Perşembe, Şubat 27, 2020

Uykulu

Bol sütlü bir kahve hazırlayıp geliyorum.

Dışarısı yağmurlu ve karanlık. Ara sıra şimşekler patlıyor ve yeri göğü kısacık bir süre aydınlatıyor. Eskiden çok severdim böyle havayı. Ama o uçak düştüğü gün de hava buna benziyordu. O günden beri böyle havalar hakkında güzel şeyler yazasım yok. Belki ilerde.

Saçlarımı kestirdim ve kalemime kavuştum buralara uğramayalı. Biraz da evi derleyip topladım. Ama bugün değil. Bugün enerjim yerlerdeydi. Akşama kadar uyudum. Ağır bir perhiz verdi diyetisyen. Akşama kadar sıvı karışımlar içiyorum. Akşam da bol protein ve salata. Aralarda çok acıkırsam katı yumurta veya proteinli yoğurt hakkım var. Yarım kilo kadar gitmişti ikinci gün. Belki biraz daha az. 400 gr. Olsun. Asıl yarın çıkacak ortaya. Ama bu akşam canım deli gibi gofret, bisküvi, halley, cips, kısacası abur cubur çekiyordu. Dayandım. Sonra İnstagram da Sema Sümeli Özpekmezci'nin kayısılı tahinli kakaolu resmini gördüm. Yorumlara da kısaca baktım. Birisi bu 3 üne ceviz de ekliyormuş. Ah. İşte buna dayanamadım. Ne olacak ki bir çay kaşığından az kakaodan dedim. Tek bir minnacık kayısıdan. Yarım küçük cevizden. Çay kaşığı kadar tahinden. Ne olacak bunlar karbonhidrat ve yağ. Bütün denklemi altüst edecek. En önemlisi iradem yenildi. Ama tadı muhteşem ötesiydi. Her gün yesem doymam. Gene de gofret, bisküvi, halley yemekten iyidir. Eskiden ne yapmışım kendime...Hem de o kadar eski değil. Bakkala inip abur cubur alıp geldiğim hiç de uzak değil.

Akış şemasına el attım. 2 fikir ekledim. İki "şablon". Gıdım gıdım gidiyor. Oatley akademinin alıştırmalarından sonra ben bu romanı çıkarırım hissi geldi. Ama iyi ama kötü ortaya bitmiş bir şey çıkacak. Ama sonrasında başka bir roman yazmaya kalkışmam sanırım. Benden yazar olmazmış. Cık. Sevemedim bu işi. Bu arada Oatley Akademi'ye ben çizim kursu diye atladım. Animasyon senaryosu ile ilgili çıktı. O da olur şimdilik. Çok da uzak değil. Ama beni heyecanlandıran şey değil.   

Battaniye dizlerimi örtmüş, abajurlar hafif hafif salonu aydınlatıyor. Az önce çöp kamyonu geçti. Şimdi onun gürültüsü de yok. Ortalık sessiz. Sadece uzaklardan birkaç uyumamış martının ötüşü. Beynim uykulu. Gözlerim kapanıyor. Esniyorum.


Pazar, Şubat 23, 2020

Kış sonu

Hava hala kış gibi soğuk olsa da, güneş yüzünü sanki daha sık göstermeye başladı. Yandaki inşaat  tamamlanmış gibi. İlk cemre havaya düşmüş. Mart ayına şunun şurasında ne kaldı? Benim için tüm bunlar balkonlu günlerin müjdecisi. Yavaştan hava ılınacak. Yirmi derecelere gelecek ve ben sere serpe balkonuma kurulacağım. Geçen sene ancak inşaatın tatil olduğu Pazar günleri veya mesailerin bittiği saatten sonra çıkabiliyordum. Tozdan ve gürültüden kaçmanın başka yolu yoktu. Bu sene her gün her saat oturabileceğim, on sene hasretini çektiğim balkonumda.

Tabletime nihayet kavuştum. Çizim için gerekli olan kalemime henüz değil. Yoktu stoklarında. İnternetten sipariş verdim. Bekliyorum. İki güne gelir. Hala çok gerekli bir alışveriş olduğundan emin değilim. Ama yaptık artık bir hovardalık.

