Çarşamba, Nisan 21, 2021

Kurabiye, laleler ve sinema.

 Unutmadan şuraya ölçüleri yazayım, bugünün öne çıkan iki şeyinden biri buydu çünkü: uyduruk fakat başarılı kurabiyem. Genelde uyduruk kurabiyelerim hiç mi hiç başarılı olmaz. Hele de böyle unsuz şekersizse ohoooo... Yine de diyet diyemiyorum çünkü içinde yarı yarıya tereyağ var ve bence başarısı da buradan geliyor. Kurabiye dediğin tereyağa doyacakmış. Bugün bunu tespit ettim. Şu anda tek pişmanlığım nasılsa hafif diye iki tepsinin birini bitirmiş olmam. Ne diyordum? Ölçüler:

malzemeler:

-100 gr badem

-100 gr dut kurusu

-3 çorba kaşığı yulaf (olmasa da olabilir sanki ama hamuru çoğaltıyor)

-isteğe göre turna yemişi (başka kuru meyve de olur ya da hiç kuru meyve)

-bir tutam zencefil

-bir tutam tarçın

-bir çimdik tuz

-bir tam limonun kabuğunun rendesi, hatta varsa iki limon hatta üç limon rendesi daha bile güzel olur, yoksa portakal, mandalina kabuğu rendesi de olur.

-50 gr tereyağ

-1 yumurta

yapımı:

yumurta, kuru meyve ve limon kabuğu rendesi dışındaki tüm malzemeleri robota attım. Kum gibi oluncaya kadar çektim. Sonra karıştırma kabına aldığım hamura diğer malzemeleri ekledim ve azıcık yoğurdum. Yumuşak ele yapışan bir kıvam oluyor. İçinden ping pong topu kadar parçalar koparıp elimde yuvarlayıp, yağlı kağıt serili fırın tepsisine incecik bastırdım. Ne kadar ince bastırırsan o kadar çıtır ve nefis bir kurabiye oluyor. Benim fırınımda yaklaşık 15 dk turbo altlı üstlü 170 derece pişti. Yalnız ilk çıktığında biraz yumuşak oluyor. Çıkarıp tele koyup soğuyunca yemeli. Çok baskın bir tat yok. Tereyağın lezzeti var bir de çıtırlık. En büyük özelliği kan şekerini zıplatmaması. 

Bugünü gün yapan diğer bir şey de yürüyüşe çıkabilmiş olmaktı. Laleleri gördüm bu sayede. 




Ve sinema. Ruhumu bu kadar aşağı çektiğinin farkında değildim. Uzun zamandır film beğenemiyordum. Netflix'teydim. Dün de yazdım Mubi'ye geçince izleme listem hınca hınç doldu. Dün bir günde iki belgesel izledim, birini anlatmıştım Blue diye. Diğeri de Kedi. Istanbul'u sokak kedilerinin gözünden anlatan şipşirin bir belgesel. Sanıyordum ki tıpkı zor kitap okumam gibi artık zor film izliyorum. Ve bu kültürel kangren ruhumu yavaş yavaş ele geçiriyor. Ciddi ciddi üzülüyordum. Oysa sinemaya gidilen zamanlarda da seçiciydim. Asla öylesine bir filme girmezdim. Neyse platformumu buldum. Hava karardığına göre bu akşam da güzel bir program seçeyim kendime. 

Salı, Nisan 20, 2021

Kara delik ve yetenek üstüne.

Sanırsın koltuk bir kara deliğe açılıyor, öyle apansız bir uykuya çekildim bugün iki kere. Neyin yorgunluğu bilmiyorum. Pazardan alışveriş yaptım, bir de F. çalışırken yanında çene çaldım. İki buçuk saat ayakta durdum kısacası hepi topu icraatım bu. Bir de sabah erken uyandım.

