Perşembe, Temmuz 18, 2019

Kuş

Of ne biçim gündü. Bütün işleri ittire kaktıra ve duble zamanda yaptım. Ama en azından bir kısmını yaptım ve önemliydi. Mesela mutfak alışverişi. Evde ne yoğurt kalmıştı, ne salatalık, ne soğan, ne süt. Meyve bile bitti.

Sonra fasulye ayıklayıp pişirdim.

Çamaşır attım makineye.

Yapamadıklarım da var. Her gün yapacağım deyip bir türlü girişemediğim. Düşünmek bile istemiyorum. Buna her gün sadece 10 dakika ilkesini uygulamam gerekiyor. Gerekiyor. Bakalım bu yöntem işe yarayacak mı. Aylardır sürünmede. Neyse atölye gıcır gıcır en azından. O da dev sürünmüştü.

Bugün Minnie sayesinde yeni bir youtuber keşfettim. İngiliz bir kız. Kız diyorum oysa koca kadın, sadece 30 yaşındakiler bana çocuk gibi geliyor. Kitaplar, şiir, yazı hakkında konuşuyor. İsmi Jen Campbell. Bu da kanalı. Yayınlanmış kitapları var. On sene boyunca bir kitapçıda tezgahtarlık yapmış. Sonra kitapçılarda karşılaştığı tuhaf olayları tweet ederken bir tweeti viral olmuş. Neil Gaiman filan retweetlemiş. Sonra da kitap teklifi gelmiş bir yayınevinden. Ama öncesinde yayınlanmış çocuk kitapları var. Fasulye ayıklarken iyi gitti videosu.

Ah. Bu sabah kahvaltı hazırlarken mutfak penceresinden hayatımda gördüğüm en güzel kuşu gördüm. National Geographic tipi bir kuştu ve çok heyecanlandım, sevindim. Resmini çekeyim dedim ve çektim de ama çok net değil. Şöyle söyleyeyim: kanatları ve koca kuyruğu beyaz üstüne siyah çizgili, kafasında ibik gibi bir şey var ve bazen yelpaze gibi açıyor onu. Bir de incecik siyah bir gagası. Gövdesi fındık kabuğu renginde. Böcekle besleniyor sanırsam. Çünkü ağacın kovuğunu dakikalarca didikledi. Sesini duyamadım.




Adını türünü, nereden geldiğini çok merak ediyorum.

---------

Genel bir isteksizlik var üstümde. Anlamlandıramadığım.



Salı, Temmuz 16, 2019

Darmaduman

Bugün hareketli bir gündü. Kadıköy'e indim. Uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla buluştum. Ardından kardeşime gittim, Istanbul'dalar birkaç günlüğüne. Yeğenleri gördüm, büyükle satranç maçı yaptık. Yenildim :D.

Sabah bazı program düzenlemeleri yaptım. Daha doğrusu programı darmaduman ettim. Romanın başına oturdum önce, hem de saatinde. Sonra baktım olmuyor. Yani canım bugün istemiyor değil. O hissi bilirim ve aşarım. Kafam ona hiç çalışmıyor, sanki başkasının ödevini zorla bana yaptırıyorlar gibi bir his ki bunu hiç yaşamamıştım. Ödev... Hem de başkasının... Çok tuhafıma gitti. Oturdum yazdım. Metayazı dediğimden, yazmak üstüne yazdım. Ve ertelemenin daha hayırlı olacağına kanaat getirdim. Şimdilik Eylül başına. Bu yazın en güzel etkinliğiydi oysa bundan kaç hafta önce. Ama Özlem'in dediği gibi "kaptan benim". Ve ben dümeni başka tarafa kırmak istiyorum. Şimdilik. Canım sıkılmadı değil. Sıkıldı. Ama böyle. Galiba iki sene filan sürecek bitmesi bu şekilde. Ne yapalım. Hayat bir gündür o da bugündür. Bu da annemin sözü. Ve yarın öleceğimi bilsem bugün yapmak istediğim şey romana bir sayfa daha eklemek değil. Ve bir yorumda Sevgili Günlük'ün dediği gibi hissettiğim duygu büyük bir özgürlük, ferahlama. Fakat biliyorum romanın da günü gelecek.

