Cumartesi, Ocak 23, 2021

Sonsuzluk havuzları


 Sonsuzluk havuzları terimini duydun mu hiç? Şık ve egzotik otellerin o içinden çıkılmayası gerçek havuzlarından bahsetmiyorum. Girdin mi içinden çıkamadığın, dipsiz kuyu mecralardan bahsediyorum. Instagram, Youtube, Facebook yeni nesil için Tiktok mesela sonsuzluk havuzu olarak nitelendiriliyor. 

Instagram ve Facebook'un telefonumdaki bildirimlerini kapatalı bir seneyi aşmıştır. Belki iki sene bile olabilir. Büyük rahatlık. Hatta FB'ta kayıtlı insanların %90'ının paylaşımları da kapalı. Ortaokuldan tanıdığım çok da bir samimiyetim olmayan birinin günde 5 kere çocuklarının resmini/doğumgününü/şusunu busunu paylaşmasını merak etmiyorum. FB ve İG'dan yakamı kurtarınca sandım ki ben bu işi çözdüm. Az önce anladım ki iş o kadar basit değilmiş. 

Geçen postta Youtube'un ruhumu eline geçirmesinden şikayet ediyordum. Bir yandan da TV izlemiyorum, doğru düzgün kitap okuyamıyorum, film ve tv'da yayınlanan belgeseller bile kesmiyorken beni bari YouTube izleyeyim diyorum. İzlemek sorun değil. Sonsuzluğuna kaptırmamak kendini. Ama onu da halledebilirim. Benim daha büyük bir sonsuzluk havuzum var, hayır koca internetin kendisi değil. En genel anlamıyla bilgi. Çocukluktan bu yana hem de. 

İnternet hatta göreceli TV yokluğunda (tam gün yayın bile yoktu ben çocukken tek gariban siyah beyaz kanalda) ansiklopedi okuyangillerdendim. Öyle bir açlık bilgiye. Hala da öyleyim. Ansiklopedi de o zamanın sonsuzluk havuzu. Oku oku sonunu getirebilir misin ömründe? Ben sonunu getiresiye okuyordum. Mümkünmüş gibi. Şimdinin internetinde de öyle geziniyorum. Öğrenme biçimimde bence bir çarpıklık var. Sosyal alanda kimseye bir zararı olmadığı için göze çarpmıyor ama normal değil. Bilgi sahibi olmak insana statü kazandırabilen bir şey de aynı zamanda, o yüzden kimse bana bugüne kadar biraz soluk al demedi. Ama yeme bağımlılığı gibi bende bilinçsiz bir bilgi bağımlılığı, çapsız bir bilgi iştahı olabileceğini düşünüyorum. Neyse ki durumun farkında olmak, çözümü de büyük ölçüde beraberinde taşıyor. Sonu yok demek kendine. Dibini bulamayacaksın. Amaç dibini bulmakmış gibi.

(Yıllar önce, internet yeni yeni evlerde yaygınlaşıyorken, aylak ve depresif günlerimin tek eğlencesi internetin başında sabahlardım. Stumbleupon diye bir site vardı. Hala var mı bilmem. İstediğin alanda, sana en güzel, en faydalı siteleri bulurdu. Bir gün karşıma: "internetin dibini buldun, artık dışarı çık ve hava al" diye bir site çıkarmıştı. Aklıma o geldi.)

Dibi yok öğrenmenin. Yazmanın da üretmenin de dibi yok. O yüzden üretkenlik diye kendini paralamak da anlamsız. Yeterlilik üzerine düşün bazen. Ölçülü üret ölçülü tüket. Bilgiyi bile.

Böyle bir sonsuzluk havuzunun bir adım gerisinde durabilmek önemli diye düşünüyorum. Kontrol kazandırıcı. Ve huzur. Tamamlamanın imkansız olduğu bir işin peşinden koşmayı bırakmak, kimbilir belki tamamlanabilir işlere noktayı koymanın bir yoludur.


not: görsel internetten.

