Cuma, Mayıs 24, 2019

Rahat kafalı hayat.

Daha kaç gün oldu ki şunun şurasında? Hayatımın çıkmış omuzu tak dedi yerine oturdu sanki. Hatta omurgasızgillerden, omurgalıgillere evrimleştim bir anda. Ayrı eve geçtiğimden bu yana bu mutfakla ve ev işleriyle ve romanla boğuşup duruyordum. Roman daha da eski. Burayı uzun zamandır okuyanlar çok iyi bilir. Ben bile bıkmıştım anlatmaktan, bıkmaktan da öte, utanıyordum artık mutfak demeye. Skillshare sağolsun. Bu ay verdiğim 100 TL içime oturmuştu faturayı görünce ama şimdi helal ediyorum. Dünya varmış yahu. Aaaa! Alışkanlık anahtar sözcüktü (skillshare'in payı bu, superbetter da var aslında). Şu mutfağı toplamanın en iyi zamanı yemeği yedikten hemen sonra. Nokta. İlk önce deve sırtlıyormuşsun gibi zor geliyor. Hemen erteleyesin geliyor. Ama bir kerecicik yaptın mı, devrim! Kafa rahat. Sen rahat. Önceden bütün işler yapılmadığı yerden birbirinin zamanı için boğuşuyorlardı. Tam bir kaos, huzursuzluk ve verimsizlik. Fakat kendime haksızlık etmeyeceğim. Eskiden karbonhidratın beni yemekten sonra bu kadar uyuşturduğunun farkında değildim. İş oradan başladı asıl. Neyse ki fazla zaman kaybetmedim o arada. Uyuşmadan kurtulduktan bir ay sonra mutfak işlerini sıraya sokmuş oldum.

Dün iki eşya listeledim. (salona yığılı eşyaları bir sitede satışa çıkarmak, listelemekten kastım). Ne zamandır erteliyordum ve içim içimi yiyordu. Nasıl bir zafer ve rahatlama hissiydi işim bittiğinde anlatamam.

Kaç gündür mutfak cırlop gibi. Devamlı. Ne zaman mutfaktan içeri girsem, ruhumu düzen esintileri karşılıyor ferah ferah. Ve bana şöyle diyor: "aferin sana, becerdin sonunda bu işi. Daha neleri becerirsin." Yavaş yavaş diğer işleri de sıraya sokuyorum. Zaten dediğim gibi kaç gün oldu şunun şurasında. Ne büyük ızdırapmış. Ne büyük ızdırap! Beynimi yiyip bitiriyormuş.

Bu sabah ve dün sabah romanın üstüne çalıştım. Öğleye kadar şimdilik haftanın dört günü roman çalışma saati. Bugün gene skillshare'i açtım sıkışınca. Karakter yaratmak üstüne. Çok temel fakat faydalı bir ders dinledim yarım saatlik. Biraz toparladı fikirlerimi.

Biraz daha kilo verdim hem. Bu sabah 71.1 kiloydum. Artık dışarıdan farkedilir olmaya başladı. Dün bana sordular, kilo mu verdin sen diye. 11 kilo daha verebilsem, ne şahane olur... Ekim'e kadar sürecek diyetisyen macerası. Ne yaptığını biliyor gibi. Kiloların gitme olasılığı yüksek. İnanıyorum. Bu ay 2,5 kilo gitti, ki insülin direncindeyim. Bir yerden sonra o direnç de kalmayacak. Ama rüyalarıma haribolar, tatlılar girdi. Öyle diyeyim ben sana. O kadar kolay olmadı. Şöyle daracık olmak istiyorum yeniden. Çok şey mi istiyorum? Çıtı pıtı bir kadındım ben, on sene önce örneğin. Gene olacağım.

Bu akşam kutlama var. Haftanın başarılarını kutlayacağım. Ve geçmiş haftanın artılarını eksilerini değerlendireceğim. Hafif bir içki koyarım kendime, güzel bir müzik. Biraz çerez. Belki bir film açarım. Hafif bir dizi ya da komedi de olur.