İllustrator'un kabasına hakimim. Artık kafamdaki birçok hayali tablette geçirebiliyorum. Yine de ajandayı yapmaya çalışırken zorlanıyorum ve her zorlanmada yeni bir şey öğreniyorum. Youtube sağolsun. Her konunun videolu anlatımını yapmışlar. Ve birisine sormaktan bile iyi, çünkü genelde videonun yarısına gelmeden sorunumun çözümünü anlamış oluyorum. Oysa karşımdaki insan olsa "tamam tamam anladım" deyip açıklamasını yarım bıraktırmaya çekindiğimden zaman kaybederim.

Bu da böyle bir yazı oldu. Gidip biraz tabletin başına kurulayım.

Pazar, Temmuz 14, 2019

Projeler

Sabah uyandıktan ta geç öğle yemeğine kadar hep pazarlama araştırması yaptım. Pazarlama: en beceremediğim. En çok öğrenmek ihtiyacı duyduğum. Çünkü dün izlediğim bir videoda zamanın yüzde 20 sini yaratıcılığa ayırıyorsan kalanını pazarlamaya ayırman gerekir diyordu. Ve ben de yetişkinler için mandala boyama sayfası ve hatta kitabı nasıl ve kime pazarlanır diye araştırırken, şans eseri, "niche" diye nitelendirilen dar ve henüz bakir bir altın damarı keşfettim. Heyecanlandım çünkü hiç sağda solda rastlamadığım bir konuydu. Hemen google'ladım var mı yapılmışı diye, bir tane buldum (sayı ile 1), o da hem benim yapacağımdan farklı ve kaba hem de artık satışta değil. Mandala da yapmak istiyorum, onu da. Umarım bütün sayfalarını bir araya getirmeyi başarırım. Bir tane yaparsam daha başka versiyonlarını da yaparım. Ve D&R rafta bile satar öyle diyeyim. Ama düzgün olmalı. Prezantabl :D.

Şu illustrator projeleri dallanıp budaklanıyor ya, çok seviniyorum. Gerçekten en büyük risk iki günde bir kenara atılmasıydı. Şimdilik o riski bir tarafa ittim.

Ama çok çalışmam lazım çooook :) Projeler çoğaldı. Nasıl yetişeceğim hepsine bilmiyorum. Çözüm: zaman planlaması. Kağıt üstünde mükemmelim. Fakat uygulamada?

Yağmur başladı. Arada bir serin bir rüzgar esiyor. Sahile pazar gezmesine gidenler süklüm püklüm dönüyor.

Biliyor musun, artık sabahları yataktan daha hevesli kalkıyorum. Bence doğru yolda olduğumun en büyük göstergesi.






Cumartesi, Temmuz 13, 2019

Kaktüsler

Keyif yapmaya geldim blog.

Bir de şunu göstermeye:


İnstagrama koyamadım. Hata verdi. Umarım düzelir. Bundan çocuk pijaması deseni olur mesela. Böyle küçük küçük. Skillshare'de duvar kağıtları, tekstil desenleri satan bir kadın vardı. Nasıl pazarlanır bir bilebilsem. Araştırmak gerek. 

Mandalaları çizmeyi başardım bu arada. Muhteşem zevkli. Üç tane çizdim. İkisini sosyal medyaya koydum. @joezdesign'a bakabilirsin instagramda. Renk paleti şeysini keşfettim bugün. Uyumlu renkleri seçmede sana kılavuzluk ediyor, müthiş bir şey, sonra o renkleri kaydedip, paletten seçip seçip boyuyorsun. Önceden kağıda boyama yaparken, mesela suluboya, palete uyumlu renkleri koymayı akıl etmezdim. Galiba hala palete renk koymayı doğru dürüst bilmiyorum. Keşke şunu esaslıca öğreten biri çıksaydı karşıma. Neyse artık netten kendi başıma bakıp öğreneceğim. Aslında müzikte de aynı ilke var galiba. Gam ya da makam dedikleri birbirlerine uyumlu seslerden mi oluşuyor? Az müzik teorisi gördüm, ama tam anlayamadım orasını. 