Perşembe, Ocak 21, 2021

Youtube ve sıcak çikolata

Salon pancurunun çıkardığı sesten dışarıdaki rüzgârın, soğuğun şiddetini hayal edebiliyorum. Gün akşam oldu. Öğleden sonra yataktan kalkınca yapılacakları sığdırmak da zor oluyor. Canım bambaşka şeyler yapmak isterken "yapsam iyi olur" dediğim şeyleri yaptım bugün: kahvaltı, yürüyüş, yemek, saçlarımı yıkama, kurutma, bulaşıkları toplama. Ne var ki yazı projemi ilerletemedim. Ona zaman kalmadı. Bu saatte de başına oturmak istemiyorum.

Youtube zıvanadan çıktı. Önüme öyle karşı konulmaz içerikler çıkarıyor ki...karşı koymakta çok zorlanıyorum. Mesela şu: logo tasarımı üzerine kısacık ama dopdolu bir içerik. Sanki bütün zayıf yönlerimi artık açık etmişim. Algoritması ruhumu çözümledi. 

Dün gece sekize bölündü. Tamam abarttım belki tam olarak sekiz değil. Defalarca uyandım uykumu alamadan ve fakat sabah oldu sanarak. Gece kalorifer en yüksekteydi. Düşürmedim. Bu sefer de piştim. Sabaha karşı balkona çıkıp düşürdüm. Donacağım diye düşündüm ince pijamayla dışarı çıktığım için fakat hava o kadar soğuk değildi. Evin ısı izolasyonuna sağlam bir küfür savurup yatağıma döndüm. Uyu uyan, uyu uyan, artık saat öğleni geçiyor diye zorla kalktım en son. Gün böyle abuk ve tiksinti verecek şekilde başladı. 

Yarın Perşembe. Aslında yazı projesinin 3. günü. Ama ilk iki gün boş geçti. Ne yapsam? Yarını ilk gün mü ilan etsem? Perşembe Cuma Cumartesi Salı. Hadi Salı çizimin olsun. Üç gün üst üste ama dolu dolu. Uyandıktan yürüyüş saatine kadar. Evet öyle ilerletebilirim. Ay bitmeden ilk 7 bölümü bitirmenin başka yolu yok. 

------------------

Bugün Perşembe. Gene öğlende kalktım. Yazının başına oturdum ama kısa sürede kendimi eğitim videolarının başında buldum. Dedim ya ruhumun ince kıvrımlarını youtube'a emanet ettim bir kere. İşin kötüsü çok süper faydalı videolar. Ellen Brock diye bir kızcağız. Freelance editör. Çok süper önerilerde bulunuyor. Kurgu yazmak isteyenlere şiddetle öneririm. 

Ama ben buraya gene bir tarifle geldim. Bu seferki baharatlı sıcak çikolata tarifi. Biraz antin kuntin malzemeler var içinde peşin söylüyorum. 

malzemeler: - bir bardak süt

                    - yaklaşık yarım ceviz büyüklüğünde kakao yağı

                    - kakao, 2 tatlı kaşığı

                    - 3 kaşık hünnap keçiboynuzu özü, (yoksa pekmez de olur)

                    - 1 tutam tuz

                    - 1 yıldız anason

                    - 3 kakule

                    - bir tutam zencefil tozu


hepsini karıştır ocakta ısıt. kaynamaya yakın ocaktan indir biraz beklet. süzgeçten geçir. afiyet olsun.


Pazar, Ocak 17, 2021

Tuzlu kahve, sekiz günlük hafta ve diğer şahane şeyler.