Şimdi gitmem gerek, nevresim değiştireceğim. Çamaşır yıkayacağım. Belki yatak odasının dağınıklığını da toplarım.




Çarşamba, Mayıs 22, 2019

Tıkır tıkır

Sonunda balkona kuruldum. Yazasım var sabahtan beri. Ama işlerim vardı. Ancak oturabildim. Gel otur sen de yamacıma, keyifli keyifli anlatayım.

İşin başını hatırlamaya çalışıyorum şimdi. Memnuniyetsizdim ne zamandır. Hiçbir işe yetişemiyor, işlerin altında boğuluyordum. Her iş yapılmadan sürünüyordu. Nasıl olduysa Superbetter oynamaya geri döndüm. Ve ortaya şu çıktı: benim savaşmam gereken kötü adam, zamanı yönetme beceriksizliğim. Şaşırdım tabii ilk önce. Bütün enerjimi planlamaya listelemeye harcarken, aslında zaman yönetme konusunda beceriksiz olduğumun farkında bile değildim. Hemen skillshare'i açtım. Çok dinlenen ve kısa bir zamanı yönetme kursu dinledim. Tek bir tane. İnanılmaz işe yaradı. Roman için ayırdığım belli bir saat dilimi yoktu örneğin. Hemen onu belirledim haftalık programıma. Annemi ziyaret günlerini de. Alışkanlıklardan bahsediyordu Superbetter ve zaman yönetimi kursu: 7 gün üst üste neyi yaparsan kendinle müthiş gurur duyarsın diyordu. Mesela diye düşündüm, 7 gün üst üste yemekten hemen sonra tezgahları toplarsam, koltuklarım kabarır. Yapmaya başladım. İlkinde aşırı zorlandım. Hiç yapasım yoktu. Ama toplam 20 dakika sürdü. Ve bitince o kadar rahatladım ki. İki gündür o tertip gidiyorum. Ve mutfak konusu kafamdan böylece çıktı. Satranç ve kitap okumayı yemekten sonra etkinliklerine programladım akşam ve kahvaltıdan sonra. Hangisini istersem, hatta istersem önce birini sonra öbürünü. Yürüyüş programı hala tam oturmadı. Ama zamanla oturacak.

Bu sabah kahvaltıdan sonra ekmek makinesini kurdum, karabuğday ekmeği yaptım. Sarımsak ve kekik de kattım. Sabah diyetisyene gittim sonra anneme uğradım. Annemden dönüşte de eve kadar bisikletle geldim. O kadar keyif aldım ki. Neredeyse 15 dakikada evdeydim. Eve döndüğümde, girişi müthiş güzel kekikli ekmek kokuları sarmıştı. Keyif üstüne keyif.

Ayrıca 600 gr. daha vermişim. Toplamda 2 kiloya yakın ediyor. Bir ayda fena değil.

Birazdan çoktandır ertelediğim işlerimden bir ikisini yapacağım. Tıkır tıkır işliyor sistemim...




Cuma, Mayıs 17, 2019

Günler, haftalar.

Birazdan akşam yemeği için buzdolabında duran kabak çorbasını ısıtacağım. Göbek biraz indi kilolar azalınca ama ine ine bir zamanların en yüksek kilosuna indim. Yani daha uzun bir süre diyete devam. Olsun, gidiyor ya. Çok da yavaş gitmiyor hem. Sonuçtan memnunum.

Bugünü ortalığı toplamaya ayırmıştım. Yine de işler istediğim gibi gitmedi. Bir saat çalıştım, sonra da ipin ucu kaçtı. Çikolata yaptım pekmezli (bu ne perhiz deme bugün sütlü tatlı hakkımı böyle kullandım, hem yediğim çikolata maksimum 20 gr.). Youtube'dan güzel TED talk'lar dinledim. Aslında şöyle, günün niyetini düşünmesem çok da fena bir gün değildi. TED talk'ları güya iş yaparken dinlemek için açmıştım. Ama o kadar ilgimi çekti ki, yarım yamalak dinlemek istemedim.

Biri odaklanmak üstüneydi, ikincisi büyük amaçlara ulaşmak.

Birincisi çok ilginç bir şey savunuyordu: odaklanamamızın sebebinin beynimizin akıllı telefonlar ve medya ile fazlaca uyarılmış olmasına ve buna aslında bayıldığımıza. Bunun aksi can sıkıntısı diyor ve daha iyi odaklanabilmenin, fikir üretebilmenin, geleceği planlamanın bir yolunun bir miktar can sıkıntısından geçtiğini savunuyor. Değişik ve üstüne düşünmeye değer geldi bana.

İkincisi ise büyük amaçlara ulaşmanın yolunun, önce onu küçük adımlara bölüp (buna şaşırmadım), sonra o küçük adımları hayatımıza uyarlamanın yollarını bulmak olduğunu anlatıyor. Örnek vermek gerekirse, kendisi 5-10 dakikadan fazla dikkatini toplayamayan bir öğrenci olduğu için başarısız olurken, ödevleri 5-10 dakikada yapılabilecek işlere bölüp, o süreyi dolu dolu kullanmayı öğrenerek notlarını bir anda yükseltmiş. Verdiği başka bir örnek, her gün işe giderken yolda boşa harcadığı bir buçuk saati, almanca öğrenmek için kullanmış ve üstüne 15 gün Almanya'da yoğun dil kursuna katıldıktan sonra akıcı olarak Almanca konuşabilmiş. Zayıflamak amacına ulaşmak için, asla gitmeyeceğini bildiği bir fitness kulübüne para vermek yerine, gezmeyi sevdiğini bildiği için kendisine rotalar belirleyip doğada parkurlar tamamlamak amacını önüne koymuş.

Ursula'yı okumaya devam. Galiba yıllar önce bir öyküsünün fransızcasını okudum ben. Belki bir bilimkurgu seçkisinin içindeydi. Keşke 8 ya da 11 yaşımdaki gibi okuyabilsem tekrar. O zaman sanki kurgularım da dişe gelir. Bütün fantastik ya da bilimkurgu edebiyatına hakim olsam... Üstüne çıkıp tepinsem, dağıtsam ortalığı. Biraz zaman alır ama dört beş seneye örneğin, fena sayılmayacak bir birikime sahip olabilirim, buna odaklanırsam. Deneyelim!

Hayal kurun diyordu bir beyin cerrahı başka bir TED talks'da. Yelkenliyle dünya turuna çıktığınızı hayal edin örneğin. Belki küçük bir balıkçı teknesi alır, Istanbul'u denizden yaşarsınız.

Kabak çorbasını içtim. Dün akşamkinden daha lezzetliydi. Tuz kattım ondandır. Dün tuz bitmişti. Perhizin de az dışına çıkıp, ekmekle beraber bir parça peynir yedim, şu an çok tokum. Azıcık mutfağa da el attım.

Yarın atölye var. Bu hafta yazı göndermedim. Romana yeni bir satır dahi eklemedim. Onun yerine defter malzemelerinin peşinden koştum, uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla buluştum, bir de yazı grubundan bir arkadaşımla, doktora ve diyetisyene gittim, yürüdüm, bisiklete bindim, balkonda güneşlendim, kitap peşinde koştum, okudum, makinede ekmek pişirmeyi başardım, yazlık ayakkabı aradım, defter yaptım, resmini çekip sosyal medyaya koydum, bol bol tartıldım, çikolata yaptım, çorba pişirdim, blogları takip ettim, kendim de yazdım, annemi ziyaret ettim, çamaşır yıkadım, salonu topladım.

Ne çok şey yapmışım. Tek bir şey yapmayınca memnuniyetsizlik oluşuyor oysa. Demek ki onu da yapsaymışım tam olacakmış. Çünkü yukarıda yaptığım etkinliklerin bazıları çok hoş ve genele bakınca renkli bir hafta olmuş. Bir zamanlar günün 22 saatini uyuyarak geçiren biri için hiç de fena bir hafta değil. Ama önümüzdeki hafta daha güzel olsun. Nasıl mı? İşte bunu düşünmeye gidiyorum.



Perşembe, Mayıs 16, 2019

Kahve ve yazı keyfi.

Balkonda öğlen yemeği sonrası kahvemi içiyorum. Az önce buzluğa muz attım. İkindide sütlü tatlı hakkımı, muzlu kakaolu dondurma ile değerlendirmek istiyorum.Tam balkonumun önünde yasemin çiçekleri var. Sağ taraftan, rüzgar estikçe burnuma yasemin kokuları geliyor. Tam şu an, yazmak gözüme bir başka keyifli geliyor. Az önce bir sözcüğü silip yerine daha güçlü bulduğum birini koydum. Ve bu bana müthiş bir haz verdi. Biraz geriye çekildim- genelde metnin içindeyim- ve işte dedim: yazıyorum şu an, gerçek bir yazar gibi. Yazdığım sadece bir blog postu olabilir, ama eylem aynı. Şu an yazıyorum. Romanın bitmesine, yayınlanmasına gerek yok kendimi bir yazar gibi hissetmek için. Kendimi tanıtırken, öyle demeyecek olmam önemli bir fark yaratmıyor gözümde.

Kahvaltıdan sonra iki tane defter yaptım. Fena olmadı. Yazlık, cıvıl cıvıl. Resim de çekmem gerek. Toplam üç tane etti. Belki iki tane daha yaparım. Belki de elimdekilerin resmini çekip sosyal medyaya yüklerim. Süre tutmayı unutuyorum her seferinde. Bir defteri yapmak ne kadar zamanımı alıyor bilmek istiyorum.

Bu arada annemin evindeki kurutucu bana geldi ve ikinci kurutucu olması işimi çok kolaylaştırdı. Fakat giyinme odasında yer kalmadığı için, atölyede duruyor ve defterlerden başımı kaldırdığımda gözüme çarptı ve biraz canımı sıktı. Üstündekiler kurudu ve toplanması gerek. Ve toplanması, katlanması, kaldırılması gereken tek şey de onlar değil. Neden yetişemiyorum diye kendimi yedim bir kere daha. Klasik. Sonra, çok kısa bir süre sonra aklıma bütçe çıkarma fikri geldi. Finansal değil de zamansal ve enerjisel. Hangi iş ne kadar sürüyor, ne kadar yoruyor ve hangi sıklıkta tekrarlanıyor. Yani işler mi zamana ve enerjime sığmıyor, ben mi gereğinden az iş yapıyorum. Şu an net değil mesela. Çıkacak sonuca göre zamanımı daha farklı geçireceğim. Tabii son aylarda olanlardan sonra evin tozutması ve benim hala dizginleri ele geçiremem de bir unsur.

Saat 14.00. Şimdi içerdeki rahat tekli koltuğu balkona taşıyacağım ve Ursula'nın yeni bir öyküsüne başlayacağım. Yandaki inşaatın gürültüsü idare edilebilir seviyede. Sonra saat 15.00 gibi defterlerin resimlerini çekerim. Sonra dondurma yapıp yerim. Sonra da bakarız. Artık yeni defter mi yaparım. Romana mı biraz el atarım. Dışarı çıkıp evin bir iki eksiğini mi tamamlarım. Yoksa az önce bahsettiğim zamansal ve enerjisel bütçeyi mi çıkarırım. Ya da bisiklete de binebilirim.

Hala yazasım var. Ama kalkmam gerek. Haydin sonra gene gelirim.








Salı, Mayıs 14, 2019

İlk gün.

Dün sabah 4:00'e geliyordu saat yatmaya karar verdiğimde. Neler yaptın onca saat dersen biraz Ursula'nın kitabını okudum. Bir de kendi blogumun Ağustos-Eylül yazılarından birçoğunu. Uzun zamandır o yazıları gözden geçirmediğim için unutmuşum. Başkası yazmış gibi okudum ve sonunda kendi yazımın tadının neye benzediğini anladım. Önceden boş boş şeyler yazdığımı düşünüp üzülüyordum. Belki hayatın anlamını çözmüyorum burada ama yazıların bir tadı varmış. Bu da bana daha bir süre devam etmek için yeter.

Bugüne neler sığdı?

Balkonda kahvaltı.

Defter yaptım bir tane, resimleri yarın çekmeyi düşünüyorum. Dün de yapmıştım ama dünkünde hatalar yaptım. Bugün satışa çıkabilecek bir tane yaptım. Kapağı gümüş rengi metalik oluklu kartondan, sayfaları fuşyaya yakın bir pembe. Defterin ismini "kokoş" koymaya karar verdim dün.

Sonra Ursula'nın kitabındaki ilk öyküyü bitirdim. Yirmi sayfalık bir bilimkurgu öyküsüydü. Daha önce Ursula'nın (Le Guin) sadece Mülksüzler kitabı vardı elimde ve okuyamamıştım. Bu sefer okuyabildim, bunun için çok mutluyum. Notlarımı da aldım okudukça. Konusu oldukça çarpıcı. Hayali bir gezegen ve dolayısıyla kültürde, kadınlıktan erkekliğe istedikleri gibi geçiş yapabilen canlıların dünyasında yaşayan bir ergenin ilk ve sonraki cinsel deneyimleri diye özetleyebilirim. Öykü Dünyanın Doğum Günü kitabının ilk öyküsü. İsmi Karhide'da ergen olmak. Sürükleyici bir üslubu var, fakat yer yer çok fazla yabancı özel isim kullanılmış ve öykünün akıcılığına sekte vuran bir şey bu. Son derece sınırsız bir özgürlük fikriyle yazıldığını tahmin edebiliyorum. Yazarın babası antropolog ve bence bunun etkisi öykülerde kendini belli ediyor. Hayali bir kültür oluşturulmuş, bazı ritüeller, oyunlar, törenler var. Başta uzunca bir tarih bölümü yazılmış. İnce ince hayal edilmiş ve okuması keyifli, birçok ayrıntı var ama hikayeye ne kadar hizmet ediyor diye sordum durdum kendime. Masalsı bir hava katıyor orası kesin.

Böyle de yazan var diye düşündüm. Neden olmasın. Bir yandan usta bir anlatıcı, Ursula. Baştaki o masalsı havayı yaratmak ustalık isteyen bir beceri. Betimlemeler çok zengin. Ama konusunu beğenmedim. Sonunu da öyle. Kurgu da bence bütüne bakınca zayıf. Yine de yazmakla ilgili ufkum genişledi. Bir günde fena bir ilerleme değil.

Bugün başka neler yaptım? Dr.'a gittim. Tiroidimde hiçbir sorun yokmuş. Teyit etti. Sadece şekere meyilim var. Diyabet ilacı vermedi, sadece 3 ay sonra zayıflayamamışsam tekrar randevu alacağım, o zaman ilaca başvuracağız.

Dönüşte yürüdüm ve bisiklete bindim. Yaklaşık bir buçuk saat. Sonra eve geldim. Köfte yaptım. Galeta unu yerine mısır ekmeğini kullandım. Bir de köfte baharı kattım ilk defa, çok güzel lezzet verdi.

Günler böyle harala gürele geçiyor. Ortada hiçbir şey yok.





Pazartesi, Mayıs 13, 2019

Azim ve karar: şimdi değilse ne zaman?

Cumartesi gene atölye vardı. Benim yazım ikinci defa okundu atölye başlangıcından bu yana. Distopik bir hikaye yazıyorum. Roman. Gelecekte geçiyor ama çok da uzak olmayan bir gelecekte. O gelecekte olacaklardan tam önce neler olmuş onları kendim için yazmıştım ve atölyedekilerle paylaşmak, fikirlerini almak istedim. Birkaç önemli problem çıktı ortaya. Kesinlikle değişmesi gereken. Fakat asıl önemlisi motivasyonumun bir kere daha tavan yapması. Çok profesyonel bir öykü yazmış birisinin yazdığını okuduk ve genelde yazılanları beğeniyorum. Hırsımı boş bulmaya başlamıştım birinci seferden sonra ama şu an misliyle geri gelmiş halde. Çok güzel yazmak istiyorum. Hırs dediğim bu. Yani dünya standartlarında yazmak istiyorum. Biliyorum yabancı biri için kulağa çok iddialı gelebilir ama sen yabancı değilsin. Bu yüzden nasıl diyetisyen perhiz verdiyse, biraz sıkıya girdimse, öyle de yazı perhizine girmek amacım. Aslında bu seferki hırsım farklı bir yerden besleniyor. Kendime verdiğim değer o yazacaklarımın başarısına endeksli değil örneğin. Ya da başkasının gözündeki değerim. Sadece potansiyelimi sonuna kadar kullanmak istiyorum. Seviyorum farklı fikirleri üretip bir potada buluşturmayı. Bu bir beceri. Martının nasıl uçma becerisi varsa, benim de fikir bazında uçma becerim var. Ve sırf zevk için daha güzel uçmak istiyorum. Bu yüzden okuma perhizine girdim bugün itibariyle. Birazdan Kadıköy'e inip bir arkadaşımla buluşacağım, oradan Ursula Le Guin'in Dünyanın Doğumgünü kitabını almayı tasarlıyorum. Girişini storytelde Ingilizce olarak dinledim. Yazı üstüne bir şeyler yazmış. Hem o giriş için hem de kitaptaki diğer bilimkurgu türünde kısa öyküleri için istiyorum o kitabı.

Psikolojide okurken son sınıfta, bir seminer dersimiz vardı, daha önce bahsettim. Her Pazartesi sabahının köründe, o buz gibi sınıfta, bitirme tezi konularımızı hocanın gözetiminde tartışmak için bir araya gelirdik. Ben de herkesi gözlemlerdim ve pek konuşmazdım çünkü pek bir şey bilmezdim. Benim gibi bilmeyen çok kişi vardı senenin başında. Sonra bir gün bir de bakardım ki, tıpkı benim gibi bir şey bilmeyen biri seviye atlamış. Bir kaç hafta sonra başka biri. Sonra başka biri. Üzüm üzüme baka baka kararır derler ya, ben ham kalıyordum onlarla kendimi kıyaslayınca. Bir gün anladım. Durduk yerde olgunlaşmayacaktım. Benim de artık, birinci sınıftan beri bize söyleyip durdukları, "kişisel çalışmalara" başlamaya karar vermem gerekiyordu. Önümde çok iş vardı ama bugün başlarsam, üç ay sonra çok farklı bir yerde olacaktım. Ve bugün başlamazsam, ne zaman başlayacaktım? O karar bir dönüm noktası oldu benim için. Ve haldır haldır okumalara başladım ve o karardan iki buçuk sene sonra, bitirme tezimde mansiyon dedikleri iyi bir not aldım.

Şimdi o kararın benzerini yazılarım için veriyorum. Bilimkurgu ve fantastik türünde okumalar yapmak istiyorum. Tıpkı psikolojide yaptığım gibi her kitap için bir fiş açıp, notlar alarak. Yazarak okuyacağım. Bir de şiir okumak istiyorum paralel olarak. Ve belki film ve dizi izlemek. Gene notlar alarak gerektiği yerde. Üç ay sonra eminim şu an durduğum yerden farklı bir yerde duruyor olacağım. Eylül'de gene atölyeye katılmak istiyorum.