Kraker hazırladım o gittikten sonra. Sabah kahvaltıda ekmek yerine yemek için. Glütensiz. Karabuğday unundan. Tekrar glütensize dönme çabaları. Ama kraker çok sert oldu. Üstelik bu sefer kabartma tozu da eklemiştim. Ona rağmen.

Bu arada bir yayın evine gönderdim romanı. En geç altı ay içinde döneceklerini yazıyor sitelerinde. Umarım daha kısa sürede dönerler yine de. Bakalım. 

G. geçen gün bana "istikrarlı bir istikrarsızlığın var" dedi. Gülsem mi ağlasam mı. İlk güldüm. Aslında birkaç konu hariç ki blog yazmak (16 yıldır yazıyorum, arada bir sene ara verdim, hadi olsun 15) bunlardan biri, sonuna kadar götürdüğüm işlerim var, ya da "yeterince" uzun zaman sürdürdüğüm. 

---------

Ertesi gün:

Bir belgesel izledim MUBİ'de, ismi Blue. Blue blues band diye 90'ların bir rock grubunun belgeseli. Galiba daha önce seyretmiştim bir yerlerde. Fena dokundu yine de. Salya sümük izledim. 

Belgeselde Teoman da var. Diyor ki (kendisi ve belgeseldeki müzisyenler için) "çok cool görünüyoruz ama o kadar cool adamlar değiliz çünkü kendimizi değerli hissetmek için alkışlanmaya ihtiyacımız var".  Teoman'dan beklemeyeceğim derinlikte ve gerçeklikte bir içgörü. Ve de Erkan Oğur: "anlaşılmamak diye bir şey yok, sen kendini anlıyorsan yeterli, başkası seni anlamasa da olur". Çok şükür benim için yeni bir düşünce biçimi değil bu sonuncusu. 

Olgunlaşmışım bir ara. Çünkü artık yetenek denen şey hayatımda o kadar merkezi bir yerde değil. Kendime verdiğim değer, olan ya da olmayan yeteneklerime endeksli değil. Varsa var, iyi, dursun bir kenarda ve fırsat buldukça işleyeyim. Yoksa, o da iyi, olmasın, gene de insanım herkes gibi, mitokondrilerim var gurur duyabileceğim, hiç bir şeyim yoksa. Ayrıca her günkü hayatın önemine inanıyorum artık. Sürece odaklanmaya. Yetenek, deha: bunları parlatan, cilalayan toplumun gazına geldim uzun süre. Ama artık bitti.

Şimdi ne yapsam acaba? Hava güzel ama canım hiç yürüyüş istemiyor. Listeme bakayım. Bu ay gerçekleştirmek istediklerim listesi. Bugünü ehlileştiremedim bir türlü. Vahşi bir atın sırtına binmiş gibiyim, onun canının istediği yere gidiyorum. Bir ara dizginleri ele geçirmem gerek. Ama hangi ara?


Bu geçen haftaki sahil yürüyüşündeki moladan.


Cumartesi, Nisan 17, 2021

Yayınevi, tasarım, birikim.

 Açıkçası sığınmaya geldim çoğu zaman olduğu gibi. Yani kafa dinlemeye. Sabahtan beri nefes almadan yüzey tasarımı konusunda video izliyorum. Altı adet tasarımım bir fotoğraf sitesine yüklenip, kabul edildi. Aslında bazıları bazılarının büyüğü/küçüğü: toplamda 3 farklı tasarım var. Galiba işin teknik kısmının %85'ini filan çözdüm. Çözmediğim kısımlar henüz sorun çıkarmadığı halde çıkarmasından korktuklarım. 

Sabah başka işler de gördüm. Alt tarafı formatı sormuştum bir haftadır dönmemişlerdi. Ben de istediğim yayıneviyle doğrudan telefonla görüştüm.. Konuşurken en son bilim kurgu yayınlıyor musunuz diye attım kendimi ortaya. Çok tercih etmiyoruz dediler. Aklımdaki diğer yayın evini söyledi telefondaki görevli. Ben de düşündüm taşındım 3 ay kaybetmektense doğrudan diğer yayın evine başvuracağım. Bu hafta sonu word programında parçaları toparlarım. Pazartesi de yallah, gönderirim. 

