Salı, Ağustos 11, 2020

Çalkantılı günler ve acılı fasulye.

Evin balkonu içinden daha serin. O yüzden balkona kuruldum. Buzdolabında hazır köfte ve taze fasulye var. Ama bugün çok yedim. Çünkü bugün günlerden G.'ti. G. ve ailesi. Misafir gittim. Bol muhabbet ve aile ortamı. Ne çok beklemiştik bu günü. Ne güzel oldu ama...Ne kadar şanslıyım.

Onun dışında şu günler oldukça çalkantılı. Bugün evime yakın bir resim kursu buldum. Yarın tanışmaya gideceğim hocalarla. Haftada bir mi iki mi. Henüz karar vermedim. Dörder saat. İlk başta iki gün cazip gelir de uzun vadeli düşününce gelmeyebilir de. Uzun vadeli düşünmek gerek. Ama acele etmeme de gerek yok.

Belimin ağrısı yüzde doksan geçti. Şükürler olsun. Doğrulup, oturabiliyorum. İlaçlara hiç inanmıyordum ama çok faydalı oldu.

Yarın doktor randevum var. Öbür gün belki kursa başlarım. Cuma belki G. bana gelir. Havalar zaten bir tuhaf. Tam deniz havası değil. Yaz bitmeden bir kere daha gireyim. Hatta mümkünse birkaç kere daha.

Taze fasulyeyi acı salçayla yapmışım yanlışlıkla ona yanıyorum. Yoksa mis gibi fasulye. Öbür gün aynı zamanda pazar günü. Gidip baştan fasulye almalı. Baştan oturup ayıklamalı. O acı salçayı da ne yapmalı bilmiyorum. Çöpe de atılmaz. Belki karıştırırım tatlısıyla. Acısı azalır. Fasulyeyi bol yoğurtla yemek de bir çare.

Böyle enerjisiz yazınca yazıya da yansıyor biliyorum. Sürünüyor yazı. Sanki havası kaçmış balon gibi. Yok. Bugün havamda değilim. Sivriler de ısırmaya başladı.

Bu blog galiba yavaş yavaş tükeniyor.

Cuma, Ağustos 07, 2020

Balıklar.

Belim ağrımasaydı şimdi bisiklete atlar Caddebostan Migros'a kadar sürerdim. Oradan yürüyerek caddeye çıkar kargomu teslim ederdim. Sonra gerisin geri. Fakat yapamıyorum.

Dün pazara gittim. Biraz alışveriş yaptım. Sonra eve geldim.
Çizim programı videoları izledim, uyguladım. Yine de o bana verilen ilk çizimi bitiremedim. Ne zor işmiş... Serbest fırçayla boyayabilsem halbuki mesele kalmayacak. Diğer her şeyi yapabiliyorum. Ama çok zevkli. Çizim yani. Bu sabah 9.00'da kahvaltımı bitirmiş başına oturmuştum. Öğlene kadar beş on dakikalık iki ara verdim sadece.

Dışarıda hava aşırı sıcak. Evin içi biraz daha serin. Pencereler sonuna kadar açık. Püfür püfür esiyor.



Fırçanın özellikleriyle oynayarak bunu kolaylıkla yapıyorsun. Başı sonu ince uçlu fırça. Değişik bir etki yaratıyor bence.





Perşembe, Ağustos 06, 2020

Bel ağrısı, kargo ve grafik tasarım.

Az önce dışarı çıktım. İlaç aldım bir de dondurma. Çıkmışken markete de uğradım ve evi aburcuburla doldurdum. Ve şu an canım onları bile istemiyor. Son günlerde az yemeğe nasıl alışmışsam. Belim tutuldu. Tuvalete zor gidiyorum. Ama ilaçlardan ümitliyim. Ağrı kesici biraz da rehavet mi yapıyor ne?

İki gündür bir fotoğrafı vektörize etmeye uğraşıyorum. En sonuna havlu attım. Program güzel ama ben alışkın değilim: affinity designer. Boyama faslında devreler yanacak sandım. Bıraktım. İlk denediğim program bedavaydı, vectornator. En çok onda uğraştım.

