Salı, Mayıs 07, 2013

İç dünyamın enstantanesi.

Yeni kayıt dedim blogspota o da açtı sağolsun ama nerden başlayacağımı ne anlatacağımı şu an bilmiyorum. Bundan böyle buraya derli toplu yazılar yazayım diyordum ama olmayacak galiba. Konular çok ve dağınık. Bari konu başlığı açayım:

     Yarışma sonuçlandı

Dün mesela pek parlak bir gün değildi. Yarışma sonuçları açıklandı ve sonuç hüsran. Oysa hikayeme çok güveniyordum. Neyse işte o hayalkırıklığı ile tüm günüm heba oldu. Oysa ben ne güzel program yapmıştım öğleden sonra oturup çalışacaktım filan. Yazı yazacaktım. Akşam filmimi izleyecektim. Olmadı. Dişe dokunur yaptığım işlerden bir yoga var bir de bütçe hesapları.
 
     Haftalık menü

Cuma günü haftalık menü programı hazırladım kendime. Sağlıklı beslenmek ve ne yesem diye düşünüp zaman kaybetmemek adına. (bazen iki saat sürüyor çünkü evet )

Excel programında sütünlara haftanın günlerini, satırlara da beş öğün yazdım ara öğün de var. Sonra kenara: ciğer x2 ; ıspanak x2, balık x 2 ; bakliyat x4, meyve x14 yazdım. Mümkün mertebe her gün yoğurt (keten tohumlu şekerli ve tarçınlı), yoksa ceviz (omega 3), her gün biraz nişastalı bir gıda (patates, pilav) koydum. Günlere bölüştürdüm. Bir de kahvaltıları çeşitlemeye çalıştım.



Şimdilik üç aşağı beş yukarı uyabiliyorum. Dün öğle yemeğini yiyemedim tabii. Akşama kadar kaydı program. Şu anda da öğle yemeği kaymak üzere. Gene üçten önce yiyemem. Ama hafta bittiğinde eğer uyabilmişsem performansımda bir değişiklik hissedeceğimden eminim.

    Roman

Masumiyet Müzesini okumaya başladım. Beklediğimden daha güzel çıktı. İlk 17 sayfa henüz. Başka kitap almadım kütüphaneden. Aslında bir tane de şiir kitabı almak isterdim ama gelecek sefere artık.

    Yalnız mıyım ben acaba?


Yazıyorum ama kafam Bal Sultan'ın yazısında. Konusu arkadaşlıkla ilgili. Çok ince bir yere parmak basmış. Zaten sürekli aklımda olan bir konuyu iyice açmış. Arkadaşlık/Yalnızlık.

Hayatımdan en memnun olduğum dönemlerden birini yaşıyorum. Fakat yine de günde bir kaç kez yalnız mıyım ben acaba diyorum. Aynı böyle devam ederse her şey, doksan yaşımda nasıl bir hayatım olacak? Sabah kahvaltı ederken mesela, yanımda birisi olmalı mı? Bir yol arkadaşı, ya da bir dost? Kendini sevmek, kendiyle barışık ve mutlu olmak güzel şeyler tamam ama...Aması var işte.

 Facebook'ta geçirdiğim zaman mesela. Yazdığım tek bir satır bile acaba bir yanılsama mı? Çocukluktan kalan en çok sevdiğim arkadaşlarımdan birisi mesela. Kanada'da. Her durumuma her fotoğrafıma yorum yazar ben de onunkilere. Ama Türkiye'deyken kaç kere buluştuk? Yüz yüze yani? Çok az. Bir elin parmakları kadar en çok. Tabii ki teknoloji de tanımları kaydırıyor ve şaşırtıyor. Telefon olmasa, internet olmasa, evinde televizyon olmasa film izleyemesen, daha çok dışarı çıkmayacak mısın? Sevdiklerini daha çok görmeye çalışmayacak mısın? O zaman tanımlar da netleşecek. Görüştüğüne "arkadaş" diyeceksin. Facebook'tan yorum yapmak görüşmek sayılıyor mu?

