Pazar, Eylül 15, 2019

Çikolatalı süt ve ruh yamaları.

Kakao yağı, kakao ve pekmezle çikolatalı sıcak süt yaptım kendime. Çünkü çikolata krizine girdim. Şıklık olsun diye içine kakule ve kabuk tarçın da attım. Şimdi bir sevgilim olsaydı, ve bu sıcak çikolatayı ona yapsaydım, tadınca eminim bana bir kere daha aşık olacaktı. Ne var ki...

Bugün görüntüde aylak geçmiş gibi olabilir ama gerçekte iş gördüm. Ruhumun söküklerini yamaladım bir güzel. Aslında başka işler görecektim ama bunlar daha öncelikli geldi bana.

Sonra kitabın süresini uzattım.

Uzun zamandır konuşmadığım bir arkadaşımla konuştum telefonda.

Son son iki kilo almıştım. Bir kilosunu verdim. Aldım verdim, ben seni yendim galiba şişkoluk. Yok ya. Nerede.

Obezlerin programını takip etmeyi bıraktım. Onun yerine liseden bir sınıf arkadaşımın sunduğu bir program var, çok güzel. Onu izleyip izleyip geçmişe ışınlanıyorum. Çünkü çok doğal. Çünkü hiç değişmemiş. Sadece saç modeli. Lisenin o zorlu son senesi geliyor gözlerimin önüne. Fizik formülleri, biyoloji terimleri, felsefe, türkçe, ingilizce ve tarih. Sonra ekrana bakıyorum. Sene diyorum 2019.

Bu yazı hiçbir yere gitmiyor, hiçbir yere bağlanmayacak, en iyisi burada keseyim.






Çarşamba, Eylül 11, 2019

Sonbahar, renkli kalemler ve liste.

Bugün Istanbul rüzgarlıydı. Gerçek bir sonbahar gibi, aksi bir poyraz esti hep. Tam okul havası dedim içimden. Sınıfta oturup, renkli kalemlerini, silgini, temiz sayfanı önüne almalık. Yakında başlayacağım etsy için bir şeyler çizip boyamaya.

Yeni elektrikli süpürge geldi. Şarjlı süpürge çok süper bir şeymiş. Bir de eski süpürgeye göre çok daha sessiz. Neredeyse fısıltıyla süpürdü tozları. Yarım saatte tüm evi baştan aşağı süpürmüştüm. Hem de hiç yorgunluk hissetmeden. Sonra da ıslakla sildim. Onun da kovasını paspasını yeni almıştım. O da çok isabetli bir alışverişmiş. Yarım saat de o sürdü.

Sonra kalktım annemi ziyarete gittim. Onca yorgunluğun üstüne temizlik kovasının suyunu bile boşaltamazdım ben önceden. Bir de dönüş yolunda yürüdüm.

Annem bazen soruyor: "sınıfını geçtin mi?" diyor mesela. Üniversiteye kadar hiç kalmadım ki. "Geçtim anne, merak etme" diyorum.

Annemden dönerken bir de yazı atölyesinin gerçekleşeceği kitabevine uğradım, biraz lafladık oranın sorumlusuyla. Güzeldi. Aynı telden çaldığın insanlarla tanışmak güzel bir duygu. Atölyeye gitmek için can atıyorum. Bir de kitap aldım. Hocanın kitabını: Değmez, İsmail Güzelsoy. Meraktan bir iki sayfasına göz attım. Güzel yazıyor be blog. Vallahi esaslı yazıyor. Kıskandıracak kadar güzel. Şimdilik atölyeye yazılan 8 kişiymişiz. O da mükemmel. Keşke başka kimse gelmese.

Terry Pratchett'ı çok kıskanıyorum. O nasıl bir kalem oynatmaktır. Nasıl bir hayalgücü?  Ama bir yanıyla da ne haddime onu kıskanmak diye düşünüyorum. Aynı seviyede değiliz ki. Okurken öğrenmeye çalışmak yorucu olsa da elimde değil. Ahah diyorum, buyur sana çatışma. Hem de bütün hikayeyi belinde taşıyanından. Çatışmayı belirten cümle nasıl, ne zaman kurulmuş diye duraklıyorum. Ahah bu da sessiz karakter tasviri. Diyalogda anlıyorsun karakterin nasıl biri olduğunu. Beliz hoca demişti, o kitabı bulduğunuzda -kim gibi yazmak istiyorsanız- dikiş yerlerinden sökün. Bunca kitap satın alıp da, o kitabı bir kütüphaneden ödünç almış olmak bir talihsizlik. Ama küçük bir talihsizlik. Defalarca okumam gerekecek. Oysa bir hafta sonra iade günü geliyor. 130. sayfaya kadar okuyabildim. Olacak. Bu sefer. Hatta belki okuma iştahım komple açılmakta. Küçük de olsa var bir ümidim.