Aburcubur değil de makarna mı pişirsem? Onu da istemedim. Lahmacun ve pizza dahi istemiyorum. Huysuzluğum da yoktur ama. İstemeyince istemiyor işte insan.

Kafamda saçma saçma konular. Fransa CB nın yaşı. İzlanda Başbakanının yaşı. Ben hala sanıyorum ki 77'liler ilkokula yeni başladı. Alışamıyorum. Ethan Hawke'ın bir resmini gördüm. Ne kadar sıradanlaşmış. Kendi içinde mutlu mudur acaba? Sonra Fransa CB nın ve eşinin arasındaki yaş farkı. O konu beni uzaktan da olsa ilgilendiriyor en azından. Çünkü Mf. da benden genç. 30 yaş değil elbet. Çok daha az. Ama benden net olarak daha genç. Yine de aramızda kendini hissettiren bir konu değil. Takmasam da olur.

---------------
Kas gevşeticilerden dolayı sızmışım. Ertesi gün oldu.

Bugün kargo bekleme günü.

Pazara gitme günü de aynı zamanda.

Belim biraz daha iyi. İlaç da ilaçmış ama.

Bugün Affinity Designer'ın videolarını izleyebilirim. Kargo beklerken iyi gider. Grafik tasarım konusunda kendimi biraz geliştirmek istiyorum. Illustrator çok pahalı ve karmaşık. Affinity ise grafik tasarımın yaz tatili gibi. Hiç bilmeden bile bir resmin dış hatlarını yapabildim şıkır şıkır iki dakikada. Grafik tasarım konusunda kendimi geliştirmek istiyorum çünkü bütün bir gün çizimle uğraştığımda o gün bana kayıpmış gibi gelmiyor. Oysa diğer her işte kayıp gibi geliyor. Yazıda bile maalesef. Ne fena. Haydi bu kadar gevezelik yeter.




Cuma, Temmuz 31, 2020

Yaşlı hasta bakımı ile ilgili tüyolar

Arkadaşım yazmış, daha çok kişiye ulaşması için buradan bağlantı veriyorum, yaşlı hastalar için su içmek çok önemli, biz o zaman bu ürünü bilmiyorduk örneğin. Böyle bilgiler de nette yok denecek kadar az, o yüzden siz de paylaşabilirseniz daha çok kişiye ulaşırız:


https://mumdangemiler.wordpress.com/2020/07/30/2340/

Pazar, Temmuz 26, 2020

Ayın karpuz dilimi gibi batışını...*

Saat geceyarısını çoktan geçti. Belki müziği de az kısmalıyım.

Sabah çok erken uyandım. Giyinip sahile indim. Deniz çarşaf gibiydi. Bisiklete binmek istedim ve bindim de ama bisiklet tutuktu. Bir de yolda epey gitmişken bir kadın neredeyse gözümün önünde düşüp hızla beton bariyerlere bindirdi. Neyse ki kafasında kaskı vardı. O olaydan sonra bisikletten indim. Yürüyerek geri döndüm. Belturda kahvaltı ettim. Sonra eve geri yollandım. Evimin sokağındaki eczanenin önüne geldiğimde saat 8.30 olmamıştı. Köşedeki seyyar enginarcı amcaya sordum. Dokuzda açılıyor dedi. Eve geldim. Koltukta sızmışım. Kalan uykumu öyle aldım.

Sonra günün büyük kısmı K.'de geçti. Orada mutlu bir haber müjdeleyen bir telefon aldım. Güzel başlayan güne, birkaç kat daha çıktı birden. K.'den çıktığımda gün bitmişti. Yürüyerek eve döndüm. Yolda haber beklediğim iki kişiden telefon aldım ardı ardına.

Akşam yemeği niyetine güzel bir lahmacuncudan çıtır çıtır bir lahmacun siparişi verdim ayranla. Galiba o lahmacunu ağzıma attığım andan daha mutlu olamam hayatımda. Her şey tam istediğim gibi. Her şeyim tamam. Yarın gene bazı şeyler tepetaklak olabilir biliyorum ama o önemli değil. Misal şu an bademciklerim şiş ve boğazım ağrıyor. O yüzden yarınki programları hep iptal edeceğim. Ama o an bir tepe noktasıydı. Hiç unutmak istemediğim.

