Perşembe, Nisan 27, 2017

Nisan biterken.

Fark ettim artık eskisi gibi yazamıyorum. Bir tutukluk çöreklendi klavyeme. Bu iyi bir şey değil. Sebebini biraz tahmin edebiliyorum. Eskiden buraya yazılanlar şişenin içine konmuş mektuplar gibiydi, kime ne zaman ulaşacağı belirsiz. Oysa şimdi ekranın öbür tarafında Güneş var, Ceren var, Ayşe var, Sibel var, Anıl var. İyi ki de varlar, elbette, o ayrı. Onlar ve daha saymadıklarım. Ama işte aynı şey değil. Geçen akşam rüyama girdi zaten. Hikmet bey'i gördüm rüyamda (Hükümenoğlu), Körburun'un yazarı. Çok büyük bir kusur işlemişim blogumda, ve artık beni takip etmeyeceğini söylüyor. Sonra da kendimi daha da kötü hissedeyim diye, zaten 26 kişiydik diyor. Ve dünyam başıma yıkılıyor. Gülme. Kaç gündür bu rüyayı düşünüyorum. Anlamını. Blogun ve ziyaretçilerinin ve düzenli takipçilerinin hayatımdaki yerini. Bir yandan son nefesime kadar yazacağımdan korkuyorum, bir yandan bir gün bu blogun bitmesinden. Hayatımda zamanla kapladığı yerin büyüklüğünden de korkuyorum. Sanırım kaybetme korkusu, rüyanın anlattığı. Gerçi bir günlüğüm daha var. Kağıttan. Oraya çok sık yazmıyorum. Bazen buraya yazamadıklarım oluyor. Herhalde bir sebepten burası biterse bana orası kalır yine. Oraya yazmaya devam ederim. En azından.

*   *   *   *   *   *

Artık yavaş yavaş yeni öyküye çalışmam lâzım. Biraz boşladım şu son haftalarda. Çeviri almamak tabii çok rahatlattı günün seyrini. Ama işte bu sefer de yayıldım. Koca bir ay, öykü yazmadan devrildi. Nisan bitiyor üç güne. Mayıs ayı hedeflerimden biri öykü yazmak olsun. Diğeri de kesinlikle ama kesinlikle zayıflamak. İki koca hedef yeterli bence bir ay için. Satranca gelince... Galiba kabul etmem gerek, her ne kadar son bir senede çok şey öğrenmiş de olsam, seviyem uzun zamandır duraklamada. Sırf problem çözmekle olmayacak. Ya da sırf maç yaparak. Biraz teori öğrenmek gerek, eğer ilerletmekse amacım. Ama bilmiyorum. Henüz başka türlü uğraşmak istediğimden emin değilim. Belki böylesi de iyidir. Mayıs ayında müzik de olacak hayatımda. Hem dönem sonu konserine çalışacağız, hem de Çanakkale festivaline hazırlanacağız. Müzik, edebiyat ve spor. Yeterli bence. Satranç da varsın duraklasın. Bugünlük bu kadar. İyi geceler dünya.



Pazartesi, Nisan 24, 2017

Seçme sonuçları -final-

Az önce haberi geldi: "Çanakkale Korolar festivaline seçildiğiniz için bu mesajı yönlendiriyorum". Hiç beklemiyordum. Hayatta olmaz diyordum. Daha günlerce sürünecek diyordum. En sonunda da olumsuz çıkacak diyordum. Küt diye "of gene birisi gereksiz bir paylaşım yaptı whatsapp grubunda" diye düşünürken beni hazırlıksız yakaladı. Ka-tı-lı-yo-rum FESTİVALE!

Sevindim tabii birden.

Ama aslında 4 Düğün Bir Cenaze modundayım doğruyu söylemem gerekirse. Çok kötü bir haber aldım sabah. Yedi sene yanımızda çalışan, hastalığında babama bakan, sonra da annemle kalan yardımcımız, iki ay önce rahatsızlanıp memleketine dönmüştü apar topar. Apar topar anneme yeni yardımcı bulmuştuk. Bulabilmiştik. Dün hastaneye kaldırıldığını öğrendik. Bugün de vefat etmiş. Bir günde rahatsızlandı. Doktor depresyon demişti. Ben inanmamıştım. Depresyon böyle olmaz. Sonra beyninde tümor olduğu ortaya çıkmış, ameliyat edilemeyen cinsten. Bugün tam tarihlere bakmak için blogu kurcaladım ama o zaman yazdığım tüm yazıları taslağa kaldırmışım, buldum ama sonuçta tarihleri. Kendini kötü hissediyor diye onu tanıyan komşu yanında durmamı önermişti. Beş gün annemde kalmıştım, beşinci gün de evine dönmek istiyor diye zar zor uçağa bindirip göndermiştik. İyi olmadığı belliydi, ama iki aylık ömrü kaldığını hiç tahmin etmiyordum. Altmış küsur yaşındaydı, torunları vardı. Doyamadı onlara...