Tableti sırf Procreate için almıştım. Fakat satranç öğreticisi Magnus Trainer için de pratik. Özellikle hız gerektiren bazı alıştırmaları için. Belki tekrar üyelik satın alırım. Biraz önce programı (ücretsiz) denedim. Ve şunu gördüm. Onca zamandır çözdüğüm onca satranç bulmacası (yaklaşık 20 000 bulmaca) bende bazı satranç refleksleri ve içgüdüsü geliştirmiş. Derste sorulan soruları yüzde 80 doğru yanıtlıyorum. Ama sanırım satranç bulmacalarının oyuna etkileri bir eşiğe gelip dayandı artık. 1700'ü geçemiyorum. Birkaç kere 1800'e yaklaştım, ama Magnus Trainer'a adasam o zamanı daha hızlı ve derin bir ilerleme sağlayacağım. Bir de doğru düzgün açılış anlatıyor. O kadar zor bulunan bir konu ki.

Bugünü nasıl değerlendirsem: kesinlikle artık akış şemasının başına oturmalıyım. (Ah! Söylemeyi unuttum. Zaman makinesi'ni bitirdim. Fiyuuuuu. İnanılır gibi değil. İki kurgu kitap. Ardı ardına.) Oatley academy'den, hikaye anlatıcılığı ile ilgili bir iki ders daha alayım öncesinde. Tabii ki ideali bütün dersleri bitirip akış şemasının başına geçmek. Ama o zaman yetiştirememekten korkuyorum. Mart ayının ortaları gibi hocaya göndermiş olmak istiyorum. Üç hafta ediyor. Ama henüz silinecek yerler var, toz içindeki camlar, kaldırılacak son üç koli ya da yerde ayıklanmayı bekleyen dosyalar. Katlanacak/kaldırılacak çamaşırları unutmuştum. Bir de pişirilecek yemek. İşleri haftaya yaymam gerek. Başka bir yolu yok. Bugün hepsini bitiremeyeceğim kesin. Böyle de sonu gelmiyor. Şimdi artık kalkmam lazım. Yemekten başlayalım. Böyle yayıl yayıl nereye?




Perşembe, Şubat 20, 2020

Çizim kursu, kitap ve bir düş.

Bugün çizim konusunda iki gelişme oldu.

İlki, iki post önce çevrimiçi illüstrasyon kursu araştırdığımı söylemiştim. Araştırmalarımın sonucunda Storytelling Summit diye bir formasyona yazıldım, Oatley Academy'den. Kurucusu Disney'de 5 sene çalışmış. Çok heyecan verici bir program. Biraz bakındım, ağzım sulandı. Hatta bugün ilk alıştırmayı bile yaptım. İçerisinde başka yerde görmediğim içerikler var hikaye anlatıcılığı ve "sanat pazarlaması" -diyeyim- hakkında. Paralı bir kurs, bedava değil, fakat atla deve bir para da değil. İlk izlenimim her kuruşunun karşılığını misliyle veriyor oluşu. Bakalım, göreceğiz.

Örnek olarak, tanıtım sayfasında şunu yazıyordu: neden Oyuncak Hikayesi bu kadar başarılı bir yapım? Cevap: çünkü birçok konuda evrensel. Mizahı evrensel, ana karakterin unutulma ve yerini başkasının alması korkusu evrensel. Fakat beni asıl vuran kısmı şu oldu. Ana karakterin korkusunu çalışırken, kendi korkularınızla yüzleşmeniz gerek. Bunu yaparken yazdığınız hikaye size saklı kalmış korkularınız hakkında -yazarken- bir şey öğretmeli. En azından ben o bölümü böyle anlayıp yorumladım. Yazarken yazdığından öğrenmek. Yazılan hikayenin yazarını beslemesi. Bu çok heyecan verici geldi bana. Oysa ben hep bildiğimi yazıyor ve çabucak sıkılıyordum. Bir tanesi hariç: masal. Masalı tamamlamadım ama yazarken bana bir şeyler kattığını sezdim ve bu çok heyecanlandırmıştı beni. İlk defa yazdığım bir kurgudan besleniyordum. Fakat yine de bunun istisnai bir durum olduğunu düşünmüştüm. Birinin bana olması gereken bu demesi, motivasyonumda uzun süredir aradığım değişimi, gelişimi getirebilir.