Bugün bir liste yaptım. Ucu açık bir liste çünkü bazı maddelerin altını hemen dolduramadım. Şuraya iliştireyim. Belki sen de düşünmek istersin.

  • Tatmin edici bir günde neler yapmış olurum?
  • bir haftada?
  • bir ayda?
  • bir yılda?
  • beş yılda?
  • on yılda?
  • yirmi yılda?
  • bir ömürde?

Salı, Eylül 10, 2019

Masal ve şurup

Termometre 24 dereceyi gösteriyor, saat 22:24. Tahmin et neredeyim? Ahah. Bugün gün içinde çok kahve içtim o yüzden şimdi yemek sonrası Yogi'nin uyku çayını yudumluyorum. Temiz bir uyku çekmek niyetim. Derin. Belki göz bandıyla bile uyurum bu uğurda.

Yarın sipariş ettiğim elektrikli süpürge gelecek. Evet. Bir de onu aldım ama lazımdı.  İlk başta sessiz ve şarjlı bir model için arayışa çıktım fakat en sonunda ne olduysa bunu seçtim. Sanırım 80 desibel. Pek sessiz sayılmaz. Yarın göreceğiz.

Bugün kardeşimle konuştum. Ona, bir gün, hayalimin, kuklalarına masal yazmak olduğunu itiraf ettim. Açıkçası nasıl karşılayacağını kestiremiyordum. Geçmişte, bu türden, onun da lehine olan tekliflere nazlandığına çok şahit oldum. Ama bu sefer nazlanmadı. Aksine. İstekli gibi geldi sesi. İçim ısındı. Çünkü bunun çok başka sebepleri olsa da benim yazdığıma asgari bir güven duyduğu anlamına da geliyor. Bir de, bir öykümü yarışmaya gönderdim diyince, heyecanlanmasına sevindim.

Aslında masal yazma fikri sinsi sinsi girdi aklıma. Zaten sırada roman var. İlerisi için düşünüyorum. Roman bittikten sonra.

Şu sıralar roman dik bir yokuşun başında. Gitmiyor. Bugün de uğraştım. I-ıh.

Aslında niyetim, artık atölyeleri filan rafa kaldırıp, bildiklerimle yazmaya devam etmekti. Fakat dayanamadım. Yeni bir atölyeye yazıldım. Ekim'in ortasında başlayacak.

Terry Pratchett'da istikrarlı ilerlemeye devam. Aslında atölyeler öğretici oluyor ama en büyük eksiğim okumak. Yani üstüne yazacak kağıdım olmasa bu kadar önemli olmaz. Çözebilmeliyim bu işi. Eskiden olduğu gibi bir kitap kurdu olabilsem yeniden. O zaman gör sen benim yazılarımı. Okuma iştahını açmak için bir şurup yok mudur?

Pazar, Eylül 08, 2019

Moka ve kitap

Kulaklık taktım, balkondayım yine bu sefer gece vakti, karanlık çöktükten sonra. Hafif bir caz müziği dinliyorum. Yanıbaşımda kahvem. Sırtımda hırka, ayaklarımda çorap: sivrilerden korkmuyorsam bu saatte, sebebi var. Havanın serinliği bile öyle güzel ki.

Bu sabah canım dışarı çıkmak istiyordu. Kahvaltımı termosumu yanıma aldım. Bir de piknik örtüsünü. Yallah sahile. Öğlene kadar durdum orada. Huzurluydum. O tarafta pek kimse yoktu Pazar günü olmasına rağmen.










Öğlen olunca canım bir kitapçıya uğramak istedi. Bilimkurgu dergisini takmıştım kafaya. Remzi de çok yakınımdaydı. Toparlandım caddeye çıktım. Remzi'nin dergileri kafe bölümündeymiş. Fakat bilimkurgu dergisi yoktu. Ben de Ot dergi aldım. Sonra evin yolunu tuttum.

Yolumun üstünde Tchibo vardı. Oraya girdim. Birden anlamsızca bir moka pot edinmem gerekiyormuş gibi hissettim. Belki de Remzi'nin kafe bölümünün muhteşem ötesi kokusunun etkisi. Güya gezmek için para biriktirecektim. Avuç dolusu para döküp bir tane yeşil moka pot aldım. Biraz da kahve. Eve gelirken yolda, çok mu gerekliydi bu alışveriş diye hayıflanıyordum ama ilk kahveyi içtiğimden beri fikrim değişti. Bundan sonra neskafe filan almam eve. Zaten neskafe gold dışında bir şey içemiyordum onun da yedekleri çok abartılı pahalı. Sanırım bir süre sonra kendini amorti edecek moka pot. Bir yerden french press le sıcak süt köpürtmeyi de öğrendim. Artık bütün kombinasyonları denerim.