Biraz karanlık bir gün o yüzden. Sevinç ve üzüntü yan yana. İyi ki güzel bir haber de geldi, bu kötü haberin yanı sıra. Tabii ki orantısız. Hiç bahsetmeyeyim diyordum ama duramadım. Daha başka şeylerden bahsedecektim ama şimdi çok gereksiz, çok küçük kalıyor...Bu post böyle oldu blog. Haydi. Kal sağlıcakla.


Cumartesi, Nisan 22, 2017

Seçme sonuçları -1-

Açıklandı sonuçlar blog. Aynı tahmin ettiğim gibi fakat bir tık daha iyi. Meali: yedeklerdeyim evet ama galiba yedeklerin üst sırasında. Çünkü hoca üzgün geldi, ve katılımcı sayısını yükseltmeye çalıştığını söyledi, her bir ses grubundan (alto, mezzo, soprano) birer kişi daha katılabilecek kadar ve bunu bana öyle bir dedi ki sanki kabul edilirse ben de gidebilecekmişim gibi anladım ben. Şimdi festival organizasyonundan haber bekliyor. İdaredeki asistan da Pazartesi tam olarak belli olacağını söyledi, hoca Pazartesi filan diye tam bir tarih söylemedi ama, o yüzden tam olarak bilemiyorum. Asistan kız o kadar şeker ki, sonuçları ondan öğrenmeye gittiğimde, lafı dolandırdı dolandırdı, ben en sonunda: "yedeklerdeyim yani" diyince, hani netleşelim gibisinden, "evet" derken yüzünden düşen bin parça, sesi de titrekti. Kıyamam ya. Söyleyemedi kırk saat. Böyle işte.

Onun dışında bugün müzik teorisi dersinde sadece üç kişiydik. Özel ders gibiydi. Bol solfej, biraz da kulak çalıştık. Eğlenceliydi. Keyifliydi.

Bugünlük bu kadar. Kısa kısa. Bir dahakine illa ki çenem düşer. Haydin kal sağlıcakla.



Cuma, Nisan 21, 2017

Küçük zaferler, küçük sevinçler.

Tam blog yazma ortamı. Yapılmayı bekleyen bir iş yok. Anlatasım var. Dışarısı kapalı ve soğuk. Sırtıma bir hırka giydim, ayağıma çorap, koltuğa popoyu yaydım. Oh. Kebap. 

Birazdan Çanakkale seçmelerinin sonucu açıklanacak. Çarşamba akşamı seçmelere katıldım. Ve başardım. Ama başaranların hepsi Çanakkale'ye koro yarışmasına katılamıyor, bazıları yedekte duracak. Ve belki hiç katılmayacak. Ama olsun. Öyle de olsa, birkaç gün zaferimin tadını doya doya çıkardım. Sopranoymuşum. Tescillendi. Ve kulak sınavını geçtim. Pek bir beklentiyle girmemiştim sınava. Bir de en zoru olan üç sesi birden basıp, tek tek sesleri söylememi istedi hoca. İki sene önce büyük bir hüsranla çıktığım başka bir koro seçmesi için bu üçlü seslere çalışmıştım, ve hiç onu sormamıştı şef. İki sene sonra hala sesleri söyleyebildiğime şaştım. İşte iki gündür "başardım, başardım" diye dolanıyorum mutlulukla. İçten içe yedeklere kalacağımı düşünüyor olsam da. Dün bir ara yedekler de Çanakkale'ye gidiyor sandım, fakat bugün sordum, öyle değilmiş. İlk düşündüğümmüş. Dur bakalım.

Öykümle ilgili çok güzel geri dönüşler aldım. Mesela yazı konusunda beni en çok üzen şeylerden biri, burada kullandığım dille, öyküde kullandığım dilin hiçbir ortak noktası olmamasıydı. Bazıları bloga yazar gibi öykü, hatta kocaman roman yazıyorlar ve enfes oluyor. Ve o tutarlılık beni çok özendiriyor. Bu hafta birisi bana, blogdaki sıcaklığı, öyküde de bulabildiğini söyledi. Sıcak yazmak. Hiç bilinçli olarak yaptığım bir şey değil. Ama öyle olduğunun düşünülmesi bana çok iyi geldi. Hani aklına geldikçe kalbini ısıtan bir sevinç gibi. Varmış benim de tutarlı bir tarzım.