İkincisi çizim kitabım geldi. Drawing on the right side of the brain, Betty Edwards. Hepsiburada'dan aldım, ve hep kargoya vereceklerini söyledikleri tarihten bir gün önce evime gönderiyorlar. Yani 3 gün gibi bir sürede. Yazsalar ya 3 günde geleceğini. Ben de ona göre evde olacağım bir güne denk getiririm. Hem de kısa zamanda elime geçecek diye daha istekle ısmarlarım.

Bu gece yarının tatlı beklentisiyle mutlu uyurum. Düşünsene bir gün Disney'e/Dreamworks'e/Pixar'a iş başvurusunda bulunduğumu. Portfolyomu gösterdiğimi. Beğenildiğini. İşe alındığımı. Buradan binlerce ışık yılı kadar uzak ama başaran var. Hayır amacım bu kesinlikle değil. Ama bir düşünsene.



Salı, Şubat 18, 2020

S.

Bugün metroda S.'e rastladım, eski erkek arkadaşım. Bana iltifatlar etti. On sene daha genç gösteriyorsun dedi. Ki birlikteliğimizin üstünden hemen hemen on sene geçmiş sayılır. Gittikçe gençleşiyorum demek ki blog. Ne mutlu bana. Bir gün kahve içelim dedi. Bir de, bir ara, çantamın sapını kolumdan geçirmeye çalışıyordum ama kalın montun üstünden bir türlü kaymıyordu. S. onu öyle güzellikle tutup yerine koydu ki, içime işledi işte. Hayır ona karşı içimde derin bir duygu olmasından değil. Beraberken de yoktu. Öyle bir anda oluvermişti her şey. İkimizin de boşluğuna gelmişti. Aslında hiç alakamız yok.

Bir seferinde sokağa çıkmıştım, belki anneme gidiyordum, hatırlamıyorum. Benim evden gideceğim yere kadar 3 eski erkek arkadaşıma rastlamıştım. O gün S.'e de rastlamıştım, o 3 kişiden biriydi. Ama işlek yerlerden geçmiştim. O gün geldi aklıma.

İşin garip tarafı, S. 'i bugün arkadan tanıdım. Zorlu'ya giden yürüyen bantlarda giderken - insanlara dikkat bile etmiyordum ki, aklım fikrim alacağım tabletle yapacağım çizimlerdeydi - kafasının şeklinden tanıdım. Şu S. olabilirdi mesela diye bakmaya başladım, bir de baktım ki: o. Neyse telefonumu verdim, onunkini aldım. Hah. İçime işleyen ikinci şeyi hatırlamaya çalışıyordum: biz yan yana yürürken, sırf yol daha yavaş bitsin diye, yürüyen bantların bitiminde, öndeki diğer bantlar yerine yandaki düz taş yolu tercih etmesi içime işleyen ikinci şey oldu bugün. Erkekler istediklerinde öyle ince ayrıntılar hesaplayabiliyorlar ki.

Bir de yıllarca ölüp bittiğim M. vardı. Uzun zaman sonra yanına gitmiştim görmeye. Bana bahşettiği beş dakikalık sürede sabırsızlıktan ayağını salladığını gördüğümde aynı özlemi çekmediğimizi idrak etmiştim acıyla. O zaman neden görüşmeyi kabul etmişti? Başka hesapları vardı. Neyse şimdi M. konusuna girmeyeyim.

Yıllarca kafamda değer veren/vermeyen ayırımı olmadan yaşadım ilişkilerimi, körlemesine. Değer verenin değerini de bilemedim, vermeyenin beş para etmezliğini de. Sonra bir gün, böyle bir işlem yaptım kafamda. O zamanlar işte M. ı çıkaramıyordum aklımdan. Baktım, bana değer verdiğine dair en ufak bir emare yok. Peki ben bu adama niye bağlandım ki? Kökenine indim. Acıydı ama onu sürekli düşünüp karşılık alamamak kadar değil. O gün bir milat oldu benim için. O günden sonra M. bağımlılığımdan kurtuldum. Ama yıllarca süründü önce. Sonra da buhar oldu uçtu.

