Pazar, Ocak 13, 2013

Pazar günü olanlar.

Sabah yazdığım öykünün sonunu bağlamak için masanın başına geçmiştim ki üst kattaki karadeniz halk oyunları ekibi horon tepmeye başladı. Güm! Güm! Güm! Güm! Güm! Hay dedim ben böyle evin içine de dışına da...Sinirlenmek istemiyorum. Çözüm bul küçük Joe dedim kendime. Laftan anlayan insanlar değiller o yüzden yukarı çıkmak sadece sinirlerimi daha da çok yıpratacak. Dışarı çıkayım. Evet dışarı çıkabilirim. Böylece yazının başından kalkıp acilmiş gibi buzdolabı temizleme işine de girişmem en azından. Fakat nereye?

Starbucks'a çalışmak için daha önce gittim. Benim evden bin kat daha gürültülü. Öyle bir sessizlik lazım ki şu aşamada çıt çıkmamalı. En hafifinden müzik bile istemiyorum. Yani kulaklıkları takıp ortamdan soyutlanmam söz konusu değil. Kütüphane sessizliği lazım. Kütüphane. Bugün açık kütüphane var mıdır?

Fransız kütüphanesi kapalı onu biliyorum. Atatürk kitaplığına gitsem var olan azıcık ilham da kaçar gider. Öyle çirkin ucube bir yer. Zaten kapalıdır kesin. Aklımda SALT galata vardı. Fakat kapalıymış bugün. İkinci alternatif Bahçeşehir kütüphanesi. Yes!!!! Açık diyor sitesindeki bilgi. Boşuna oraya kadar gitmemek için telefon açıp teyit aldım. Evet açık. Gitmesi de kolay benim evden tek vesayet.

Kalktım gittim. Elimi kolumu sallaya sallaya içeri giriyordum ki kapıdaki güvenlik "höyyyt" diye durdurdu beni. Sanırsın çantamda bomba taşıyorum. Neymiş kimlik bırakmadan içeri girilmiyormuş. Tamam bırakırım kimliğimi de sen de başbakanı koruyormuş pozlarına girme...Çıkışta gene gördüm. Gene onunla bununla gereksiz otoriter sert konuşmalar. Dangalak herif. Herkesin hayattaki tatmini farklı işte.

Nihayet kütüphaneden içeri girdim. Girdim girmesine fakat, ne çalışkan milletmişiz, pazar günüyle kütüphanede boş yer yok. En son bu kadar öğrenciyi ders çalışırken görmem yirmi küsür sene önce tıp sınavına beraber hazırlandığım öğrencilerdi.

 Katları çıka çıka zar zor bir yer buldum. Daracık bir defter boyundaki bir masayı muhasebe çalışan birisiyle paylaştım. Çıkardım notlarımı bilgisayarımı kalemlerimi, silgimi. İşe koyuldum.

Bir gün önceki feci tıkanıklık onbeş dakikada halloldu. Tıkanıklık açılınca oturdum öykünün sonunu da yazdım. Bitirdiğimde iki saate yakın çalışmış olduğumu gördüm. Evde olsam akşama kadar sürünürdü bu iş. Oh yaşasın verimli hayat. Saat iki buçuk olmuştu ve ben günün en önemli işini bitirmiştim.

Karnım feci açtı. Pılımı pırtımı topladım. Gelmişken ordaki kitaplara da kabaca bir göz gezdiriyim dedim. Paul Auster'ler, Stephen King'ler...Beslenme üzerine güzel bir kitap. Einstein ile ilgili kitaplar. Fransız konsolosluğu nal toplar. Danışmadan kitap ödünç alabilmek için gerekli evrakların listesini de aldım ve çıktım. Eve.

Bakliyat yemem lazım. En güzeli bir mercimek salatası. Taze soğan da var evde. Kimyon da ekledim. Şişkinliği alıyormuş. Dört tabak filan yedim. Sonra canım çay istedi. Kendime çay demledim. Mis gibi.

Şimdi biraz meditasyon yapıcam galiba. Sonra Azil'i okuyup örgü örerim. Ördüğüm ceket çok biçimsiz oldu. Hem de kollarını iki yerine beş kere filan örmüşümdür. Sökücem. Baştan. Çok sinir bozucu. Bu sefer hesabı kitabı doğru yapmalı. Bin kere ölçüp bir kere biçmeli. Hiç de sevmem hesap kitap.


6 yorum :

  1. Yazıda birçok bilinmez bir arada olunca yabancılık çekiyor insan. Uyum sağlamalıyım :D
    öykü, yemek, meditasyon, örgü...hmm. hepsini zamanla öğrenirim herhalde.

    ''Mary and Max'' filmindeki Mary karakteriyle benzer özellikleri sahip olmanızın, profil resminizle bir ilgisi var mı acaba :D

    YanıtlaSil
  2. Aşkolsun Deniz hiç takip etmiyorsun burayı...:))))
    Öyküden bir önceki postumda bahsetmiş olmalıyım. Ya da iki önceki. Yeni çıkacak bir edebiyat dergisi için bir arkadaşım yazmamı istedi. Derginin adını da verebilirim şimdiden: Yedi.
    Yemekle örgünün nesine yabancılık çektin onu anlayamadım. Yemek yiyorum, örgü örüyorum. Meditasyon da bildiğin meditasyon...
    Mary ile benzer özellikler taşıdığımı nasıl anladın :D :D :D :D Var ilgisi var var :D
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. hmm. peeki. takip ediyorum blogunu ama bloglar arasında zaman farkı olunca demek ki. Bak mesela 1 haftadır yazmıyorsun. Böyle olunca da... ne saçmalıyorum yav ben :D
    Demek edebiyat dergisi, telif hakkı mevzularına teğet geçerek arada bir öykülerinden fragman paylaşırsın o halde :D
    Beklerim. Ahanda bekliyorum :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öykü-ler-imden mi dedin? Ah tam damarıma bastın. Var aslında taslaklar. Bir kaç tane bitmiş olan da var. Bir sürü yarım kalmış olan da. Ama şu aşamada burdan fragman bile yayınlamak istemiyorum. Şubat başında dergi piyasaya çıkacak. Belki ordan okumak istersin. :D İsmimden hangi öykünün bana ait olduğu çıkar nasılsa. Görüşürüz. Sevgiler.

      Sil
  4. hmm. peki. Belki bedavadan okuma fırsatı bulurum diye düşünmüştüm ama dişli çıktı Mary :D

    YanıtlaSil