Balkon demirlerinin sümükleri akmış...Tekli beyaz koltuğu cam kenarına çektim. Gerçi kar durdu ama ben hala yağıyormuş gibi kandırık yapıyorum kendime. Bu yılın ilk karı Istanbul'da. Kış geç geldi. Az önce, grafik tasarım dersinden sonra, kendime güzellik olsun diye yulaf unundan krep yaptım. Yanında da kahve dünyasından satın aldığım fındık aromalı kahve çekirdeklerinden, french press'te kahve demledim. (Kemal Berk'in tavsiyesine uyup içine bir çimdik tuz attım. Kahvenin aromasını arttırıp acılığını sildi.) Ayaklarımı da uzattım. Keyif.

Biraz sonra altıncı ürünün tasarımının başına oturacağım. Dün yine tam gün çalıştım gece yarısına kadar. Başına öğlen gibi oturuyorum, bir bakıyorum gecenin 10.00'u olmuş. Keşke hafta 8 gün olsa. Aslında yapabilirim. Haftaya sığdırmak zorunda değilim ki. Dört gün yazı ardından dört gün çizim yapabilirim. Ya da ne kadar istiyorsam. Varsın haftanın içinde günler kaysın. Kime ne zararı var? İşler yürüdükten sonra.

Bu hafta Ali Abdaal çalışma zoom'unu izleyicilerine açtı. O da kitap yazıyor. Aramızdaki tek fark Penguin yayınlarından teklif üzerine yazıyor olması. Bir de Amerika pazarına açılmaya çalışıyor. Hayır kıskanmıyorum. Hiç de bile. Ne diyordum ki ben zaten? Zoom diyordum. Ben de kayıt oldum. Artık haftaya hiç kaçarım yok. Dizimi kırıp oturup çalışacağım Ali Abdaal'la eşzamanlı. Çok heyecan verici!

Dışarıda hava karardı. Kupanın dibinde kalan kahvenin kokusu hala buram buram. Cam kenarı da serin oluyormuş doğrusu. Salonun ayaklı ışığını yaktım. Kaç gündür evden çıkmıyorum? Cuma yürüyüşe çıkmadım. Onun yerine ürün ve pazarlama üstüne çalıştım. Sema Özpekmezci bu duruma Stockholm sendromu diyor. Bu tutsaklık halini sevmeye. Güzel benzetme. Tastamam başıma gelenin ismi bu.


Bu kar Covid virüsünü de kırıp geçer mi acaba? Hani bir grip türevi olarak? Ama öyle olsa Isveç'te Norveç'te esamesi okunmazdı. Cık. Sanmıyorum. 

Bugünlük bu kadar, yazmaya doyamadım ama konum bitti. Çizime başlamadan iki tane kitap kurcalayayım bari. Haydi kal sağlıcakla.


Cuma, Ocak 15, 2021

Disiplin ve marshmallow ve diğer gündelik işler.

 Dün sabah 5.00'e kadar oturdum. Kah Youtube izledim kah kendi eski yazılarımı okudum.2019 yılbaşı sonrası bloga yazdıklarımı okudum. Beğendim yazdıklarımı. Beğendiğime şaşırdım sonra.  İnterneti kurcaladım. Bana verilen bağlantıları buldum. Yetmiş küsur tane mi, doksan küsur tane mi ne. Hakkımda yazılan güzel şeyler vardı. Bazılarının altında kendi teşekkür notlarımı buldum, demek daha önce okumuş ve sonra unutmuşum. İyi geldi. 

Sonra yattım ve uyandığımda saat 11.00'di. İstemeye istemeye günün programını uyguladım. 

Temizlik rutinleri, kişisel ve evsel. 

Sonra yazının başına oturdum ve bir sayfadan biraz fazla yeniden yazdım birinci bölümü. Artık elimde 100 sayfalık bir taslak olduğundan daha rahatım. 

Yürüyüşümü de yaptım bugün. 

Dönüşünde canım G.'le sohbet ettik. Sonra akşam yemeği. 