Gam çok acayip bir şey blog. Hani MFÖ'nün "Buselik makamı" şarkısı var ya. Ben o şarkıyla merak etmeye başladım bu gamları. Delice bir merak. Hala giderebilmiş değilim ve hala hayatımı müzik üzerine kurmam gerekirdi diye düşündürür bana o şarkıdan öğrendiğim. Çünkü şöyle bir şey oldu: bir gün o şarkı çalıyordu radyoda, ve "majörler tükendi, minörlere yolculuk" diye bir kısım var parçada. Onu çalarken annem bana dedi ki "bak majörler tükendiyi majör gamdan, minörlere tükendi kısmını minör gamdan bestelemiş". Vay! Başladım majör ne, minör ne didiklemeye. Annem fazla bir şey söylemedi sadece "majörler neşeli olur, minörler hüzünlü melodilerdir" dedi. Çok az biliyorum matematiğe dayandığını ya, işte beni deli eden bu. Matematikle ruhsal rengin müzikte buluşması. Bu bana olağanüstü geliyor ve daha fazla öğrenmek istiyorum. Bir yandan da çoktan öğrenmeliydim diye hayıflanıyorum. 

Bugün ev işi günü. Ama canım hiç istemiyor. Toz filan almam gerek. Bir de atölyenin masalarını toplamam. Bir de aylardır dağınık duran giyinme odasını adam etmem. Yerleri filan yarın sileceğim. 

Aslında önümüzdeki günleri planlamam gerek. Bisiklet ve deniz programı olmadı. Sabahın köründe ilk yapmak istediğim iş bisiklete binmek değil. Bir de iş konusunda biraz daha kararlı adımlar atmalıyım. 

Cuma, Temmuz 12, 2019

Bol kepçe

Senin için de öyle midir, hayaller bol kepçe, gerçekler az azdır. Ve bu ikisinin arasındaki fark ömrümü yer bitirir. Yaşlanıyorsam beni bu hayal kırıklıkları yaşlandırıyor. Fakat bazen de gerçekler tıpı tıpına hayallerimin boy ve rengine denk geliyor. Öyle şahane olacak, böyle mükemmel olacak diye kurdum hayallerimi ve gerçekten de öyle oldu: illustrator. Elimde olsa uykumda da çizeceğim. Hani çocuklar çok sevdikleri bir oyuncak, ayakkabı, tokaları ile beraber uyur ya, ben de bilgisayarı tableti alıp öyle uyumak istiyorum. Bir de umduğumdan çabuk alıştım. İki üç günde. Dün öğleden sonra tablete geçtim, önceleri bilgisayarın touchpad'inden çalışıyordum zor olmasın diye. Ajanda yapıyorum bir arkadaşıma, haftalık sayfası hazır bile. Sonra dün akşam serbest çizim deneyeyim dedim. Onu da yapabildim. Mesela sonsuza kadar yelkenli çizebilirim. Bugün de mandala mı tasarlasam? İki haftaya ben bu programın altından girmiş üstünden çıkmış olurum.

Sadece bu hafta romanı biraz boşladım. O işime gelmiyor. Zaten bir hesap yaptım, haftada 4 sayfadan fazla yazamıyorum. Belki daha bile az. O yüzden fazla boşlarsam asla bitmeyebilir. Ama biraz da şunun tadını çıkarmalı. Yeni ikigai'm. Diğerleri bisiklete binmek, satranç oynamak, blog yazmak.



Salı, Temmuz 09, 2019

Yorum, dil dersi, tablet.

Hepsi üst üste arka arkaya  geldi. Neredeyse beş saniye arayla. Sevincimi doya doya yaşayamadım.

Bir baktım bana yeni yorum gelmiş. Yeni yorumlar onca sene sonra hala kalbimi hoplatır. Sonra bir daha baktım, yorumun altında bir mail. Dün başvurduğum dil öğretme sitesinden, tebrikler diyor. Kabul edilmişim!  (Bakalım nasıl olacak? Birinci dersten sonra öğrenciler benimle devam etmek isteyecek mi?) Aman demeye kalmadan bu sefer de kapı çaldı. Sürat kargo. Tabletimi getirmiş. Bir sevinç, bir coşku. Artık her şeyim tamam. Hemen açtım ama çalıştırması çok kolay olmadı. İllustrator'u daha önce hiç kullanmadım. Fakat farklı çizim programları kullandım. Photoshop'la biraz deneyimim de var. Mantığını biliyorum. Neyin nerede olduğunu bilmiyorum sadece. Biraz da pratik gerek. Bu saate kadar başındaydım. Ara ara kalkıyorum ama bunalınca. Çünkü hiçbir şey bilmeyip kendi başına çözmek isteyince bunaltabiliyor. Sileyim diyorum yazıyor mesela. Abarttım biraz ama. Durum şimdilik bu. Ben daha kolay alışırım sanıyordum. Geldi mi şıp diye kafamdakileri ekrana geçerim. Nerde...Yamuk bir çizgi çekene kadar göbeğim çatladı. Ama tam benlikmiş. Ohooo neler neler yaparım ben şimdi. Keşke hızla hakim olsam.