Yolda zar zor yürüyen yaşlıları görüyorum, acaba evde onlara sahip çıkacak birileri var mı? Ben o yaşa geldiğimde benim olacak mı? Çocuğum olmayacak çünkü.

Böyle işte blog. Arada yemek pişirdim ve yedim. Şimdi galiba gidip azıcık kestireceğim. Yemekten sonra öğle uykusuna yatmayalı baya oluyor.

5 yorum :

  1. "Çocuğum olmayacak" diye bu kadar net söyleyebilmene hayran kaldım. Yüzde yüz emin misin ? En azından bir karar. En kötüsü bile kararsızlıktan ve belirsizlikten iyidir. Yazımın sende bir şeyleri harekete geçirmesine çok sevindim. Aslında çok kısaca yazdım ama bu çok derin bir konu. Bazen iyi, eğlenceli ve sıkı arkadaş grupları olanların sevgiliye/eşe bile ihtiyaç duymadığını düşünürüm. Bu kavramlar birbirine muadil midir ? Düşündükçe daha çok sorular, sorular...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani karar filan değil. Sadece bu ay 42 olucam ve ortada bir baba adayı da yok. Ne zaman baba adayını bulucam da ne zaman evlenmeye karar vericez de bir de ilişkimizin sağlam olduğuna inanıp çocuk yapalım diyicez de tohum da tutacak. Ölme eşeğim ölme. Ayrıca hormonlar azaldıkça çocuk yapma isteği de silikleşiyor. Geçti artık benden diyorsun. Ki bu hüzünlü bile değil. Sadece doğal.
      Kesinlikle bende düşünceler harekete geçti senin yazından sonra. Ve üstelik bunun yaşam şartlarının bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Sadece ben olamam. Ya da sadece sen. Dediğin gibi derin bir konu. Hiç bir ilişkinin garantisi yok işte. Adamla paylaştın diyelim yıllarca hayatını. Pat diye başkasını buldu. Ya da bulmadı da memnun değil ilişkiden. Hadiii baştan başla herşeye. Ben içinden çıkamıyorum bu konunun. Ama çok da önemli bir konu.

      Sil
  2. Sevgili Küçük Joe, mercimek salatası ve börek yazdın, beni benden aldın :) Bu biiiir. İkincisi yalnızlık ile kendinle başbaşa olmayı sevmek arasında baya fark var diye düşünüyorum, bu ikiiii. Ve de aynı kitapları okuyoruz seninle, ya sen bir adım önden, ya ben bir adım önden :) Bu da üüüç..
    Ne insanlar tanıyorum, çevreleri öyle kalabalıkken yapayalnız oldukları gözlerinden belli olan, önemli olan sanırım insanın içinde o ıssızlığı hissetmemesi, yoksa dışı doldurmak kolay aslında.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Issızlık hissetmiyorum ama bazen soruyorum kendime bu bir yanılsama mı diye. İşin kötüsü dış da dolabilir ben istersem ama kendimle fazla mı meşgülüm acaba. Yanlış mı yapıyorum. Böyle sorular...

      Sil
  3. Bir ailem var. Eşim, oğlum. Ama bende bu kavramlar biraz oynak. Yani, ebedi beraberliğe inanmıyorum. Yan yanayken birlikte olmaya hele hiç kanmıyorum. Yalnızlık insanın burun şekli kadar kendisine ait. Yaşama tutunma da ordan geliyor. Gün içinde birkaç espiri paylaşmak, beraber bir kahvaltı sofrasına oturmak da sadece mutluluk bonusu. Esas olan hep aynı, baş köşede, ev sahibi: yalnızlık. (benim dini inancım da bu)

    Not: Yazıları taa 2012'den açtım, sırayla okuyorum. Evdeki hareket izin verdikçe. Nasıl keyif anlatamam. Yağmur filan da var.

    YanıtlaSil