Ve geç saat K. ile tartışma. Daha önce aramızda tatsız bir mesele olmuştu. O günden beri hiç konuşmamıştık. Geçen gün mesaj atmış bana. Sandım ki yaptığından pişman, bir şekilde gönlümü almak istiyor. Fakat hayır. Kazın ayağı öyle değilmiş. Ne yaptığı saygısızlığı kabul ediyor, ne özür diliyor. Tam tersine, kusur işleyen benmişim güya, bana bunu kabul ettirmeye çalışıyor. Hadi canım, dedim. Başka kapıya. Kralına yol vermişim, soytarısıyla uğraşamam. 

Bu tatsız olayı bir kenara bırakacak olursak, bugünden geleceğe taşıyacağım anım kuşkusuz temizlik rutinleri ve yazının başına oturmak için gösterdiğim disiplinimdi. Daha doğrusu disiplin ile olan ilişkimin yeniden tanımı. Çünkü bambaşka şeyler yapasım vardı vefakat yapmadım. Bir sayfa olsun yazdım. Yazının başına otururken aklına üşüşen ayartıcı bütün diğer işleri savmak, aynı bir kavgada üstüne üstüne gelen kılıç darbelerini savuşturmak kadar idman gerektiriyormuş. Aslında bir hazzı erteleyip daha büyük bir haz elde ediyorsun. Şu meşhur marshmallow testinin tüm bu kişisel gelişimciler tarafından neden bu kadar sık anlatıldığını şimdi anlıyorum.  Oysa kafamda disiplin farklı kodlanmıştı, çok ilginç. Disiplin eşittir hazdan uzak durma/durabilme gibi bir şey olarak duruyordu bilincimin tartmaya açık olmayan bir alanında. 

---------------------

Yukarıdaki yazıyı geçenlerde yazıp taslağa attım. Üstünden birkaç gün geçti. 

--------------------

Az önce paydos etmeye karar verdim. Sabahtan beri hemen hemen hiç duraklamadan dükkanla ilgili çalışıyorum. Anahtar sözcük araştırması yaptım. Talep-arz dengelerini inceledim. Başlıkları değiştirdim. Etsy'den gelen trafikte gözle görünür bir değişim fark etmedim. Ama liste puanım etsy'nin pazarlama yardımcısı Marmalead sitesine göre üst seviyeye geçti. Bazen iki üst. Sonra yeni ürünleri tasarladım tespit ettiğim talebe göre. Fena olmadılar. Pdf formatına sokup, listeleyeyim yarın bakalım. Beşinci ürünüm: alışkanlık takip kağıdı. Kazanmak istediğin yeni bir alışkanlığını kağıda yazıyorsun, sonra ayın hangi günüysek diyelim 14 onun altına tık atıyorsun eğer o gün yaptıysan. Değişik renklerde yaptım aylık olanı. Bir de haftalık yaptım. Beş yaprak oldu zaten. Eğer ilgilenirsen teklifim 24 Ocak 2021'e kadar eklediğim tüm ürünler için geçerli. Cumartesi de yeni ürün ekleme günü oldu böylelikle.

Gün nasıl akşam oldu hiç anlamadım. Nispeten erken de kalktım. 

Sana bir tarifim var. Akşam yemeğimdi bugün. Havuç tarator yapmıştım, içine haşlanmış ve rendelenmiş pancar ekledim. Çok yakıştı. İkisi de tatlımsı ya. Hem tatları hem renkleri güzel harmanlanıyor bence. Hafif bir sarmısaklı yoğurtla...mmmh. Eşlikçisi yarım dilim kızarmış ekşi mayalı ekmek ve biraz sert bir peynir, kaşar mesela. Tam kısıtlamalı günlere girmişken söylemek istemezdim ama öbür türlü unutabilirim.

Buraya hala kar yağmadı ama soğuğu geldi. Senenin bu zamanlarını seviyorum. Kar beklemek keyifli. 

Şimdi geceyi bitirmek için önümde iki seçenek var: ya curiositystream den bir belgesel açacağım ya da make time'ı okumaya devam. Çok pis arada kaldım.

