Pazartesi, Mayıs 27, 2013

Nemli havalar...

Çoook keyifsizim günlük haberin olsun. Sızlanmaya geldim. Mayıs ayı en sevdiğim aylardan biri yazmıştım mutlulukla ilgili yazımda. Ama artık pek öyle değil düşününce. İki senedir öyle değil. Mayıs babamı kaybettiğim ay. Doğumgünüme az bir zaman kala kaybettim onu. Artık doğumgünü filan kutlamam. Zaten pek kutlamazdım.

Havam ağır yani senin anlayacağın. Bir yağsam ferahlarım belki ama acı boğazımı sıkıyor. Ve ağlamak boş geliyor.

Aslında herşey iyiye gidiyordu. Çiçek gibi yapraklarımı hayata açtığımı hissediyordum. Aynı şu kırmızı dolabın üzerinde duran afrika menekşesi gibi. İngilizcesi "unfold". Kat yerlerimden açılıyorum. Ferahlıyorum. Güneşten hayattan daha çok faydalanıyorum sanki. Bir sabah kalkıyorum ve bir bakıyorum alttan üç dört tane tomurcuk beklemede. Hayatın karşıma çıkardığı sorunlara karşı daha güçlüyüm daha donanımlıyım. Çok şükür kendi ruhumun renklerimi seviyorum. Ve bunların hepsi ufacık mütevazı değişimlerle oluyor. Ve işte hayat bundan ibaret diyorum kendime. Hergün biraz daha gelişiyorsun ve bu sana mutluluk veriyor. Sana ya da çiçeğe, sineğe, böceğe. Fark etmez. Canlı olana. Hayatın tek anlamı bu bence.

Gene de iyiye gider işler herhalde. Bu kadarcık yas artık normal olmalı. Üzülmek normal.

Neyse üzüntüden bahsetmek onu ikiye katlıyor. Ben Masumiyet Müzesi'nden bahsedeyim. Yarıladım. 290. sayfa filan. Uzun zamandır doğru dürüst kitap okumuyormuşum. İlk başta on sayfaya konsantre olmak bile kolay olmuyordu. Şimdi bir oturuşta otuz sayfayı rahat okuyorum. Ama galiba kitabın bundan sonrası daha zor. Bakalım.

Bir kaç gün evvel yeni bir liste hazırladım. Yazın yapılacak yiyecek içecek. Mesela hiç patlıcan salatası yapmadım ben hayatımda. Mücver de listemde var. Keçi sütü aldığım zaman litrelik şişeleri kalıyordu onları atmaya kıyamamıştım. Şimdi malzeme aldım. Limonata için nane şerbeti ve ayran yapıp saklıycam dolapta o şişelere koyup. Bir de su. Evet öğrencilik yıllarımdan kalma. İlk iki sene buzdolabım yoktu yurtta, ve ben o zamandan beri suyu oda ısısında içmeye alıştım. Buzdolabına su koymak aklıma pek gelmiyor. Ve kendi evimde, buzdolabından yazın soğuk su çıkınca bana sanki Mercedes'le geziyormuşum hissi veriyor. Başkasının evinde normal geliyor da. Annemin evinde yaşarken bile o hissi duymuyordum.

Bugün biraz ev işlerini ağırdan alırım. Kendimi gereksiz yere yormam. Sonra da işte normal hayata geri dönüş. Ufaktan ufaktan. Bugünlük bu kadar. İyi geceler küçük Joe.

4 yorum :

  1. Sevgili Küçük Joe, hüzün de iyidir be.. Her daim mutlu olmak da bir tuhaflık göstergesi değil mi? Neredeyse 8 sene olacak, çok sevdiğim birini kaybettiğim gün geldiğinde hala hüzünlenirim, o saatlerde onunla olmak isterim. Yıllar geçtikçe insan kaybettiğiyle ilgili komik/güzel anılar bulup gülebiliyor ama hüzün yine aynı ağırlığıyla kalıyor bir köşede.. Elbet yine Mayıs'ı seveceksin ama o hep seninle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cerenmus'cuk, hüzün iyidir arada sırada belki de dediğin gibi, sadece yıllarını depresyon belasına yedirdiğinde sanki senden gene hayatını çalmaya geri gelmiş gibi korkuyorsun işte. Yani bana öyle oluyor. Elbet zamanla o da geçecek. Ama henüz yaralarım taze demek ki.

      Sil
  2. yeni bir excel dosyası aç istersen tatlım. izlenecek filmler di, pişirilecekler, yenilecekler di, gidilecekler, gelecekler, saklanıp, atılacaklar .... anlayacağın doldur listeyi. feci rahatlatıp oyalıyor. gerçi ben sonrasında hiçbir şey yapmayan türdenim ama yapılabilecek onca şeyi karşımda görmek iyi geliyor. hepsi geliyor geçiyor. sevgiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özgür'cük aslında var o listelerden her bir tarafta. Mesela izlenecek filmler listesi bilgisayarımın masaüstünde. Ki gerçi çok azaldılar ve artık film bulamıyorum, bu da beni ciddi ciddi düşündürüyor. Pişirilecekler de bir küçük not defterinde. Onu excele geçirsem daha iyi olur ama. Diğer excel dosyam biraz fazla yüklü oldu. Belki düzenlerim baştan daha işlevsel hale getiririm. Bana böyle durumlarda en iyi gelen aslında bir elişi projesi. Bir bilezik, bir kolye, bir bluz. Hem kafayı dağıtıyor hem takıp geziyorsun gözüne güzel geliyor. Süsleniyorsun. Yapıcak iş çok da sırası gelmiyor hiçbir şeye.

      Sil