Bir de işte geçen akşam, gökte ay şarkıdaki gibi karpuz dilimi gibiydi, kadehte biraz şarap, karşımda da "senden çok hoşlanıyorum" diyen dünyalar yakışıklısı bir adam.
Joe: "Benimle Moğolistan'a gelir miydin?"
 O:   "Seninle her yere gelirdim"

Görücez ;)

*şarkı bülent ortaçgil den, bir Eylül Akşamı şarkısından.
---------------------------------

Not: bu yazıyı yazdım Cuma'yı Cumartesine Cumartesini Pazara bağlayan gece yayınladım ve sabahın köründe yayından kaldırdım. Çünkü Korona oldum sandım. Ve de boğaz ağrısını hafife alıyormuş gibi oluyor diye düşündüm. Şimdi haberler iyi. Boğaz ağrım geçti. İki güne bir şeyciğim kalmaz. Şu mikrop silinsin artık şu gezegenden Tanrım ne olur, kimse Korona olmasın.

Çarşamba, Temmuz 22, 2020

Ada ve Istanbul

Salı:

Yorgunluktan sızmak üzereyim fakat bu bir şikayet değil, aksine. Mutlu bir yorgunluk. Adaya gittim bugün. T.'le buluştuk. Denize girdik. Yüzdük, güneşlendik. Lafladık. Tatil planımızdan bahsettik. Sonra saat 17.00 gibi, kalktık onun evine gittik. Okkalı bir türk kahvesinin üstünden nefis bir şarap açtılar. Babası T. ben oturduk, sohbet muhabbet ettik. Ne güzeldi. Kendi babam gibiydi. Onun tatlılığı ve babacanlığı vardı. Kullandığı sözcükler, bazı incelikli davranışları aynıydı. Vapur saati yaklaşınca kalktım. Oradan iskeleye yollandım. Yolda az sayıda tanıdık sima. Sonra R.. Sordu gidiyor musun tatile? Anlattım. Bayıldı programa. Kendi önerilerini saydı. Bir dahaki gidişimde notlar alacağım.

--------------------
Çarşamba:

Her gece barda gönlüm hovarda sanki. Bugün de E.'le buluştum. Manzaraya karşı oturduk, son heyecanlarımızı konuştuk, son okuduğumuz kitaplarımızı, aklımıza takılan takılmayan her şeyi. Ne kadar şanslıyım. Bu blog olmasa E.'i nereden bulup tanıyacaktım? Ve diğer tüm arkadaşlarımı.

Yarın pazara gideceğim. Cuma bir işim yok. Cumartesi K.'de randevum var. Pazar da henüz belli değil.

Beyoğlu Rapsodisi bitti. Çok akıcı gitti fakat sonunu beğenmedim. Bir de zaten spoiler yemiştim ekşi sözlükten. Yine de bana kitap okuma hazzını yaşattı yeniden. Hem de son sayfalarda eski hızımda okudum. Günde 50-100 sayfa arası. Ve bitince oluşan o boşluk da çok tanıdık ve güzeldi. Yeni kitap açlığı. Ne okusam, ne okusam? Sırada bekleyen o kadar çok kitap var ki. Aldım aldım yığdım kitaplığıma. Ve şu son önerilen kitabı da almak istiyorum: Patrick Süskind, Güvercin.

Bir koçan mısırı indirdim mideme. Ocağın büyük gözünde ve ızgara aletinde 10 dakikada filan közleniyor.

Güneşin batmasına az kaldı. Yürüyüşe bir saat sonra çıksam. O saate kadar da kendime kitaplığımdan yeni kitap seçip okusam...Akşam da evde durmasam. Caddedeki bir kafeye filan gitsem. Karpuz gibi çatlar mıyım keyiften?