Pazar, Ocak 10, 2021

Yağmur, kurabiye ve siborgların gizli hayatı.

İstanbul'da yağmurlu ve kısıtlamalı bir Pazar öğleden sonrası. Salonda küçük ışık ve kalorifer yanıyor, ben büyük beyaz koltuğa kuruldum. Şekil bir-a da görüldüğü gibi 😀.



Salondaki küçük ışık


Bu saate kadar grafik tasarım dersim vardı. Az önce çamaşırları attım makineye, yıkanıyor. Dün Manxcat'in blogunda gördüğüm kurabiyelerden yaptım şekerine çikolatasına aldırmadan. Enfes oldu. Uzun zamandır böyle başarılı kurabiye yapmamıştım kendime. Keyiflendim.

Geçen içeriğindeki zengin B12 vitamini yüzünden ciğer aldım. Ondan mı bilmiyorum, akşam başımı yastığa koyduğumda ilk defa olarak karanlık şeyleri düşünmeden uykuya daldım ve dolayısıyla çok iyi geldi. O geceden beri hala öyle. 

Bir de beni birkaç aydır görmeyen T. üstümdeki kalın peluş pantalona rağmen aşırı zayıfladığımı söyledi. Aşırı değil bence ama Eylül ayına göre zayıfladım o kesin. Bir de 67'nin altına inebilsem. Bayram olacak.

Bu haftaki programda G.'le buluşma var. Yazının ilk bölümünü adam etme var. Çok işime gelen bir şey oldu, hikayeye nefis bir ekleme fikri geldi. Belki benim "siborglar" kendi icat ettikleri bir kültürel uğraş çevresinde insanlardan ve onları baskı altında tutan diğer "siborglardan" gizlice toplanırlar. Hikayeye apayrı bir derinlik ve güzellik katabilir. Buraya böyle yazınca çok güzel geliyor kulağa. Hmf. Evet. Böyle olsun.

Cumartesi, Ocak 09, 2021

Mandala ve Planner

Cuma akşamı. Talin gitti. Usta geldi. Sonra o da gitti. Yanar dönerli noel ağacı ve ben salonda yalnızız. Saat geç ve yorgunum. Talin geç geldi ve ben onu beklerken 3 tane yeni mandala çizdim. Dükkana yeni bir kitapçık ekledim 5 sayfalık. Toplam 3 ürün oldu, beşer sayfadan. Cumartesi günü de planner kitapçığını tamamlamayı düşünüyorum. Böylece toplam 4 edecek.

Ürünler bu sefer fiziksel değil dijital. İndirip yazdırıyorsun. Gönderme posta bekleme derdini böylece bertaraf ettim. 

Plannerlar şık oldu. Ben yaptım diye demiyorum. Ki daha bu en sadesi. Siyah beyaz baskıya göre tasarladım. Bittiği kadarını bir iki eşe dosta postaladım yılbaşında. Geri dönüşler olumlu. Sen de yabancı değilsin okurum. Beğenirsen sana da ücretsiz epostalarım. Dükkanın tanıtımı olsun. 

Şöyle yapalım: bir saat belirleyelim. Türkiye Saati İle yarın ( cumartesi 9 ocak 2021) 19.00'a kadar planner takımını tamamlamış olmam gerek. Yarın 19.00'dan sonra sen dükkana uğrayıp ürünleri incele, oradan satın ALMA. Buraya geri gel, beğendiğinin adını yorum kısmına mail adresinle beraber (pdf ya da jpeg formatından hangisini istediğini de) yaz (yayınlamayacağım). Ben de fırsat bulur bulmaz sana beğendiğin ürünü mail atayım. Tasarım benden, baskı ve (mandalaları) boyama senden. Nasıl? Teklifim yarından itibaren on beş gün boyunca geçerli. (24 ocak 2021 tarihine kadar). Tüm ürünler A4 kağıdına göre tasarlandı.