Kahve kadar güzel bir gelişme de Terry Pratchett'ın Şifacı kitabının 85'inci sayfasına gelebilmiş olmam. Tahtalara vuruyorum. Bütün öğleden sonra okuyarak geçti. Olsun dergiyi, olsun kitabı. Yavaş yavaş okurluğum geri mi geliyor yoksa? Ne muhteşem olur...

Pratchett inanılmaz bir yazar. Bir edebi eserden beklediğim her şeyi veriyor. Daha ünlü olmamasını anlayamıyorum. Harry Potter da güzel ama Şifacı o kadar başarılı bir kitap ki. Bir cümlesi bile boş veya sıradan değil. Nasıl yapmışlar?

Dün bütün gün romanla cebelleştim. Bugün de amacım oydu. Ama olmadı. Olsun, okumak da şu an için yazmaya dahil. Romanın üstüne çalıştıkça kendimden beklentim de sağlıklı bir düzeye iniyor. Olağanüstü bir performans beklemiyorum kendimden. Sadece elimden geleni yapacağım. O da nasıl olacaksa olacak.

Soğumuş buz tutmuş kahvenin son yudumunu da içtim.






Perşembe, Eylül 05, 2019

Sardunya pembesi

Tırnaklarım sardunya pembesi. Bugün kenarları hafif silinmeye başladı. Normalde tercih ettiğim bir renk değil ama havaalanının o kazık eczanesinin en uygun fiyatlı ojesiydi. Tatilde sürmedim bile. Doğal takıldım. Evet boşuna aldım.

Son zamanların en büyük atraksiyonu bir öykü yarışmasına eski bir öykümü yollamış olmam. Bir tam günü, uzun saatler boyu öyküye çeki düzen vermekle geçirdim. Güzeldi. Kazandığımı düşlemek de. Pek ihtimal vermiyorum, belli de olmaz ama, kazandığımı düşlemek çok heyecanlı. Aslında piyango bileti almak gibi. Hayal satın alıyorsun demişti biri. Bundan önce sadece bir tane öykü gönderdim başka bir yarışmaya. Orada da kazanmadım. Dergilere birkaç defa gönderdim. Hiç yayınlanmadı. Bir dergi değerlendirelim diye teklif etti ama temalar hiç ilham vermedi.

Öyküye çeki düzen verirken, en azından kurguda cümleleri istediğim estetik seviyesine çekebildiğimi gördüm.

Bir başka atraksiyon çoktandır aklımda olan bilimkurgu kütüphanesine üye olmam. Oradan bir yazar keşfettim: Terry Pratchett. Şimdilik 30 sayfa kadar okuyabildim. Ama çeviriyi çok beğenmedim. Orijinalinden de ben okuyamam ki. Çok başarılı bir yazar. Umarım yazarın dehasına hayran olup bir şeyler kapmaya çalışmaktan kitabı bitirebilirim.

Bugün de dünya kadar iş gördüm. Üç posta çamaşır yıkadım makinede. Sonuncusu hala dönüyor.

Öğlen Kore ve Türk mutfağı füzyonu desem çok havalı olacak, esasen gayet uyduruk bir yemek yedim. Tabii ki ben pişirdim. Bibimbap ve imam bayıldı karışımı. Altı pilav, üstü: ince şerit kesilmiş tavada kavrulmuş patlıcan, pırasa, mantar ve kıyma. Bol baharatlı: köfte baharı, zerdeçal, tuz. Biraz da yoğurt. Çukur bir tabakta servis edilecek. Fena değildi. Akşam mor lahana ve havuç salatası. Limonlu zeytinyağlı klasik sos.


Cumartesi, Ağustos 31, 2019

Vloglar

Ellerime deterjan kokusu sinmiş. İki gündür, son zamanlarda biriken işleri ucundan tutup yapmaya çalışıyorum. Aralarda da Güneş'in vlogundan  yola çıkıp, onun önerdiği koreli vloggerları izliyorum. Keşke benim de elimden gelse öyle videolu günlükler. İçten içe özeniyorum. Hatta tripod fiyatlarına bile baktım. Değme görüntü yönetmeni gibi çekimler yapıyorlar. Güneş bana benim blogdan benzer bir zevk aldığını söyledi. İçime attım o sözü. Çıkarıp çıkarıp bakıyorum. Parlatıp tekrar içime kaldırıyorum.

