Salı, Ocak 29, 2013

Safir.

Safiri bilir misiniz? Birer birer gelir. Hıhı. Bi'safir sonra bi'safir daha. Bana dün bir safir geldi mesela. En tatlılarından. Çok eğlendik beraber. Ona en sevdiği yemekleri hazırlamıştım. Ciğer ve kızarmış patates. Yanına taze sebze de olsun diye havuç rendelemiştim. Fakat ciğer ve patatese doyduğu için havuca yer kalmadı. Yiyemediğini görünce dedim ki ona: bunu yemek zorunda değilsin istemiyorsan.

-Evet, yemek zorunda değilim çünkü safirim.
-Nesin? Nesin?

En bilgiç haliyle burnunu havaya dikip:

-Safirim! Bi'safir olduğun zaman istediğini yersin. Sana safir gelmedim mi ben?

Ben de senin o minik burnunu yerim demedim ona. Çünkü aklınızda bulunsun çocukların ruh gelişimi için "yerim seni" tarzı sözler çok yaygın olarak kullanılmasına rağmen son derece sakıncalı. "Severim" demek serbest.

Canımın içi o benim. Kızkardeşimin oğlu. İki ay sonra altı yaşını bitiriyor. Ailedeki çapraz küsmelerden dolayı bir süre görüşememiştik. Nasıl özlemişiz birbirimizi! Nasıl! Ah! Geçen gün annemlerde biraz hasret giderdik. Ordan da davet ettim evime. Hazır tatile de girmişler. Gelir misin evime? Mahcup mahcup: "geliriiim". Ve geldi. Annesi sabahtan bıraktı bana. Gelir gelmez benim gitara el attı. Oturttum onu koltuğa, boyunun iki katı kadar olan gitarı da kucağına koydum. Aynı bir rock'çı edasıyla kafayı sallayarak ve suratta rock'çı mimikleriyle klasik gitarı bir çalışı var ki evlere şenlik. Filme çekmek gerekirdi. Fakat utangaç. Telefonu elime alıp onun videosunu çeksem utanıp o hareketleri yapmıycak bundan eminim.

Aslında ben ona etkinlik hazırlayacaktım. Sabah 11'den akşam 6'ya kadar yoksa zaman nasıl geçer bir çocuk ve evdeki sıfır oyuncakla? Fakat ihmal ettim. Araştıramadım. Ve buna rağmen zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Hiç sıkılmadık. Bütün etkinlikleri o icat etti orda burda bulduklarıyla. Ve o kadar mutluydu ki...Datça'dan toplayıp cilaladığım çakıl taşları savaşçı olup çarpıştılar. Çizimden kalma hamur silgim oyun hamuru oldu, ondan fare, kaplumbağa, fil ve su şişesi yaptık sırayla. Netten onun favori müziğini dinledik: Büyük ev ablukada, "çıldırmıycam" ve diğerleri. Eşlik etti. Ben yemek hazırlarken ona film koydum. Uslu uslu izledi. Fakat yemek hazır olunca yarım kaldı. Oturduk keyifle yemek yedik. Yemek bitince kalanını beraber izleyelim mi dedi. İzleyelim dedim. Çok sevindi. İzledik. Film bitince kütüphanenin bir rafında tam onun hizasında duran iskambil kağıtlarını buldu. "Bataille" oynadık. Ve gün akşam oldu. Annesi aradı. İşi erken bitmiş. Beşte geldi. Bir posta da onunla bir oyun oynadık üçümüz. Silindir bir teneke tütsü kutusunun içine atılan bir nesneyi sesinden tanıma oyunu.

Ve sonra gitti minik adam. Kapıyı kapatır kapatmaz özlemeye başladım. Hemen cama koştum. Camdan baktım. Onlar da yukarı baktılar. El sallaştık. Sonra sokağın köşesinden gene baktılar ve sonra kayboldular...

Öyle işte. Benim küçük safirim evimi şenlendirdi. Zaman ne tuhaf şey. Onu kucağımda pışpışlayıp uyuttuğum sanki daha çok yeni. Oysa kaç sene geçti. Şimdi ona Toy Story'nin sahnelerini seçip çerçeveleticem. Odasına assın diye. En sevdiği film. Bin kere izlemiştir şimdiye kadar bin kere daha olsa eminim gene izler.

Küçük şeylerden eğlence yaratıp mutlu olmak. Umarım bu yeteneğini büyüyünce de kaybetmezsin minik adam. Hep o günkü gibi mutlu ol. Seni çok seviyorum.



3 yorum :

  1. okurken bir kaç duyguyu beraber yaşadım.
    güldüm,hüzünlendim,beğendim.Safir'i çok sevdim.Bir de fotodaki şekli tam anlamadım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba 4, :)
      Fotodaki şekil kaplumbağa. Tam yandan çektim. Biraz flu çıkmış. Ondan.:))

      Sil