaş yok, savaş görmedim" diye. Buyur buradan yak.
  • Her şey ne kadar sahte ne kadar yapmacık. Ya da ben ne kadar safım. Başarıyı sırf bilek gücünden ibaret sanacak kadar. Oysa adam gidiyor kilit noktada önemli bir şahsın kızıyla evleniyor basamakları üçer beşer tırmanıyor. Öbürsü siyasetçilerle arasını sıcak tutuyor bir anda "başarıya" kavuşuyor. Ve ben tüm bunlara yeni ayıyorum. Hayır bu yöntemleri gene biliyordum ama hiç arka plana bakma gereği duymamıştım. Kim kimdir nereye neden nasıl gelmiş? Oooof off.
Böyleyken böyle sevgili okur. İçimdeki ses her şey düzelecek merak etme iyi olacak diyor. Ama bir gencecik insan öldü. Hatta ilk günlerdeki haberleri de düşününce en azından üç kişi. Ve kolu kulağı kopan gözü kör olan gencecik başka insanlar. Kahroluyorum onları düşününce. Benim yerime öldüler yaralandılar acı çektiler diye. Keşke onlar için de herşey düzelebilse...





Hiç yorum yok :

Yorum Gönder