Çok yakınımda huzurevi örneği var. Hayat sonsuz değil. Bir gün elden ayaktan düşmek var. Beyin damarlarım tıkanabilir. Alzheimer ya da parkinsona yakalanabilirim. Genetik olarak iki tarafta da var. O yüzden, bir şeyler yapmak istiyorsam bugün harekete geçmem gerekiyor.





Cuma, Mayıs 10, 2019

Kasvet ve soğuk.

Kaloriler mi yetersiz geliyor nedir hiçbir iş yapasım yok. Misal oturduğum yerden elektrik ve su aboneliklerini iptal ettirdim ve pilim bitti bile. Tamam bir de öğlen yemeğini hallettim. Tamam bir de oturduğum yerden de yapsam iki saatimi yedi o iptaller. Ben daha Kadıköy'e inip defterler için yeni malzeme alacaktım. Ama gözüm yemiyor. Hava soğuk ve bulutlu. Dün bütün gece üşüdüm. Şu an da burnumun ucu buz tutmuş halde. Miskinim miskin. "Miskin" arapça acıma ifadesiymiş.

Dün bir de bir olay oldu. Yürüyüşe çıkmıştım sahile. Sahil de oldukça kalabalıktı. Yerde hareketsiz yatan bir kadın gördüm. Kimse müdahale etmiyordu. Yanından geçip gidiyorlardı. Bir bildikleri varmış. Kısa anlatayım. Seslendim, cevap vermeyince, 112'yi aradım. Ama yanımdan geçenler uyardı. O hep böyle yatıyor yerlere sen kendini üzme gibi. 112 de tanıyormuş. Ailesine haber verdiler. Ben ve benden sonra yanımda hep duran 3 kişi başında bekledik ailesi gelecek diye. Saate filan baktım çünkü uzun bekledik. Yirminci dakikada kafasını kaldırıp çok vahşi bir şekilde bize bağırdı "gidin başımdan" diye. Sonra biz uzaklaştık. O bağırıp çağırmaya devam etti. Sonra, tahminim onu tanıyan bir iki kişi, yanına gitti. Ve sarılıp konuştular onunla. O da kalktı. Biz de konuşmaya çalışmıştık bize cevap vermemişti. O kalkınca biz kendi yolumuza gittik. Ama beni etkiledi bu olay. Kendimle hesaplaştım. Doğru mu yaptım yanlış mı. 112 dahil herkes daha önce defalarca aynı şeyi yaptığını söyledikten sonra bile bırakıp gidemedim. Bir süre sonra kötü bir durumda olmadığını anladım, ama gidemedim işte. Bugün görsem gene onu yerde bu sefer yürür giderim. Ama dün bırakıp gitseydim içime sinmeyecekti. Aklıma gelip duruyor o bağırışı. Ne zaman birisine yardım etmeye kalktıysam elimde patladı.

Bu postu muhtemelen buralarda çok tutmam. Bir haftaya filan silerim. Ama şu an içimi dökesim var.

Aslında dün, yürüyüşten önce, gene kendi rekorumu kırdım. Hem de büyük farkla, neredeyse 100 puan. 1700'ler diye heyecandan nefesim kesiliyorken 1800'lerin eşiğine geldim. Bir tane de 2000+ problemini zamandan yemeden çözdüm. Usta problemi o artık. Ama geçen gün yaptığım 1400'lük bilgisayar maçlarının ikisini de aptalca kaybettim.

Dün giysi odasının kolilerini de bir yere toplayıp odada yer açtım. Oda tekrar işlevselliğini kazandı.

Bu kasvetli hava, evin içindeki yalnızlığımın kasveti...Depresyona mı giriyorum yine ne?