Perşembe, Şubat 14, 2013

Ooo günlük dinle beni...

İlginç günler. Güzel mi peki? mmm bir düşüneyim: güzel güzel. İstediğim kadar verimli değil lakin. Olsun. Mesela onca işim dururken bugün topu topu hangi önemli işleri yaptım? Yürüyüş, mutfak alışverişi. Hepi topu o kadar. Koca günde. Meditasyon da yaptım. Günlerce çalmayan telefonum tam meditasyona başladığım sırada ard arda üç kere çalıp böldü güzelim aydınlanmamı o başka tabii.

Meditasyon demişken, faydalarını görmeye devam. Mesela diğer meditasyonları tükettim diye hem de bulunsun bir zarar gelmez diye bolluk bereket meditasyonu yapmıştım üst üste. Sanırım onun etkisi. Bereket istemek para istemekten farklıymış. Bu farkın bilincinde değildim.

Öğrenciyken satın aldığım bir müzik setim vardı.  Onun parasını binbir macerayla kazanmıştım. Dolayısıyla setle aramda büyük bir gönül bağı vardı. Fakat cd okuyucusu zamanla işe yaramaz oldu. Ben de hoparlörlerini laptopa bağlamıştım. Fakat sesi az çıkıyordu. Duyulmuyordu nerdeyse. Hoparlörleri atmaya kıyamıyordum gene de. O kadar uğraştım ki onlardan müzik dinlemek için. Ses yükseltici yazılım mı araştırmadım. Elektronik eşya mağazalarının tezgahtarlarından mı medet ummadım. Boşuna. Geçende canıma tak etti. Parası neyse vericem home sinema alıcam eve dedim. Doğru dürüst ses istiyorum. Fakat mağazaya gidince elimde zaten olan hoparlörlerin yenisi ve elimde zaten olan dvd nin yenisini satmaya kalktılar bana. Home sinema oymuş. Üstelik laptop'u ona bağlayamayacaktım. Akıllı dvd player. Wireless ile internete bağlanıcakmış o da her modelde değil bilmem ne. Bunlar benim sorunumu çözmüyor diyince tezgahtar beni kibarca kovdu. Parasıyla rezil olmak böyle bir şey. Derken, bir pazar sabahı, bir arkadaşımda gördüğüm bir alet geldi aklıma. Facebook'tan ona mesaj attım.  Sende bir amfi vardı nerden almıştın onu diye. Uygun bir fiyata aldığını söylediğini hatırlıyordum. Ben onu kullanmıyorum senin olsun demesin mi? Hem de bir saat sonra evime kadar getirip kurdu! Yani elimdeki hoparlörlere bağladı. Canım hoparlörlerim ne güzel ses çıkartabiliyorlarmış.  İkinci el fiyatına satın aldım zaten uygun fiyata aldığı amfiyi. Oysa tezgahtara sorduğumda amfilerin çok profesyonel aletler olduklarını ancak müzik mağazalarından çok yüksek fiyata bulabileceğimi söylemişti. Bereket işte.

İkinci bereket de kitap konusunda. Kitap satın almak beni iki şekilde sıkıntıya sokuyor. Birincisi ciddi bir bütçe ayırmak gerek ikincisi aldıktan sonra koyacak yerim kalmadı. Uğraşsam bir iki raf açarım ama benim okumak istediğim kitaplar raflara sığmaz. O yüzden kitapçılara girip yutkunup çıkıyordum. Alabildiğimde bir iki tane alıyordum. Sonra geçen gün gittiğim Bahçeşehir Üniversitesinin kütüphanesi geldi aklıma. Dedim ki kendime:" kız küçük Joe eğer biraz şanslıysan o kütüphanenin veri tabanı internete bağlıdır. Ve uzaktan erişilebilirdir." Ve şanslıydım gerçekten de. Bağlıydı nitekim ve hemen ne var ne yok bakabildim. Türk edebiyatından bugüne kadar hiç okumadığım bir çok yazarı mevcut. Mesela Kürk mantolu madonna'yı görüyordum hep kitapçılarda. Baktım rafta diyor. Sema Kaygusuz bile var. Bana klasikler lazım zaten. Güncel de var ama bir Etgar Keret yok mesela. Fakat bir senedir  listemde duran Murat Belge'nin Istanbul gezi rehberi var. Onu da evirmiş çevirmiş ve bütçe sebebinden yerine geri koymuştum. Okumak istediğim kitapların yakşlaşık yüzde yetmişini karşılıyor. Daha ne isterim? Üstelik yeni kitap satın almadan önce evimden istediğim gibi kütüphanede var mı yok mu kontrol edebilme imkanım var.