Perşembe günü dil sitesinin online semineri var. Onu dinleyeceğim. Günde bir saat bana ideal. Hem yeni insanlarla tanışacağım hem de çalışacağım. Tutturabilirsem şahane olur. Kalan zamanda da roman, çizim ve satranç. Spor. Ailevi sorumluluklar. Sosyallik. Zamanım oldukça doluyor.

Bugün hava da bunaltıcıydı. Yağış geliyormuş perşembeden sonra, iyi olur bence. Şimdi gidip biraz illustratoru kurcalayayım.


Haftanın ilk iş günü

Sivrisinek değil kanatlı pirana. Hiç affetmiyor. Balkona çıkamıyorum gece onların yüzünden. Hindistancevizi yağını sürdüm. Bir süre idare etti sonra o duvarı da aştılar. Ayrıca şu an sürünemeyeceğim. Şu an şu yazıyı yazmaya bile zor yetiyor enerjim.

Bütün gün işle ilgili çalıştım. Bu kadar yoğun çalışmanın en zevkli kısmı, o soru ekranımda belirdiğinde - şu an önemli olanı yapmamak için mi bunu yapıyorsun?- en önemli işi yapıyor olmak, günde 3 kere.

Grafik tableti sipariş verdim. Ve hızımı alamayıp online fransızca dersi vermek için bir siteye de yazıldım. Kabul ederlerse hafta arası günde bir ya da iki saat fransızca konuşma dersi vereceğim. Çok ümitli değilim ama çok ümitsiz de değilim. Fifti fifti. Ne oldu, nasıl oldu da ben böyle paralı çalışmalara verdim birden kendimi bilmiyorum. Hah. Tim Ferriss böceği ısırmış olabilir. Gerçi onun dediği tam böyle değildi. Olsun. Kendine uyarla dedi sonuçta. Ben de onu yapıyorum.

Grafik tableti sipariş vermekle kalmadım sadece, bir excel tablosu açmıştım: nette rastladığım yapmak isteyebileceğim satılabilir her dijital grafik tasarım içeren ürün türünü listeye eklediğim, ona bol bol eklemeler yaptım. Ayrıca dün etsy'de bulduğum dükkanın sahibiyle iletişime geçtim ve biraz yazıştık. Bence insanlar iki türlü: birincisi bilgisini paylaşmaya hazır, diğeri kesinlikle karşı. Paylaşmaya karşı olanlarda bazen kişilik yapısı sebebi var (cimri ya da aşırı bencil) bazen de kendisi de bilgiye çok zor ulaşmış, bedeller ödemiş o yüzden isteyince bilgiyi kolay vermiyor. Dükkan sahibi şansıma birinci tipte birisi çıktı.

Şu şarkıyı hatırlayan var mı? 17 yaşımın ulaşılmaz idolü, Eurovision şarkı yarışmasında ara şarkı olarak çıkmıştı hiç unutmam. O kadar eski ve hala aklımda. O zamanlar youtube filan hak getire. Bekle ki televizyonlar radyolar çalsın da sana denk gelsin. Bir şekilde buldum ve dinledim bu akşam, tekrar 17 yaşıma döndüm. Gençlik güzel şey ama çok tecrübesizsin çok toysun be. Hemen kaptırıyorsun kendini, hemen gözünde büyütüyorsun dağ yapıyorsun. Bir dur tanımıyorsun daha adamı. Neymiş çok cool muş, havalıymış, yakışıklıymış. Amaaaaan, ona beş basan kaç sevgilin olacak daha haberin yok.

Gece çok geç olmuş, gidip yatayım. Dün gece deliksiz uyuyabildim hem de derin. Çok da güzel rüyalar gördüm. Hadi hayırlısı.