Çarşamba, Nisan 17, 2013

Öylesine...

Ben geldim gene günlük. Saat akşam altıya geliyor. Yeni kalktım sayılır. Hormonal durumlardan dengem şaştı. Biraz keyifsizim ve bitkin. Uykum da kesik kesikti dün gece. 

Şu an Istanbul'da hava kapalı. Kış günü gibi. Ne müzik var salonda ne tv. Yanıma çayımı aldım, ekmeğimi ve peynirimi. Kahvaltı edip buraya yazıyorum. Üzerimde bir yün kazak. Ayağımda bir yün çorap. Nisanın ikinci yarısı ve kombiyi yakmak zorunda kaldım. Dışarısı da sakin sanki. Bir Pazar sabahı durgunluğu varmış gibi sokakta. Arabalar az geçiyor. Gürültü pek yok. Oysa hafta ortası ve akşam.

Dün akşam ağbime gittim. Yemeğe davetliydim. Büyük yeğenimi gördüm. Canımın içi o benim ilk göz ağrım. İstesem ve durumlar uygun olsa şu anda liseye giden bir çocuğum olabilirdi, düşününce. Ağbimler çocuk beklediklerini söylediklerinde bendeki çocuk yapma isteği tavan yapıyordu. Onu kendi çocuğum gibi sevdim. Dün fark ettim ki o artık çocuk filan değil. Ağzından Noel için ne hediye istediğini almaya çalıştığım zamanlar gerilerde kalmış. Mazide tam olarak. Oturduk derslerinden bahsettik. Ne okuyorsunuz şimdi siz dedim. Platon'dan girmişler, ideal devlet ne olmalı. Ütopya'yı okumaları lazımmış. Şikayetçiydi. Dedim şikayet etme ne güzel konular görüyorsunuz. Artık o bir yetişkin sayılır. Boyu posu beni o kadar aşmış ki. Yanında ufacık kalıyorum. Ona hala kuzum benim dediğimde komik oluyorum. Bir gün öteki de öyle olacak. Şunun şurasında on sene filan sonra. Ve geçtiğimiz on seneyi düşününce. Bu hiç de uzak bir zaman değil. 

Öyle işte günlük. Mutluluk gene ara sıra beni kanatlarının üzerine alıp bir tur gezdirip bırakıyor. Çok büyük şeyler sanma. Örnek vermem gerekirse, Refika'nın mutfağı programı var NTV'de, yayın saati bana çok ters. Netten izlenebiliyor ama. Geçen Pazartesi günüydü sanırım, arşivden bir programını seçtim TV'a bağlayıp izledim. Çayımı ekmeğimi yanıma almıştım şimdiki gibi. Keyif yoğun yoğun içime dolup şişti. Özel bir duyguydu. TV karşısındaki atıştırmalıkları anlatıyordu mesela. Ballı susamlı kuruyemişleri anlatıyordu. Ama başka birşey de anlatabilirdi. Belgeseller ve filmler dışında izleyebileceğim bir program olmasına da ayrıca sevindim. 

On sene dedim de aklıma takıldı. 2003. Ne kadar eski aslında. Başka bir hayat gibi sanki. Oysa hep geçmiş zamanlar eskimemiş gibi gelirdi. Ve eskinin bu gıcır gıcır kalmış hali beni hüzne ve çaresizliğe boğardı. Demek ki pestilini çıkara çıkara yaşamışım. Ne mutlu bana. 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder