Perşembe, Ağustos 16, 2018

Erken uyanmak

Gecenin ortasında uyanıverdim. Kalktım kendime çay koydum. Bir de ekmek kızarttım. Üstüne dip olarak da kullandığım çeşnilendirilmiş krem peynir sürdüm (sarımsak, nane, zeytin, turşu, ceviz). Bir de Ege'nin bugün buluşmamızda bana okumam için verdiği kitabı aldım. Başladım okumaya. Birazdan yorulursam tekrar yatağa dönebilirim. Ceren'e mail attım. Birkaç yorum yanıtladım.

Hala deli gibi kurgu yazasım var. Ama beynimin durumu buna izin vermiyor. Bir an evvel geçse bu durumlar ne şahane olacak.

Koltuk kılıflarını yıkadım komple. Altmış derecede üç saat, ön yıkamalı. Sakız gibi oldular. Şimdi minderlerin kılıfı kurumuştur. Sabah geçireyim de bitsin artık bu iş.

Mustafa banyo musluğunu onardı, sağolsun. Bir de parayı zorla aldı. Bazı insanların değerini, efendiliğini yeterince bilmiyorum bence.

Ege'yle buluşmak süperdi. Güneş de olsaydı daha daha süper olacaktı. Bir gün o da olur.

Saat altı'ya geliyor (sabah). Bugün denize gidebilirim.

Cam açık. Hoş bir serinlik giriyor salona.

Yazmaya aşığım, biliyor musun. Hele şu blog olayı. Sayesinde tanıştığım onca güzel insan da bonusu. Hiç ama hiç hesapta yoktu. Belki de en güzel yanı budur. Hesapsız kitapsız olması.

Ege'ye de dedim. Ben şarkı sözü de yazabilmek istiyorum. Dahası bir müzik grubum olsun istiyorum. Hem yazıp besteleyelim hem söyleyelim. Olmayacak bir iş değil. Neler neler oldu bu mu olmayacak. Adım belirleyip atmam lazım. Harry Potter'daki tuvaletlerdeki ejderha sahnesinde söylediği gibi: "do something! anything!".
---------

Arada uyuyup uyandım. Hala denize gitmekte kararlıyım. Ama öğleden sonra. Şimdi biraz kitabı okur, belki de içindeki alıştırmaları filan yaparım. Biraz da bileklik. Malzemeleri dün aldım.


---------

Dün girmişim bu yazıları.  Sabah erkenden. Sonra yorulup uyudum. Sonra denize gittim. Öğleden sonra. Orada birisiyle tanıştım. Ama heyecanlanma çünkü bazı derin uyumsuzluklarımız var.

Tam istediğim gibi bir ev ilanı var. Tastamam aradığım ev. Hem de yeni binada. Fakat fiyatı benim fiyat aralığımın yüzde elli üstü. Peheee. Ağzımın suları aktı. Kardeşimi arayıp, ona sormak istiyorum. Ve bana "kesin tut" demesini. O benim kadar eli sıkı değil. Genelde harca diyen odur bana. Neden böyle bir onay ihtiyacım var ki? Neden kendi başıma karar veremiyorum. Ağbime sorsam o ne der acaba? Sorayım ama arada o onay ihtiyacımı da bir sorgu sualden geçireyim. Aslında sormam gereken o kadar param var mı yok mu? Bütün mesele bu bebeğim. Kapalı garajı da varmış. Arabayı da düşünüyorum ya. Asansörlü. Balkonlu. Konumu şahane. Bugün arayıp en azından gezmek istiyorum. Bir de odaların büyüklüklerini göreyim. Hiç oda resmi yoktu.

Aradım emlakçıyı. Randevu aldım gezmek için bugün. Böyle erkenden kalkıp günün sabahını kullanmaya hiç alışkın değilim. Günlerim uzadı resmen. Öldürmüşüm zamanı: bildiğin cinayet. Bu arada hesap kitap yaptım. O evi tutabilirim ama sonra çok sıkışacağım. Kararsızım. İlanda kesin olarak pazarlık payı yoktur son fiyattır filan diyor. Adam da telefonda yineledi. Evet evet biliyorum dedim. Dur bir.

Karar verdim. On kilo vereceğim bu kışa kadar. Belki de önümüzdeki seneye kadar. Verdiğim dört beş kilonun üç kilosunu geri aldım. Bu sabah yürüyüşe çıktım. Ve her tür tatlıyı kestim. Yeniden başlamıştım. Dondurmaydı oydu buydu. Bakalım fark ne zaman görünür olacak.

Dün duş alamadan yattım tuzlu tuzlu. Çok aşırı yorgundum. Bugün de doğrudan yürüyüşe çıktım. Sağlam yürüdüm. Akaretlerin başına kadar. Sonra geri döndüm. Yoldan alışverişler yaptım. Hikmet Hükümenoğlu'nun son kitabını aldım Nişantaşı D&R dan. Aşka inanmayanlar için aşk hikayeleri. Yeni çıkanlarda en üst sıradaydı. Ben böyle yetenek keşfedicisi filan olmak istiyorum. Bak o işi çok iyi yaparım. Ama nereden nasıl yapılır?

Sonra bir ilaç, bir de poğaça da aldım.

Haydi ben kaçtım. Duşa giriyorum.

Salı, Ağustos 14, 2018

Ne gündü ama...

Ne gündü ama...

Adaya gidişim tam 4 saat sürdü.

Dönüş yolunda manzara bana bütün hayata karşı duruşumu sorgulattı. Telaş filan. Öyle meselelerim varmış. Bu konuyu bana hatırlat. Önemli bir konu. Ama bir anda gündem 90 derece saptı.

Bu arada deniz nefisti. Yani nefis derken, yağmurlu bir havada içilen güzel bir kahve gibi nefis. Cam gibi berrak ve çarşaf gibi dedikleri türden. Ve o dört saate değdi. Yol boyunca "süreç" deyip durmuştum kendime. Süreç bebeğim süreç. O yüzden o dört saati göze her şekilde almıştım.

Sonra bindiğim taksinin şoförü bana genç ve güzel olduğumu söyledi. Yol biraz daha uzasa kesin bir evlenme teklifi gelecekti. Aslında muhabbeti o kıvama getirmişti ve istese ederdi ama etmedi. Başıma daha önce de geldi. Evli misiniz diye konuya giriyorlar. Of. Belki de art niyetli filan değildi. Belki samimiydi. Çok mu safım? Bence öyleyim. Hem saf hem iyimser.

Sonra çocukluk arkadaşlarımın çocukları vardı. Bizim birbirimizi tanıdığımız yaştaydılar. O da başka bir duygusal fırtına yarattı. Ama şu an bu konuyu işlemek istemiyorum. İşlemek istesem manzara konusunu işlerim. Orada daha fazla malzeme var.

Daha da sonra, birden aklıma belki de bugüne dek, yani mezuniyetimden beri, tek stalklamadığım hocalarımdan biri geldi. Sahi hiç sesi soluğu çıkmıyor, ne oldu o adam? Kaç yaşındadır şimdi dedim. Ve...bam! Vefat etmiş. Göçmüş gitmiş. Hem de ben mezun olduktan iki sene filan sonra. İki sene yahu. İki sene nedir ki. Aslında bitirme tezimin jürisindeydi. Ve notumu düşürmek isteyen kendi hocama karşı beni savunduğuna yemin edebilirim. Oysa tezimde kötü adamı oynuyordu. Soğuk ve mesafeliydi. Ama hep öyleydi. Sadece, bir gün bir misafir hoca getirtmişti. Ben de dersim olmamasına rağmen o derse girip amfide bir soru sormuştum. Ertesi hafta, yemekhanede, öğle yemeğimin üstüne makineden kahve alırken, tanımadığım bir kız yanıma gelmiş, "sen geçen hafta, M.'in dersinde o soruyu soran kızsın değil mi" demişti. Evet deyip şaşırmıştım. "M. bu hafta senin için, 'o çok önemli bir soruydu' deyip senin hakkında çok olumlu sözler sarfetti demişti. Bilmen gerekir diye düşündüm." Öğrenciliğim öyle renkliydi ki. Keşke o zamanlar blog olayı olsaydı. Neler döktürürdüm.

Neyse şimdi. Ben M.'i düşünüyorum. Ne sabahki deniz kaldı. Ne dört saatlik yol. Ne de beni derin düşüncelere felsefelere gark eden o gün batımı manzarası. 51 yaşında ölmüş. 51 yaş çok genç be blog. Ağzımda bir kusmuk tadı bıraktı bu haber şimdi. Gerçekten üzüldüm.



Pazartesi, Ağustos 13, 2018

Güzellikler.

Hayatımla uğraşıyorum. İyi anlamda. Bütün derdim: güzellik. Güzellik ve sefa, zevk. İrili ufaklı güzellikler peşindeyim.

Mesela dün, vapura binip karşıya geçtim. Hiçbir işim yoktu. Denizin mavisini özlemişim. Dolmuşa Caddebostan deyip, büyük Migros'un orada indim. Zaten orası Caddebostan'a yakın olmalı eğer tam orası değilse. Girip alışveriş yaptım rastgele. Gözüme hoş görünen fakat normalde cimrilikten- evet bildiğin cimriyim, tutumlu filan değil, düz cimri, itiraf ve kabul ettim, oh!- almadığım herşeyi aldım. Mesela, Nivea'nın makyaj temizleme suyu, yetmedi, Neutrogena'nın makyaj temizleme mendili, evet ikisini birden aldım. Benim yakınlardaki mağazalarda hiç denk gelmediğim ürünler. Nasıl tatlı geldi... Makyaj temizlemek, evi ve -inanmazsın- mutfak tezgahlarını temizlemekten daha zul bir eylem benim için. O yüzden böyle içim mıncık mıncık oldu almaya karar verdiğimde. Neden kimse söylemiyor? Makyaj temizleme mendili diye bir ürün çıkmış. Neyse. Sonra bir tane süzgeç aldım, ama o da değişik süzgeç. Yani şöyle: iki elin serbest kalabiliyor, süzgeç kendini tutuyor. Şimdi hiç mutfakla işi olmayan bunun niye önemli olduğunu katiyen anlayamaz. Aslında süzgeç daha geniş bir kabın içinde duruyor bunu mümkün kılabilmek için. Çünkü tencereler kaynar su ve diyelim makarna doluyken onu tutacından tek elimle tutamıyorum. Ağır geliyor. Bir de bluetooth'lu yani, kablosuz kulaklık. Bu çok mu lazımdı? Sanmıyorum. Ama canım istedi ve param yetiyordu, aldım gitti.

Sonra gittim, sahilde biraz oturdum. Ve o bölgeye taşınmaya karar verdim. Sırf o sahile yakın olabilmek için. Ciddi bir karar. Zaten buradan gitmek istiyorum. Asansör gene arıza yaptı, üstüne kırmızı etiket koymuş denetleyiciler- sakıncalı asansör demekmiş, bilmiyordum. İki kere çakıldı bu asansör, daha önce söyledim sanki. Akşam ilanlara baktım biraz. Var, bir sürü ev var aynı paraya. Kafamı toplayıp bir iki tane kriteri belirleyip şansıma denk getirebilirsem muhteşem olacak. Bu da başka bir güzelliği hayatımın. Biraz ferah bir yerde oturmak istiyorum. Dibimde karşı evin penceresini görmemek kriterlerimden biri. Daral geliyor onunucu senenin sonunda. Hatta çok daha önce. Bir de biraz daha az ses. Lütfen. Bu da çok önemli kriter. Üçüncü önemli kriter de, çevresinde alışveriş imkanlarının olması. Bu evin en büyük avantajı buydu. Ve gerçekten çok büyük konfor: peynircisi, fırını, manavı, eczanesi, marketi, kasabı, turşucusu, elektrikçisi, tesisatçısı hepsi elli-yüz metrelik bir çapın içinde. Hah bir de yufkacısı. Karşıda böyle yer pek yoktur ama en azından büyük bir marketi olsun. Son önemli kriter de balkon. Açık balkon istiyorum. Ilık havalarda sandalyeyi çekip oturmalık. Evet önemli bu balkon meselesi. Bunu daha önce söyledim ama. Bunu hatırlıyorum.

Bugün için de güzellikler planladım. Denize gitmek. Hazırlık yapacağım birazdan. Çanta filan da yapmam gerek. Yüzmek istiyorum ferah ferah. İki kulaç atsam bile yeter. Bu sene hiç fırsatım olmadı. Yoldan da iki mürdüm alsam, bir iki de nektarin. Öğleden sonra gideceğim. Sabahtan da gidilirdi ama olsun. Şu önümüzdeki birkaç gün gitsem çok şahane olmaz mı sence de? E. ile buluşacaktık. Belki beraber gideriz. Ya da onunla buluşacağım gün gitmem. Her şekilde uyar.

Dönüşte de bileklik yapımı için malzemeler alırım belki. Deri şerit istiyorum mesela. Bir de kapatmak için iri düğme. Dönüş saatimde açık olur mu acaba boncukçu?

Buraya yazı girmek de hayatımın güzelliklerinden biri. En son ne zaman kapattım, net bir tarih değil aklımda. Ama Temmuz ayı olmalı diye tahmin ediyorum. Ve kapalı ve boş blog gene de ıssız kalmamış biliyor musun? Gene de ziyaretçisi olmuş. Açıklamasız boşaltıp gittiğim blogdan belki bir ay sonra hala umudunu kesmemiş insanlar. Güzellik değildir de nedir bu şimdi? Söyle. Sen söyle.

Bir de şu şarkılar var Kaan Tangöze'nin. Sözlerini çok beğendim. Ve de şu.  Böyle söz yazabilmek isterdim. Ve Kaan Tangöze ve Ari Barokas arkadaşlarım olsun isterdim.

Cumartesi, Ağustos 11, 2018

Kek karpuz ve diğer olağan şeyler.

Mutfaktan nefis kokular yayılıyor evin her yerine. Uyduruktan bir kek yaptım. Toprak güveç kaplarında yapıyorum bir süredir. Koca formalar çekirdek aileler için. Sonra bayatlıyor o koca kek ve  artanlarını yemek zorunda hissediyorum, kalmasın diye. Zorla kek yemek çok can sıkıcı, şu ölümlü dünyada çekilecek dava değil. Fırını söndürdüm. Güveç kaplarını fırından çıkardım. Biraz ılınsın.

Aslında bunun çiğ versiyonu da var. Bir sabah öylece aklıma geldi: yulaf lapası, tahin-pekmez, ceviz, yaban mersini (aslında evde ne kuruyemiş varsa). Kek versiyonunda, çiğ yulafı rondoda un haline getiriyorum, göz kararı yoğurt, (tahin pekmez) yarım paket kabartma tozu ve tek yumurta da ekledim. Tahinli pide ile kek arası bir tat bekliyorum. Hadi kek, çabuk ılın.

-----------

Öylece aklıma gelenler serisinin bir diğeri:

bir gece karanlıkta uykuyu beklerken çarpıcı şekilde kafama dank etti. Cereyanda kalmış bir pencerenin çarparak kapanması kadar net: saçma, dedim kendime. Çok saçma. İmkânsız. Nasıl inandım ben buna yıllarca? Herkes hala nasıl inanıyor? Yani sonsuzluk var, koskoca, ortasında da bir biz mi varız? Çok saçma. Sonsuzluk da saçma, bir tek bizim olmamız da. Gerisini bilemem.

-----------

Kek başarılı. Tahin tadı tahinli pidedeki kadar baskın değil. Ve kesinlikle ben sağlıklıyım diye bağrınıyor yerken. Dolu dolu iniyor lokmalar mideye.

-----------

Bu sabah 06:00 gibi uyandım. Şu an saat 15:00'e geliyor. Oysa hissedilen zaman: bu sabahtan sonra 3 gün gibi. Bir sürü şey yaptım. Çarşafları ve pikeyi yıkadım mesela. Dışarı çıktım, çok defa. Topuklu espadril görmüştüm. Gittim satın almaya, ama numarası yoktu. Ve zaten abartı pahalıydı. Mutfağı çok güzel topladım. Ekmek kızartma makinesinin altını ve üstünü sildim. Kırıntı çekmecesini boşalttım. Yazın başından beri aradığım şortumu hurçlardan bulup çıkardım. Satranç oynadım. Yendim. Aslında nasıl kurgu yazasım var. Geçenlerde de vardı, ilham doluydum: bütün hikayelerin kesişme noktasındaymışım gibi bir duygu. Ama kafam bunu kaldıracak durumda değil. Yazık.

------------

Kardeşimle barıştık. Artık normal insanlar gibi konuşuyoruz. Aramızda kalsın, özlemişim. Kardeş muhabbeti başka muhabbetlere benzemiyor.

------------

Çok yazasım var, çok. Sözcükleri birbirlerine yakıştırmak. Yeni söz kombinleri keşfedip, altına imzamı atmak, duyguları onikiden zımbalamak filan. Konuları dallandırıp budaklandırmak. Hayalgücümü kullanmak.

Ve okumak istediğim onca kitap. Ve izlemek istediğim filmler, diziler. Neyse, biraz sabırlı olmam gerek. Başka da bir yol zaten yok. Bir de adaya gitmek istiyorum. Bir de vapura binmek. Adaya zaten yüzerek mi gidecektin desene :).

Karpuz vardı buzdadolabında. Nasıl bir mutluluktur o da. Bu sene her seneden çok yedim karpuzdan.

Bir de sevgilim olsa, tam olacak.