Perşembe, Mayıs 23, 2013

Kuaför.

Bir kuaför macerasını daha geride bıraktıktan sonra işte yeniden karşındayım sevgili blog okurum. İnsanı hayattan küstürür bu işler yemin ediyorum. O kuaför salonlarından nasıl tiksiniyorum, nasıl içim nefretle dolu anlatamam. En çok da o salonlarda maruz kaldığım (evet maruz kalmak) o kadın milletinden. İnsanı cinsel kimliğinden soğutuyorlar o yaratıklar. Onlar kadınsa ben uzaylı olmak istiyorum bir zahmet. Ah semtleri yazmiyim diyorum ama  hadi diyelim: o hali vakti yerinde insanların yanı sıra piyasa yapmak için gelen çakma zenginlerin bulunduğu semtteki kadınlar yok mu? Hani böyle türkçeyi yuvarlaya yuvarlaya ve ağdalı ağdalı konuşan sahte sarışınlar. Onların saçlarını başlarını kaşlarını kirpiklerini yolasım var. Baştan aşağı yandakini süzmeler. Kendini pek bir önemli pek bir elit sanmalar. Ne kadar kapris yaparsam, çırağı manikürcüyü ne kadar ezersem o kadar değerliyim sanmalar... O kadar zavallılar ki! Bugün bir tane geldi. (Bu da küçük mahalle kuaför müşterisi.) Dükkanın müdavimi onu anladık. Ama dükkan sahibiyle öyle bir konuşuyor ki sanırsın adam köle o da onun sahibi. "Kibar adamsın sen seni bilirim!" Tipik bizim cemaatin kadının konuşması ve en çekilmez tavırları. Kendisi imparatoriçe ya. Adama not vermiş bunu da bildiriyor. Nasıl katlanıyorlar bunlara? Adamın da hayatı sonsuz değil ki çeksin bunların kahrını.

Bir yandan bu kadınlar var o dükkanlarda bir yandan da resimle geldiğin halde istediğin saçı benzetemeyen kuaförler.

Bir de geçen sene bunların eğitimine katıldım ünlü bir saç bakım markasının verdiği. Bir kısım kuaförlerin niye böyle olduğunu sonunda anladım. Ama eğitimi veren yabancı adama diyemedim ki " be adam senin yüzünden biz ne çekiyoruz! hiç bu işlerden anlamıyorsun bir de anlıyormuş gibi seni eğitimci yapmışlar yanlışını her yere yayıyorsun!" Adam hepsine diyor ki senin farkın tekniğinde değil sen tasarımcısın. Ver gazı! Ver gazı! He gülüm! Ben kuaföre gittiğimde aslında Christian Dior'un saç için olanını arıyorum çünkü. Bana haute couture bir saç kes Osman abi. Ve eğer onun önerdiği saç modelini beğenmez de müşteri kendi istediği saçta ısrar ederse onu da çırağına kestir diyor. Kendisi tasarımcı ya! Sanat yapmak için açmış dükkanı. Aşağısı kurtarmıyor. Doğrusunu güzelini kendi biliyor! Zihniyete bak! Ve böyle yapanı da gördüm! Var. Ve sanki binbir iletişim taklasıyla kazandığı müşteriyi böyle yaparak küstürmüyor en sonunda. Allah akıl fikir versin.

Konuyu fazlasıyla saptırdım. Nasıl dolmuşsam. Velhasıl bugün saçımı yaptırmaya gittim. Psikolojide bir kural vardır her yas bir önceki yasları çağırır diye. Aynı o hesap her kuaföre gidişim önceki travmaları çağırıyor. Neyse kuaförle kavga ettim gene ve sonunda tatlıya bağlandı. Saçım yanımda getirdiğim modelle yakından uzaktan alakalı olmasa da fena da olmadı. Kaderime razı çıktım ordan. Fakat henüz tatlıya bağlanmadan önce, kriz patlak verdikten adam bana resti çektikten az sonra ( evet bana önce rest çekti sonra da yumuşadı ablacım gel buraya otur filan) kafamın içi sinirden fokur fokur kaynarken, artık savunma mekanizması mıdır yoksa ben cidden pişmeye mi başladım onun işareti midir nedir, bir kuaför hikayesi zınk diye oluştu kafamda. Fantastik türde hemi de. Tamamı değil ama özü. (en zorlandığım kısım) Hemen ruh halim değişti. Gülümsemeye başladım. Altın damarının üzerinde oturduğunu anlarsın ya. Lan! dedim kendime, baksana malzemenin bolluğuna! Seç seç al! Bunca senenin nefretini de kus!

Şu otobüs hikayesi bitsin onu yazıcam yani. Seviniyorum tabii haliyle. Çünkü fikir bulmakta zorlanıyordum. "Kendi" fikirlerim dediğim fikirleri. Arka arkaya gelmeye başladılar. Bir şekilde oluyor. Olmaya başladı. Peşin peşin konuşmak hoşuma gitmese de bu sevincimi paylaşmak istedim işte burdan.

Bu arada bir kaç hafta önce suya bıraktığım avokadom kök salmadı. Kaldı öyle odun gibi. Tekrar denerim tabii denemesine de üzüldüm yani. Galiba çok bekletmeden suya bırakmalı. Ben iki üç gün dışarda bırakmıştım. Kürdandı kavanozdu filan.


2 yorum :

  1. O avokadoyu sen kök saldıramadıysan, o iş yalanmış! Bu arada bu kuaför milletinden ve aynen bahsettiğin kokoş müşterilerinden çektiğim kadar kimseden çekmedim - o da yılda 3-4 kez gittiğim halde.. Yaz valla, sen yaz biz okuyalım!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok yok yalan değil. Saldıranını biliyorum. Öğrenciyken fransızlar çok yapardı bunu hiç anlamazdım. O zaman bitkilerle filan hiç alakadar değildim. Avokado yiyip de çekirdeğinden ağaç yapmayanı dövüyarlardı sanki. Gene kesin denerim olana kadar.

      Sil