Başka da bir numaram yok. Dr. Now 'un programının hafta arası her gün olduğunu geç keşfetmenin buruk tadı damağımda. Bir de Pazar akşamları.

Ağustosun son günü bugün. Gıcır gıcır 2019'un ağustosu. İnanılır gibi değil.

Dip bucak temizlik yapmanın en güzel yanı gözden kaybettiğin bazı eşyaların tekrar bulunması. Ben piknik örtüsünü buldum en son. Hatta bugün işleri bitirdikten sonra gün batımını seyretmeye sahile gidecektim örtümle. Ama şu an canım istemiyor. Kalabalıktır bugün oralar. Şu an kalabalık görmek istemiyorum. Hele kalabalıkta yalnız kalmak, son istediğim şey. Balkonum iyi işte. Bu saatte sessiz. Gölge ve serin.

Ah. Komşum gitarını çıkardı gene ortaya. Usul usul Sting çalmaya çalışıyor, çok hoş.

----------

Bilmem kaç tane daha vlog izledim. Çay demledim. Akşam yemeği yerine poğaça, çay, domates, peynir. Güneş ASMR dediğinde uyanmadım, şimdi anlıyorum. Karıştırılan buz sesi. Klavye sesi. Kesme tahtasında doğranan soğan, kabak sesi. Tıngırdıyan bilmem ne sesi. Bunlardan bolca var o videolarda ve sakinleştirme etkisinde rolü kesin vardır. Ama görsel olarak da son derece estetik. Temiz ve boş ahşap masalar, parkeler, tezgahlar. Dünyanın öbür ucundalar ve bunca zamandır bizim gibi dopdolu bir yaşamları var. Oysa ne haberlerde duyuyoruz burada ne bir şey. Tıpkı dünyanın daha pek çok ülkesindeki insanların yaşamlarından bihaber oluşumuz gibi.

Daha yazasım var ama gözlerim kapanmaya başladı. Geç olmadan yatmaya hazırlanayım.




Çarşamba, Ağustos 28, 2019

Hiçbir şey hakkında

Hiçbir şey yapmıyorum günlerdir. Yapmak için de zorlamıyorum. Günlerin önümden resmi geçit yapar gibi geçip gitmesini izliyorum, zaman boşa geçiyor diye telaş yapmadan. Bunun da kendine göre bir güzelliği var: telaşı bir hırka gibi sırtımdan çıkarıp atmanın.

Biliyorum zamanla her şey eski haline dönecek. Koşturmacalar başlayacak yeniden.

Bugün sadece dünden farklı olarak dışarı çıktım, alışveriş yaptım mutfak için. Eve geldim ve poğaça yaptım tamamen göz kararı ve uyduruk bir tarifle. Oldu ama. Hamuruna dereotu kattım. Sarımsak tozu biraz da. Tuz ve az karabiber. Bazılarına zeytin ve peynirli iç ekledim, bazısını sade bıraktım. Çay demledim sonra. Toz çay bitmişti. Çaykur'un Altınbaşını aldım marketten tomurcukla harmanladım. Günün en büyük keyfiydi. Bir de öğlen, yarısından Dr. Now'u yakaladım tv de. Bu akşam da var. Aynı bölüm müdür acaba?

Balkon öğlen saatlerine göre daha serin. Termometre 29 derece diyor ama hissedilen 25. Arada bir rüzgar esip ağaçların yapraklarını hışırdatıp, masa örtüsünü havalandırıyor.

 Hiçbir amacım yok. Ne de sorumluluğum. Özgürlükle boşluğun içiçe geçtiği yerdeyim.  Bir ayağım özgür, öbürü boşlukta. Bir sigara olsaydı şimdi içebilir miydim? I-ıh. Kardeşimden kalan izmarit hala kül tablasında duruyor. Dökmemişim.

Şu an en çok istediğim şey zehir gibi yetenekli olmak. Dipçik gibi şiirler, cümleler yazabilmek. Koca evrende etkisinin verdiğim nefes kadar bile olmayacağını bile bile. Bir yanım da artık ezbere biliyor, okursam, sindirirsem benden öncekileri, zehir gibi olmasa bile şimdikinden daha iyi yazarım. Kova dolacak ki, taşsın. Belki gün gelir, o kapı da açılır. Her şey bu kadar değişkenken. En azından istediğim bir şey var.

Romana ara vermekle çok doğru bir karar vermişim diye düşünüyorum. Tazelendim. Şarjım doldu yeniden. Yazmak...Ne muhteşem bir imkan...