Perşembe, Mart 28, 2013

Selam günlük,

Yazasım geldi. Araya zaman girmiş. Sıkıntılı zamanlardan geçtim gene. Alacak-verecek-yalan-dolan-dümen. Sonunda işleri yoluna sokabildim sayılır. Alacağımı aldım, yalancının mumu yatsıya kadar yandı. Maskeler düştü. Aptal yerine konduğunu anlamak, duygularının kullanıldığını fark etmek. Ne acı ve tatsız tecrübeler. Neyse geçmiş olsun diyelim. Geçmişte kalsın.

Başıma ne zaman olumsuz bir olay gelse, hep sahildeki çakıl taşları gelir aklıma. Bir çakıl taşıyım derim kendime. Dalga beni savurdu, sert bir yere çarptım. Canım acıdı. Bir parçam koptu. Köşelerimden eksildim. Sahildeki diğer çakıllar gibi gittikçe daha kusursuz bir yuvarlaklığa erme yolunda bir adım daha attım. Hayatın kuralı bu. Her insan üç aşağı beş yukarı farklı bir sırayla aynı olumsuz tecrübelerden geçiyor ve hepimiz sahildeki çakıllar gibi yusyuvarlak olup aynı bilgeliğe ulaşıyoruz. Sadece benim başıma gelmiyor oluşunu hatırlamak ve bu tecrübenin beni şekillendirdiğini bilmek beni bir nebze de olsa rahatlatıyor.

Bu akşam üstü yemek masasına konuşlanmıştım. O meşhur hikaye yarışmasına hikaye yazmak için. Çok az gün kaldı. Muhtemelen yetişmeyecek. Dün biraz çalışmıştım. Ordan devam etmek istedim. Fakat yeni kursumun saati geldi.

Kalktım hazırlandım gittim. Sonuç: tam bir fiyasko. Rezillik. Ders saat altı ila dokuz arasıydı. Hoca zamanı o kadar yönetemiyor ki yedi buçukta ara verecekti, "hadi o zaman kursiyerleri tanıyalım" öyle ara verelim dedi, kursiyerleri tanımak da iyice zıvanadan çıkınca kursiyerlerin tamamını tanıyamadan sekizde millet dağıldı. Bu kurstan ne köy olur ne de kasaba orası belli oldu da... Gelen insanlar çok renkliydi ona üzülüyorum. Amatörlük, gevezelik ve laubalilik bir araya gelince tahammülüm tükeniyor günlük. Hele bir de bunun adına kurs dediklerinde. Neyse ki para vermedim.

Hikayeye geri dönecek olursak, yetişmese de yazmaya karar verdim. Yarın arkadaşlarla buluşacaktım fakat buluşma saatine kadar, yani sabahtan oturmak istiyordum başına. Az önce bir iş çıktı. Önemli değil ama iş sonuçta. Canım sıkıldı buna. Kadıköy'de Alkım'ın köşesinde "küçük şeylerin canınızı sıkmasına izin vermeyin" yazıyor. Arkasından da "hepsi de küçük şeydir" diyor. İkincisine katılmasam da birincisinde doğruluk payı var. O yüzden kendime çay koydum. Müziği açtım.

                                    "Belki şehre bir film gelir."

Bir güzel orman olur yazılarda. İklim değişir Akdeniz olur. Gülümse. Dedim kendime.

Aslında dün akşam yazmalıydım buraya. Ama o sırada hikayeyle boğuşuyordum. Söyleyeceklerim vardı. Yazıyla ilgili. Yazmak safi külfet gelirdi bana. İnsanı yalnızlaştıran birşey diye düşünürdüm. Daha bir dolu olumsuz şey. Gene de vazgeçemiyorum. Sigara gibi birşey. Sevmesen de bırakamıyorsun. Ama dün özel birşey oldu. Salonda yalnızken o yalnızlık aniden, adeta tersten esen bir rüzgar gibi başka bir şeye dönüştü. Hep genel manzaraya hakim olan o izole olma hali kayboldu, bir anda sanki bir gösteriyi birinci sıradan izleme iltiması verilmiş gibi. Kulislere girip çıkabiliyorsun, değişik güzel bir ortama ilk defa adım attığında nasıl hoş bir duygu serpilir içine, aynı ondan. Öyle özel birşeyler oldu. Çok güzeldi. Beklenmedikti. Zevkliydi. Paylaşmak istedim. Sonra sonra hikaye gene tıkandı. Sinmedi içime. Kaldı. Şimdi de saat oldu bir. Gidip yatma vakti. Daha cinlerden bahsedecektim ben. Cin ve genius sözcüklerinden. Videoda izledim. Çok çarpıcıydı. Bir de blog için bloknota mı sıralasam şunu şunu anlatıcam diye? İyi olur sanki be günlük. Bloknot değilse de ekran postitine. Maksat kaydetmek olsun.

Hadi benden bugünlük bu kadar günlük. İyi geceler küçük Joe.

8 yorum :

  1. çakıl taşı metaforu ne hoş! kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Nihal. Beğenmene sevindim :)

      Sil
  2. Çakıl taşları denizin her bir dalgasıyla daha bir köşesiz, pürüzsüz, yuvarlak hale gelir ya.. İşte onları çakıltaşı yapan budur. O yumuşak, pütürsüz, serin taşlar.. Hep cebime atarım bir ikisini, öyle değerlidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de atarım cebime. Benim için de değerlidir. Hatta Datça'dan topladıklarım var ufak çakıllar, onları tırnak cilasıyla cilaladım. Denizin altındaymış gibi duruyorlar. Nefisler.

      Sil
  3. bekle tatlım bekle, böyle böyle toplumca ERECez, yakındır. ama ben diyim; gelene de, gidene de çektinmi ''eyvallah'' ı işte mutluluk burada. sen erenleri bırak buraya gel! bu arada umarım son teslim gününe kadar yetişir öykün. selam sevgi benden sana.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyküyü yazamadım Özgür. Ve sonunda işin kolayına kaçıp, yayınlanmak üzere Ocak'ta yazdığım öyküyü dergiden çekip yarışmaya gönderdim. Bugün yolladım çıktı artık. Gurur duymuyorum kendimden :////

      Sil
  4. ben de tebrik ettim seni o halde... sevgiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)))teşekkürler, çok tatlısın.

      Sil