Cuma, Ocak 18, 2013

Günler geçip giderken.

Tuhaf bir dönem benim için. Herşey hızla olumlu yönde değişiyor. Bu iyi birşey fakat çok hızlı oluyor. Aslında değişimin bir kısmı bu hızın kendisi.  Böyle değildim ben.

Aldığım yeni kararlardan bir tanesi bir temel muhasebe kursuna yazılmak. Mümkünse bilgisayarlı. Aslında mümkünsesi yok. Bilgisayarlı. İsmek'in kursu var parasız ama ikinci dönem diyor. Acaba Eylül'deki kursun devamı mı? Pazartesi telefon açıp sormalı. Hatta yarın denemeli. Belki tuttururum da birisini bulurum oralarda. İsmek'ten pek ümidim yok aslında ya.

Sonra, dün evdeki gürültüden çok bunalmıştım. Çünkü yan apartmanda oturan komşu evini odun sobasıyla ısıtıyor ve ne kadar kırık dökük mobilya varsa hepsini elektrikli testere ile kapı önünde sobaya atılabilecek boya getiriyor. O kadar kırık dökük mobilyayı nerden bulduğu da ayrı bir merak konusu. Neyse işte. Bir yandan durmaksızın çalışan elektrikli testere sesi, bir yandan sokağın araba ve korna sesleri, bir yandan tepemdeki folklor ekibi...Çok dayanılmaz bir hal alınca yatak odasına kaçıp kapıyı kapatıyorum. Bir kaç defa yatak odasına sığınınca aslında bu evin o kadar da ideal bir ev olmadığını düşünmeye başladım. Salonda gürültüden oturamayacak ve çalışamayacaksam...

Kalktım satılık ve kiralık ev ilanlarına baktım. İlla teraslı. Ekip biçmek istiyorum çünkü. Fakat evler benim bütçemi aşıyor. Üstelik teraslar da istediğim gibi değil. Birden aklıma bir fikir geldi. Güney'de ya da Ege'de manzaralı bahçeli bir evde oturmak nasıl olurdu? Denize yakın. Hatta denize sıfır. Hemen önümüzdeki ay mesela. Kalkıp oraya taşınmak. Ama oraya tatile gitmek başka,  yaşamak başka. Hemen google'dan arattım. Bir blog buldum linkini sağda görebilirsin: bodruma yerleşmek diye. Oturdum onu okudum ve Güney'e taşınmakla alakalı başka hikayeleri. Heyecandan kalbim sıkıştı. Acele yok dedim kendime. Sakin. Kolay bir iş değil. Hafife alma. Sonra kendimi kutladım, benden önce yapanların tecrübesine başvurduğum ve ulaşabildiğim için. Lehte ve aleyhte birçok fikir okudum. Karşıt fikirler duymak çok iyi geldi. Eskiden olsa böyle olmazdı orası kesin. Korkmakta haklıymışım. Korktuğum başıma gelebilirmiş. Ne de olsa yazın gidip de planlar değişip yalnız kalınca bir haftası dolmadan bıkmıştım denizden de sıcaktan da. Ama bütçeye çok uygun, bahçe içinde denize sıfır müstakil bir ev görünce de insan heyecanlanmadan duramıyor. Evet planlarrrr, programlarrrr. Tam gaz. Güzel heyecanlar bunlar.

Sonra bugün bankada bir işim vardı. Ordan da çıkıp sinemaya gidecektim. Life of Pi. Belki anneme uğrar onu da yanıma alırdım beraber izlerdik filmi. Benimle her zaman ilgilenen müşteri temsilcisi yerinde yoktu. Diğerini beklerken Azil'i açtım. Kitabı okurken sıramı kaçırmışım. Neyse ki benden sonraki çok kibar bir beyefendiydi, benim geçmeme izin verdi. Tam diğer müşteri temsilcisinin karşısına oturdum, işte banka cüzdanlarını filan verdim. Kız ekrana garip garip baktı. Sizin müşteri temsilciniz değişmiş dedi. Nasıl olur? Falan derken ben sizi yeni temsilcinizle tanıştırayım dedi. Kalktık arkaya doğru yürümeye başladık. Kapıya yaklaşırken, "siz burda bekleyin isterseniz, içerde bir müşterisi var". İyi hadi tamam. İçeri girdiğini gördüm. Benim cüzdanlar elinde. Adımı söyledi. Arkasından, birisi "evet o benim kızım" dedi. Kız şaşkın şaşkın, bana döndü, bir de içerde kimi görsem beğenirsin? Annem! Öbür müşteri annemmiş.