S. den sonra Zorlu'ya girdim. Tablet ve kalem yarın gelecekti ama ben sabırsızlıktan bugün de şansımı denemek istemiştim. Gelmemiş.

Şu an canım çizimle ilgili bir şeyler öğrenmek istemiyor. Dünden sonra aşırı doza maruz kaldım sanırım.

Yarın diyetisyene gidiyorum. Oradan çıkışta belki saçlarımı kestiririm. Perşembe ve Cuma bir işim yok. Cumartesi ve Pazar da. Oysa biriktirdiğim ne işler var. Hepsini toptan Perşembe'den sonraya şutlasam.

Pazartesi, Şubat 17, 2020

Çizim: kitap, video, kurs.

Dün bütün gün ev işiyle geçti, gene de yetişmedi işler. Klasik. Güya bugün kaldığım yerden devam edecektim, fakat sabahtan çizim işlerinin içine düştüm. Daha doğrusu dün gece, artık pestilim çıktığında televizyondan YouTube çizim kanallarını açtım. O kadar sardı ki, normalde saat 23.00 gibi kapanan gözlerim bu sefer 01:00'e kadar cin gibiydi. Mutlu uyudum. Sabah kalktığımda tek istediğim videolara devam etmekti. Kitap, formasyon araştırdım durdum. Ev işleri kaldı o yüzden.

Neden şimdi sarıyor bu çizim işi bilmiyorum. 2006'da güzel sanatlara hazırlık kursuna dahi girmişliğim var. Büyük boy kağıtlarım hala durur. O zaman bile bu kadar damardan ilgi duymuyordum bu işe. Ama o zaman bugünkü imkanlar yoktu internette. Ne kurslar, ne videolar, ne Instagram'dan başkalarının işlerini takip. Kitaplar vardı doğru, ama onları tavsiye eden etten kemikten insanların videoları yoktu.

Hakan Ertan diye birini keşfettim geçenlerde. New York'ta grafik tasarım işi yapıyor. Buradan oraya gidebilmek için, 2 sene boyunca yoğun olarak, pasif gelir elde edebileceği çizimler yapıp stock photo sitelerine vektör çizim kısmına koymuş. O çizimlerden gelen gelirle New York'ta temel giderlerini karşılamış. Sonra oradan yürümüş gitmiş. Grafik tasarım hakkında bildiklerini anlattığı bir kanalı var.

Bugün de yedi-sekiz kadar çizim kanalına abone oldum. Bir de temel çizim kitabı sipariş verdim, Betty Edwards'ın Draw with the right brain, kitabı. Bu sefer amacım para kazanmak değil. Dünyayı ele geçirmek, ünlü olmak filan da. Sadece çizim. Daha güzel çizim. Birkaç konu başlığı var ilgimi çeken: suluboya, urban sketching ve genel anlamda illüstrasyon. Bu konularda kitap, video ve kurs araştırıyorum. Belki sırf bu konularla ilgili bir blog açarım ilerde. Kitap tanıtırım. Çizimlerimi koyarım. Malzemelerimi koyarım. Kursların içeriğini tanıtırım.

Stephen Silver diye bir çizer var, sırada onun kitabı var: karakter yaratmak üstüne. Günlük eşyaların şeklinden ilham alarak karakter yaratıyor. Çok güzel. Uygulamalı altın oran videosu için şuraya. Onun kitabını bulmak daha zor olacak ama. Pandora'ya filan sipariş vermek gerekecek.

Daha geç olmadan gidip yatayım. Yarın erken kalkmam gerek. İşim var.

Cumartesi, Şubat 15, 2020

Titre ve kendine gel

Oturdum yazdım. Döktüm içimi evernote'a. Silkinmenin bildiğim en sağlam yolu bu. Dedim böyle böyle. Bu gidişatla elde edeceğim sonuç ne. Neden yapamıyorum. Baktım önümde hep üfürükten bahaneler. Yok geç kalkıyorum da. Yok rahatıma düşkünüm de. Yok arkadaşlarımla buluşuyorum. Yok toplantım var. O zaman dedim işleri kolaylaştır, başlangıç için, günde bir saat yazı, bir saat çizim. Herhalde ayırabilirsin. Evet yapabilirim. Ve evet biraz olsun yol almamı sağlar. İşleri bölüp, her bitirilen bölüm için kendime küçük sembolik ödüller vaat ettim. Böylelikle tekrar yola koyuldum.