-------------------------

Planner lar şu an itibariyle etsy'de. Bakabilir, yorum kısmından ücretsiz edinebilirsin. (mail adresini yayınlamayacağım, ve tekrar kullanmayacağım)



Perşembe, Ocak 07, 2021

Tembellik ve Galaksiler.

 Saçmanın sapanı bir gün ve hatta hafta. Sanki el frenim çekilmiş gibi anlamsızca hareketsizdim. Zar zor yürüyüşe çıktım. Onu yapabildim. Başka yapacak dünya kadar işim varken hiçbirine zaman ayıramadım. Toparlanmam gerek. Bütün hafta bu şekilde ziyan oldu. Çarşamba biraz yazının başına oturabildim ama daha bin tane şey yapacaktım onun yanı sıra. 

Uyanma saatlerim çok belirsiz bazen sabahın kör karanlığı bazen öğlen. Ben sabahı yazıya ayırmak istiyorum. Sonra öğlene doğru uyanınca öyle bir şaftım kayıyor ki bir daha elimden doğru düzgün hiçbir iş gelmiyor. Ya da çok erken uyanıyorum gün içinde uykum gelip bütün programı bozuyor. Acaba diyorum çok fazla şeyin birden peşinden koşmaktan mı? 

  • yürüyüş birinci önceliğim
  • ikinci önceliğim yazı/roman
  • üçüncüsü etsy dükkanım için ürün üretmek
  • dördüncüsü açmak istediğim YouTube kanalı için kendimi eğitmek.
Bunların yanı sıra yemek ve diğer ev işleri olunca, ve arkadaşlarımla da buluşma, mesajlaşma, video buluşma olunca... olmuyor. Daha esnek bir program gerekli bana. Bir ara yapabilmiştim. Gene böyle kırk parça iş kovalıyordum fakat bir gün yapamadığımı ertesi güne aktarabiliyordum. Ve haftanın sonunda işler tıkır tıkır yürümüş oluyordu. 

Yarın mesela T.'le buluşacağız, akşam da usta gelecek duşun kapısının contalarını değiştirecek. T.'le muhtemelen öğleden sonra buluşuruz. Hava karardığında da evlere dağılırız. Yazı yazamam. Ürün hazırlayamam. Belki arada bir iki mandala çizebilirim aslında. Asıl planner'ları ilerletip yüklemek istiyorum oysa. Ama planner için daha uzun bir süre ayırmak gerek. Ali nasıl yapıyor ya...

---------------   0    ------------   0    -------------   0   ---------------

Aslında bahsedecek çok daha ilginç konularım var. Mesela François. ortaokuldan liseye kadar arkadaşım. Kendi evinin bahçesine ev yapımı bir anten kurup bilgisayarına bağlamakla başladı işe. Radyo sinyallerinin peşinden koşuyordu oğluyla. Mesela uluslararası uzay istasyonunun gönderdiği radyo sinyallerini alıyordu. Ben tam olarak bunun ne işe yaradığını anlamıyordum. Dün gece tekrar mesajlaştık. İşler büyümüş ve Paris'in Kuzey Doğusunda bulunan ulusal bir anteni kullananlara katılmış. Aynı zamanda Teksas'taki bir antene de erişimleri var. Hesaplar kitaplar yapıyorlar hep beraber ve bana dün şunu dedi: "M17 galaksisini gözlemledik". Bir de Ay'ı. Resmini bile gönderdi Ay'ın. İşi gücü bu. Ama çok güzel değil mi? Çok sıradışı buluyorum onu. 

Sonra kişisel olarak tanımadığım Tim Ferris'in tembellik tanımı var aklımı kışkırtan: "eğer sürekli anlamsız işlerle meşgulsen bu da bir tembellik biçimi olabilir". Asıl önemli olanı saptamamak ve o yönde harekete geçmeyi ertelemek bence de bir tembellik biçimi. Düşününce.