Bir de iki günde filizlenen elma çekirdeklerim var. Geçen gün iki elmanın çekirdeklerini toprağa ektim. Bir tanesi granny smith. Bir tanesi kırmızı kütür kütür sulu bir elma. Starking değil fakat benziyor. Adını hatırlamıyorum. Granny smith'in çekirdeklerini çıkardığımda zaten filizlenmeye başlamışlardı. Hemen toprağa ektim. Dün baktım. Kökleri daldırmış kafayı bugün yarın kaldırır. Sıkı takipteyim. Gidip gelip başını bekliyorum. Portakalı aşılamak gerek. Dallanıyor artık. Fakat hertarafı diken. Elma ağacı meyve verir mi acaba iki sene sonra filan?

Kaldırdı bile kafasını bu sabahki hali...

Böyleyken böyle günlük. Mutluyum. Çok şükür.

6 yorum :

  1. Yediği elma çekirdeklerini fide haline getirebilen kimseyi tanımadım daha önce, muhteşem bu! "You have green tumb" derler ya, sensin o sanırım?
    Kitaplar, kocaman bir kitaplık benim de vazgeçemediklerim ama o kadar çok ev ve yurt değiştirdim ki, artık tek vazgeçemediğim yeni taşındığım kentte ilk iş kütüphaneleri araştırıp kayıt olmak.. Bahçeşehir beni de heyecanlandırdı okuyunca..

    YanıtlaSil
  2. Bence de muhteşem birşey Cerenmus tavsiye ederim. İnsanı acaip mutlu ediyor. Portakalın çekirdeklerini filizlendirmiştim iki sene evvel. Şu anki halinin fotoğraflarını çekip koyayım bir ara bloga. Limon, portakal mandalina hepsi aynı sonucu veriyor aslında. Meyve vermeleri için aşı lazım ikinci senesinde filan. Yoksa diken veriyor. Daha önce denediklerim: elma, hurma, mango, kiwi. Sen de dene. Bir pet şişe biraz da toprak lazım başlangıçta. Toprağı burda çiçekçiler kilosunu bir liradan torbada satıyorlar. Sana açıklamalı linkini de göndereyim. Mango ve kiwi iklim şartları nedeniyle uzun ömürlü olamadılar. Elma ile hurmayı da bakımsızlıktan kuruttum. Ama hepsini de filizlendirebilmiştim. Bu sefer iyi bakıcam. Yerim olsa daha neler ekerim. Yediğim biberin çekirdeklerini çöpe atarken ızdırap çekiyorum resmen her seferinde, bunların içinde hayat var ve heba oluyorlar diye. Linki de buldum. Belki ilgini çeker: http://yazarneyazarneyazamaz.blogspot.com/2009/08/bugun-bir-agac-dikin.html
    Bahçeşehir kütüphanesi çok süper. Keşke daha önce kayıt olsaydım.

    YanıtlaSil
  3. Çooook teşekkür ederim, ancak şimdi okuyabildim. Mutlaka deneyeceğim. Geçen senelerden birinde ben de güneşsiz memleket almanya'da domates fidesi denemiş ve domates elde etmiştim.. Ama tadı o kadar kötüydü ki, o son oldu :) Olsun, meyvesi olmayıversin, ağacı da yeter..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Domates hiç denemedim. Bizim yazlıktaki bahçıvan kendi ekip bize getirmişti. Dediğin gibi tadı öyle ahım şahım değildi halbuki gerçek toprak gerçek güneş görmüştü. Sera filan değil. Forumlara baktım, elma bir sene sonra meyve verirmiş. Bir sene çok kısa bir süre diyorum kendime, olamaz diyorum ama bu elma öyle arsız bir ağaç ki gidiyorum geliyorum değişmiş buluyorum bir iki saat zarfında. Yani olmayacak iş de değil. Bakalım görücez. Bu işin en güzel yanı da bu: umut.

      Sil
  4. nefis bir post..mutluluk daha fazlasında değil zaten..
    benim de 14 yıldır bana rağmen yaşayan sardunyalarım var sayende gaza geldim gidip biraz onlarla ilgilensem belki daha da güzel olurlar

    YanıtlaSil
  5. Selam pisikopati. Yazımı beğenmene sevindim. Gerçekten de öyle, güzel bir müzik, güzel bir kitap, dikili bir ağacın olsun yeter :)Sardunyam hiç olmadı. Ama eminim her canlı gibi o da ilgiyi görünce coşar :) Hadi bakalım.

    YanıtlaSil