Zaman makinesi'nin ilk bölümünü okuyup kenara koymuştum. Dünden beri yarıladım. Hatta yarısını da geçtim. Ve hocanın bu kitabı bana niye önerdiğini anladığım, feci keyifli bölümle bu şekilde buluştum.

Diğer yandan, mandala çizme işinin başına da oturdum. Ve anladım ki suç bende değil. Yani kafamda illustratorla mandala çizmek hem çok zevkli hem çok basitti. O zaman neden yapmıyordum? Bunun için kendime deli danalar gibi kızıyordum. Dün başına kararlı bir şekilde oturunca anladım ki, bu iş hiç öyle zannettiğim gibi kolay ve zevkli değil. İçim ferahladı. Bir kere illustrator'ı unuttum tabii ki bu sürede. Zaten tam hakim olmak en az 6 ay süre ister. Hadi olsun 2 ay. Ben neyime güvenip... Sonra dedim ki o zaman serbest çizeyim. O da kötü oluyor gerçekten. Netice: olmadı. Başına oturduğum için kendimi iyi hissediyorum ama. Çalıştım. Hatta internetten örnekler bulup çıktılarını bile aldım, gözümün önünde dursunlar diye. Projeyi değiştireceğim, uyarlayacağım. Şimdilik karar vermedim. Ama bir ayda bitebilecek başka bir şeyin peşine düşeceğim. Nasılsa seçenekler bol. Yine de uzun vadede illustratoru öğrenmem gerek.

Satranç problem puanlarımı da tekrar 1600'ün üstüne taşıyabildim.

Tablet ve kaleme gelince, alamadım. Mağazaya gittim, beğendim fakat stokta kalemden kalmamış. Haftaya gene gidiyorum.

Son durumlar böyle. Memnunum bu gidişten. Rotayı beş derece fark ettirmiş olmak da bir gelişmedir.

Çarşamba, Şubat 12, 2020

İsyan

EEEH. Yeter be. Yeter bunca bunalım takıldığım. Artık silkinme zamanı. Karamsarlığa başkaldırma zamanı. İsyan! Evet hayat bazen bomb.k, evet üzücü şeyler gırla ama buna boyun eğmeyeceğim bundan sonra. Direneceğim. Çünkü üzülmenin, karalar bağlamanın bir sonu yok. Üzüle üzüle gidip de bir yolun sonuna varmıyorsun. Kasvetli bir manzarada seyrediyorsun, o kadar. Kendine zararın. Ne gerek var. Toparla parçalarını. Keyfini çıkar şu hayatın. Evet bu keyifli günler de bitecek bir gün ama keyifsiz mi geçsin nasılsa bitecek diye. Takmışsın o da geçiyor, bu da bitiyora. Zaman geçip gidiyorsa bir o kadar da yerine yenisi geliyor, takılma sen boşver.

Tamam her gün keyifle geçemez, ama en azından küçük şeylerin güzelliğinin farkına vararak geçirmeyi deneyebilirsin. Denemek. Anahtar sözcük. Aramak, küçük güzellikleri, bakınmak. Çabalamak.

Yarın başka bir gün olacak. Yepisyeni bir gün. Gidip alacağım o tableti, varsın iki tane olsun evde. Ne güzel korolarda şarkı söylerdim ben. Bulmuştum müzikle uğraşmanın bir yolunu, hem de sosyallik. Belki çizim için de benzer bir yol çizebilirim kendime. Bir grup kurmayı düşünmüştüm en son. Yarın bu konuyu deşeyim biraz. Bu çizimle ilgili ne yapabilirim diye. Müzik de belki. Yarın oturup hayatıma yeni rotalar çizmenin yollarına bakayım. Hem bahara az kaldı. Hadi yüreğim ha gayret.