Öncesinde sabahtan çok güzel işlerimi toparladım yazılı olarak. Her bir işin yanına, gerçekleşmesi için neyi beklediğimi de yazdım. Bazı beklemelerin tembellik için bir kulp olduğunu anlayınca, kızdım kendime ve harekete geçtim. 

Bu bağlamda yıllık bütçe çıkardım. Çarçur ediyormuşum gelirimi. Dehşete kapıldım harcamaları görünce. Hemen bir birikim planı yaptım iki senelik. Önümüzdeki ay uygulayamam ekstra harcamalarım var ama yarısını ayırabilirim en azından. Ya da işte olduğu kadar. Zarardan döneyim yeter ki.

Aslında gün verimli geçmiş buradan bakınca. Roman ortadan kalkınca hayat bana kaldı. Aklımda başka projeler var. Ama yavaş yavaş. Öncesinde şu yüzey tasarımını oturtmam gerek. Haftada 10 tasarım yükleyin diyor Oksancia. Düzenli satış elde edebilmek için, örneğin her gün bir satış, ortalama portfolionda 500 motif olmalıymış. Ve kendisi 10 ayrı siteye yüklüyor. Haftada 10 tasarım yüklesem, düzenli bir satış elde etmem bir seneden önce olmaz.

İki gün yürüdüm, biraz yediklerime dikkat ettim. Akşam atıştırmasından kaçındım. Ve yarım kiloya yakın gitti. Havalara uçtum. Ama bugün yürüyemedim. O yüzden yarın ne çıkacak bilmiyorum. Neyse demek ki gidince gidiyor. Yarın biraz yoga da yapayım madem sokağa çıkmıyoruz. 


 

Çarşamba, Nisan 14, 2021

Bugün ve yarın.

 Yorgunluktan ve tokluktan mayıştım. Birazdan fransız balkonun kapısını kapatırım, güneş çekilince serinledi birden ortalık. Koltuğuma yayıldım. Keyfim yerinde şükürler olsun. Bugün havanın güzelliğini de fırsat bilip kendimi sokaklara attım: favori mekanım sahile yürüdüm. Bir bankta uzunca bir süre oturdum. Denizi, en çok da geleni geçeni seyrettim. Havanın güzelliğinden dolayı sahil kalabalıktı. Keyifliydi.

Sonra dönüşte çay saati için basit bir şeyler aldım yolumun üstünden. Ve eve geldim. Çay demledim. Yanına da yoldan aldıklarımı kattım. Keyfimin üstüne bir kat daha çıktım.

Mikrostok sitesine gidip kontrol ettim sabah. Dün çözemediğim sorun için sitenin forumuna bir mesaj bırakmıştım. Ona cevap gelmiş admin den. En azından ilgililer. Hoşuma gitti. Benden ekran görüntülü, adım adım ne yaptığımı anlatmamı istemişler. Birazdan onlara bir elektronik posta göndereceğim. Bu yüzey motifi işi sardı. Uzun zaman devam ettirmek istediğimi bildiğim ender etkinliklerden. İşin tekniğini bir çözebilsem tam şahane olacak. Jpeg formatıyla nasıl motif basıyorlar aklım almıyor. Gözümle görmem gerek aslında. Çok zaman önce bir tekstil firmasında bir fransız tasarımcıya çevirmenlik yapmıştım. Yine öyle bir ortam bulabilsem keşke. Oksancia diye bir Youtuber var. Hep bu motif tasarımının inceliklerini anlatıyor kanalında. Orada da dizimi kırıp izlemem gereken bazı önemli videolar var. Sadece mikrostok sitelerinden medet ummak zorunda değilim, örneğin onu biliyorum. Yavaştan portfoliomu oluşturmam gerek, onu da biliyorum.