Salı, Temmuz 21, 2020

Keyifli bir gün

Çok yazasım var blog. Fakat anlatmalık pek bir şey olmadı. Düşünüyorum da. Sabah Z. geldi. Tam saatinde. Aslında erken gelmiş. Sahilde beklemiş. Uzun uzun kahvaltı ve sohbet ettik. Yazdığım kitabı sordu. Bitirince mutlaka ona da bir tane göndereceğim. Bir kişiye daha borçlanmış hissediyorum. Hah. Artık geri adım atamam. Geçen gün gerçekten ben bu işi yapamayacağım diye düşünüyordum. Sırf artık geri adım atamam diye yazdım bir bölüm daha. Yani bir bölümün üçte birini. Yani ilk taslağının. Neyse sonuçta yeni bir bölüm yazmaya başladım diyelim iyi tarafından bakıp. Aslında saydım. Onuncu bölümdü yazmaya başladığım. Bir bölümü de baştan yazdığım için toplamda yazılmış 11 bölümüm var. Yarıladım gibi bir şey ama sayfa sayısına vurunca çok yetersiz. Neyse bu ilk taslak deyip bu konuyu kapatıyorum.

Sonra Z. evi pırıl pırıl parlattı ve öğleden sonra da gitti. O gidince ben de özbakım işleri için Ms.'e yollandım. Önceden randevu almıştım. Gittim ve çabucak işim bitti.

Yolda bir mesaj geldi telefonuma. Çocukluk arkadaşımdan. Bunca yıldır blogda ondan sanırım hiç bahsetmedim. Belki düğününden bahsetmiş olabilirim, o da silindi gitti blogun silinmiş kısmında. Çocukluk arkadaşımla üniversitede yollarımız büyük bir kavgayla ayrılmıştı. Anneler, kardeşler araya giremedi bile. Öyle bir kavga. O gün bugündür sadece büyük günlerde bir araya geldik: düğün doğum ve cenazelerde. Öyle bir kadim dostluk aynı zamanda. En kızgın taraf bendim sanırım. Kırılan bardaktan bir daha su içilmez diye düşünüyordum. Annemin cenazesinde görüştük en son. "Sadece böyle günlerde görüşmeyelim" dedi. Kafam o kadar dağınıktı ki o gün "asıl böyle günlerde gerekli" dedim. "Peki" dedi. Demek istediğim "böyle günlerde gelmen gerçekten çok değerli" idi. Ama ağzımdan o an farklı çıktı. Aradan aylar geçti. O sözü aklıma takılmış olmalı. Aylar sürdü anlayıp ona hak vermem. Madem öyle günlerde o kadar değerli o zaman başka zamanlarda da görüşebilirim diye düşündüm. Ve geçende kısacık bir mesaj attım, tatilde değilsen bir ara buluşmak ister misin mealinde. O kadar kısa ve beklenmedik bir mesaj ki, hesabım hacklendi sanmış. Emin de olamıyor. Bugünkü mesaj bu hacklenme şüphesi ile ilgiliydi. Hayır dedim. Hacklenmedi. Ben attım mesajı. Tatildeymiş. Teklifimi yineledim. Şimdilik bir cevap yok. Başkası olsa sabırsızlanırdım. Ama ilişkinin her yeri öyle yıllanmış ki. Sabırsızlık etmek çok saçma geliyor. Diğer yandan, fazla naz ve gurur kaldırabilecek bir gücü de yok ilişkinin. İnce bir çizgide.

Ne diyordum: Ms. Bitişiğinde K.'in dükkânı var. Ona uğradım. Azıcık lafladık. Randevulaştık. Çıktım. Parka gittim oturdum bir süre. Çok güzeldi. Gölgeler uzun uzun. Yeşiller patlak patlak. Işık yumuşacık. Her yer bakımlı. Net.



Parkta otururken T.'i aradım. Yarın buluşuyoruz.

Bu hafta programım böyle dopdolu.

Parktan sonra sahile vurdum kendimi. Yürüyerek döndüm eve. Yolda canım pizza ve bira çekti. Temiz evi kutlamak gerek diye hissettim. Eve gelince hemen pizza siparişi verdim. Bira buzdolabında vardı.

Beyoğlu Rapsodisinin bitmesine az sayfa kaldı: 380 sayfasını okudum. Son zamanlarda epeyce hızlandım. Çok mutluyum bu yüzden.

İşte böyle bir gündü. Bence güzel.