Bankadaki işlerin arkasından hemen bir sinema organizasyonu yapıldı. Fakat zavallı annem, hem gözlerindeki rahatsızlıktan dolayı üç boyutludan birşey anlamadı hem de kaplan çocuğu ısırıp kolunu koparacak diye aşırı gerildi. "Ay yüreğim koptu ağzıma geldi." diyordu sinema çıkışında. Ona göre değilmiş. 82 yaşıma gelince ben de mi her filme gidemeyeceğim ya...Ama çok beğendim. Annem için nasıl çekildiğini araştıracağım. Söz verdim.

Yazdığım öykü bitti. Teslim ettim. Benim için çok önemli bir deneyimdi. Bir yandan Bird by bird okumak da çok iyi geldi. Hem bir hikaye yazacağıma dair verdiğim söz hem yazmakla ilgili bu kitap çok öğretici oldu benim için. Yazar olmak isteyenler mutlaka edinmeli: Anne Lamott. Bir numara. Üstelik komik.

Daha da yazmak istiyorum ama çok uykum geldi. Gidip yatmalı. Yarın gün doğacak. Yarın hafta sonu. Yarın Hrant Dink'i anma günü. Orda olacağım.




9 yorum :

  1. Üstteki komşunla ortak özelliklerimizin olduğunu fark ettim bak. Bende koltuk, kanepe ne varsa yakmayı düşünüyorum. :D
    Bu arada 6 yıl oldu değil mi. Tam 6 yıl. Herkes her şeyi biliyor ama kimse çıkıp söyleyemiyor sanki neler olup bittiğini.

    YanıtlaSil
  2. Neden eşyaları yakmak istiyorsun ki? Bıktın mı?

    Evet herkes herşeyi bal gibi biliyor fakat yargıya yansımıyor...Malesef.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Soğuktan. Önce eşyalar, kış uzarsa eğer kitaplar, eğer çok uzarsa ısınmak için kendimi bile atabilirim sobaya :D

      Sil
    2. owwwww üşümek fenadır yaf...neyse Istanbul'daysan havalar ısındı azıcık. Gözün aydın.

      Sil
    3. Havalar güzel bu ara. Soğuğun en kötü tarafı uyutmuyor olması bence. Soğuk uyutmaz ve delirtir. 5-10 dakikalık kısa uykular yüzünden hep. Duygu sömürüsü mü yapıyorum acaba şuan :D

      Sil
  3. Deniz, olmasa da bir akar su olan biryerde yaşamalı insan. Sana katılıyorum. Ama herşeyi bırakıp Bodrum'a yerleşmek iş değil, yapan çok var, belki daha bilinmedik, hırpalanmadık biryer bulmak lazım?

    YanıtlaSil
  4. Ah evet Cerenmus, Bodrum'a yerleşmenin rezilce klişe bir yanı var, farkındayım, fakat kışın kuş uçmaz kervan geçmez bir yere gitmeyi de göze alamıyorum. Öyle olduktan sonra burnumun dibindeki adalara yerleşirim. Tamam iklim aynı şey değil, ortam farklı falan filan ama, ıssızlık aynı ıssızlık korkarım. Issızlık istemediğimden kesinlikle eminim. Ve akarsu beni kesmez. Akvaryum gibi bir deniz isterim. Mutlaka. Ayaklarımı filan sokmam lazım arada bir.

    YanıtlaSil
  5. Datça'yı inceleyin, bir bakın.

    Şimdilerde biraz sesiz, lakin ilerde istediğiniz gibi kalabalıklaşır, o zamanda Datça çekilmez bir yer olur. En iyisi siz İstanbul'da kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Datça çok güzel bir yer. Gitmişliğim var. Merkezi şehir gibi zaten. Palamut bükü bir çeşit cennet. Fakat en iyisi Istanbul'da kalın demeyin bana. Küfür gibi valla. Kalabalık değil aradığım. Fakat ıssızlık da değil. Kafa dengi insanlarla olabileceğim bir yer.Neyse zaten galiba buna henüz hazır değilim herhalde.

      Sil