Başka bir youtube kanalı daha keşfettim bu sabah: kasabalı hanım. Bütün Ege sahillerini dolaşıp burada yaşanır mı nasıl yaşanır o konularda bilgi veriyor. Kendisi Ankara'dan Fethiye'nin bir kasabasına taşınmış. Evinin videosunu çekmiş, taşınmadan önce nasıl bir süreçten geçmiş onları da ayrıntılı anlatmış. Çok beğendim. Ben de birkaç sene önce Datça'ya taşınmak istiyordum. Sonra olmadı ama hala aklımın bir köşesinde öyle bir olasılık duruyor. Daha Kuzey de olabilir: Bozcaada ya da Ayvalık.

Geleceğe dönük düşüncelerim bunlar. Burada kalıp betonlara bakmak nereye kadar? Zaman zaten geçecek. Yirmi yıl sonra, son yirmi yılımı burada mı geçirmiş olmayı isteyeceğim? 

Gidip saçlarımı yıkayayım. Sonra da işbaşı. 





Pazartesi, Nisan 12, 2021

İşsiz mi desem aylak mı?

 Yapacak hiç işim yok ve uyumak için de henüz çok erken. Karnımı doyurdum. Haftalık yemekler hazır, her yer gıcır gıcır. Bir microstock sitesine bir adet yüzey tasarımımın dosyalarını yükledim. Onay bekliyorlar. Artık bugün başka yüzey tasarım işine girişmem. Bütün gün onunla cebelleştim. Etsy'e de yüklemem gerek esasında. Ama bu saatte değil. Sakin ve taze kafayla araştıracağım ben o işi. 

Bugün yaptıklarımdan ikisi: amerikano ve gri çakıllar. Amerikano'da galiba hafif bir kusur var yakından bakınca. Burda çıkmadı ama.



Öyle çok yaratıcı bir şey olmadı çünkü teknik kısmı beni en çok uğraştıran. Tekniği çözsem biraz tasarımı düşünecek hal kalacak. Ama çok keyifli.

Bugün yayınevinden cevap gelmedi. İçimdeki duygu hiç gelmeyecek diyor. Sen kafana göre formatla gönder. Ama illa cevap istiyorum. Neyse duruma göre bakarım. 

Öğlende pazara gittim. Hava güneşliydi. Pazar kalabalık. Çiriş otu bulabildim. Bir de senenin ilk çağlasını aldım ama kart çıktı. Yine de dışarı çıkabilmek güzeldi. 

Artık değişen takvimden, ilerleyen günlerden endişe duymamak tuhaf bir duygu. Yetiştirme telaşı bitti. Daha alışamadım. 





Pazar, Nisan 11, 2021

Yaz tatili modu.

Bugünü benzetmek istesem yaz tatilinin ilk gününe benzetebilirim. Derin ve hakedilmiş bir rahatlama, ve önümde sere serpe uzanan sonsuz seçenek deryası. 

Bir yayın evine mail attım bile. Başvuru formatlarını sordum. Pazartesi bir yanıt gelir diye tahmin ediyorum. Ya da belki hafta içi.

Yapmak istediklerim arasında ilk aklıma gelen elbette çizim. İllustrator'da tekstil tasarımı yapmak istiyorum. Tekstil olur kağıt olur, her şey olur. Buna yabancılar, genel tanımla "yüzey tasarımı" diyor ingilizceden çevirirsem (surface design). 

Diğer yandan eğer bütün çabam 50. yaş günüme mutlu mesut girmekse, zayıflamam da gerekiyor. Geçen sene 50. yaşıma yazdığım mektupta hayal meyal hatırladığım öyle bir madde de var. O zaman yarından itibaren yağmur çamur demeden yürümek. Dağ, taş, dere tepe, sahil. Bisiklet de sürülebilir. Geçen gün Bloomberg televizyonunda milli jimnastikçi genç bir kız ve antrenörüyle söyleşi vardı. Yarışma öncesi günde 8 saat antrenman yaptıklarını söylüyordu. Düşünüyorum da biz küçükken, yazları tam gün koştururduk. İp atlardık belki yirmi dakika sürerdi. O da canımız sıkıldığında. Lastik oynardık teneffüslerde okul açıkken. Yakar top. Yakalamaç. Günün 12 saati en az koşturarak geçerdi. Artık o kadar aktif olamayacağımı belki de kabullenmem gerek. Milli jimnastikçi bile 8 saat antrenman yapıyorsa. O da yarışma öncesi. İki buçuk saat aktif olsam günde toplam, gayet güzel olur. Zayıflamaya başlamak için henüz çok geç değil. Fitness blogumu ihmal ettim. Belki geri dönerim. Sekiz hafta var önümde. Keşke haftada bir kilo olsun versem. Sekiz kilo zayıflamak muhteşem olurdu. Bir ara başarmıştım. Yine aynı ilkeleri tespit edebilirim.

O zaman yavaştan işe koyulayım ben. Beş dakikada süpürgenin toz haznesini boşaltırım, bir posta süpürtürüm. Beş dakikada da çamaşır makinesine bir posta çamaşır atarım. Sonra biraz çizimin başına otururum. Yorulunca da 15 dakikalık bir yoga seansına girişirim. Mis gibi geçer günüm. 


Cumartesi, Nisan 10, 2021

Roman 3-2-1 (son)


 Evi abur cuburla doldurdum, ayrıca pasta da aldım yetmiyormuş gibi ve içki de. Vur patlasın, çal oynasın. Bu da benim bayramım, değil mi ya? Henüz değil. Beş kaldı. Yani bir. Son bölüm. Sonuncu bölüm kaldı. Henüz içki şişesini açmadım o yüzden. Pastayı da kesmedim. Ama bulunsun, kısıtlamalı haftasonuna giriyoruz ne de olsa. 

Sadece abur cubura dadandım. Bir de french press'te kahve yaptım kendime. Yazı eşlikçisi olarak. Taslak halinde fikirler var son bölümle ilgili. Ahhh. Hiç yazamayacakmışım gibi. Ama her bölümde hissettiğim bu değil miydi. BU bölüm çok zor hissi. BUNU yazamayacağım herhalde. Hemen hemen her bölümde.

Pastaneye elim kolum market alışverişiyle dopdolu girdim. Hatta poşet alttan yırtılmasın diye kucakladım öyle taşıdım. Binbir zorlukla pastayı seçtim. Gençten kibar bir çocuk servis yapıyordu. Taşıyamayacağım, dedim. Eve servisimiz var, dedi. Ücretini öderken, "üzerine mum da ekleyelim" dedi. "Yok, dedim, gerek yok". Doğumgünü kutlaması sandı.

Salıncakta gibiyim. Günlerdir gidip gidip geliyorum şu iki uç arasında: bir daha bu işe katiyen girişmem- mutlaka daha güzelini yazmalıyım, hem artık tecrübeliyim bir nebze.

------------

Yarına kaldı. Bu gece taslaktan beğenmediğim bölümleri ayıkladım, çöpe attım. Yarın öğlende uyanmazsam bu sabah olduğu gibi, sabahtan başına otururum. Bitmek zorunda, öyle değil mi?

------------

Bitti. Finito. Sonunda. Bunca yıldır dilimde zihnimde blogumda. Romanı yazmayı bitirdim. Tabii ki istediğim standardı tutturamadım ama bitirdim. Şu an önemli olan da bu. Bayram havasına henüz giremedim. Ama dün Gece başladığım bu yazıyı artık yayınlayabilirim.