Fonda da N.'nin onarıp pansumanladığı insan ilişkileri şeysi var. İçimde bir kırıklık varmış. Çok diplerde, eskilerde. Kendime duyduğum güveni de kapsayan. Bundan sonra herşey daha farklı olacak, biliyorum.

Bir de işte, alışveriş yaptım ben yine internetten. Lamy dolmakalem, o su hazneli fırçalardan ve bir kutu suluboya. Ege'nin önerdiği Güven Sanat'a uğradım Çarşamba günü Kadıköy'de. İnternette posta ücreti ile beraber bir buçuk dolara bulduğum fırçaları, elli teleye satıyorlardı. Çok açık fark var. Postacı geçen gün satın aldığım saati getirdi, nasıl bezmişse iki günün birinde bana paket getirmekten "daha bunların devamı var mı, daha gelecek miyim ben buraya" diyor. Zevzek.

Hepi topu anlatacaklarım bu kadarmış. Ben susmam sanıyordum. Gidip biraz Ursula Le Guin okuyayım bari. Biraz da Çanakkale hayalleri kurayım. Ama çok değil. Kararında. Haydin kal sağlıcakla. Sonuçlar açıklanınca buraya dip not olarak eklerim.






Salı, Nisan 18, 2017

Dostluk.

Hiç bu kadarını beklemiyordum blog. N. geldi yurtdışından, evimde kaldı birkaç gün. En eski arkadaşlarımdan, en çok sevdiğim. O gittikten sonra yıllarca mektuplaştık. Bir de Z. var. Üçümüz. Gerçi o ikisi okul dışında daha çok görüşürdü filan. Ama ben en çok o ikisiyle anlaşırdım sınıfta.  Beşinci sınıfın sonunda ikisi birden küt diye ayrıldı okuldan. Ve ben sap gibi kaldım orta birde. Ve bir daha onların yerine kimseyi koyamadım. Tabii bu beşinci sınıftan bu yana ilk karşılaşmamız değil. Ama öncekiler böyle değildi. Sebeplerine girmeyeyim, gereksiz.

Çok güzel geçti. Çok konuştuk. Bir türlü susmadık. Çok güldük. Ne kadar çok ortak noktamız ve merakımız varmış, şaşırdık. Mesela sabah yumurtası. Aynı şekil sevip aynı şekil hazırlıyoruz. Yoga gibi genel geçer şeyleri saymıyorum bile. Mesela ikimiz de kırışıklarımıza bayılıyoruz. İkimiz de kırklı yaşlarımızı çok seviyoruz. Çok güzel ve dengeli geçti günler. Evet dengeli. Yani etkinlikten bayıltacak kadar yorucu değil fakat sıkıntıdan patlayacak kadar boş da değil. Adaya gittik. Bisiklet kiraladık. Ada turu attık bisikletle. Hava çok güzeldi. Beğeneceğini düşünerek teklif ettiğim her şeye bayıldı. Çağla yedirdim. Ona çok bayılmadı mesela ama ilginç geldi. Çocuk olduk galiba yeniden, en çok da gülerken. Karaköy'e de gittik. Galata kuledibine de. Nevizade'ye de. Eski Bomonti bira fabrikasına da. Kapalıçarşı. Tahtakale. Marpuççular handan boncuk baktık. Benim bir zamanlar içine girince kendimi kaybettiğim dükkâna götürdüm. O da orada kendini kaybetti. Bazen derin konulara girdik. Mutlaka gitmemiz gereken bir yer olmasa bütün gün evde durup konuşmaya devam ederdik eminim. Benim apartmanın asansörü dandik, her an içinde kalabiliriz. Dedim ki ister misin kalalım içerde (saatlerce)? Ne dedi biliyor musun? Dert değil, eminim çok eğlenceli/ ilgi çekici olur.

Böyle işte. Çok ihtiyacım varmış, konuşmaya, gülmeye, anlaşmaya. Ama en çok anlaşmaya. Meğer gevezenin tekiymişim. Meğer sandığım gibi değilmişim... O kadar iyi geldi ki...Samimiyet, incelik ve daha nicesi...tek kelimeyle dostluk.


Perşembe, Nisan 13, 2017

Yoga, kakule ve zamanlama.

Günü kurtaran, yoga, neskafeme kattığım üç kakulenin tanecikleri ve çok acayip bir zamanlamaydı. Onun dışında bir önceki postta beni sevindiren her şey elimde patladı, en çok da alışverişler. Aksilikler inanılmaz bir zamanlamayla el ele verip beni sevineyim üzüleyim mi kararsız bıraktı. Ne gündü ama.

İnternet alışverişlerimin çoğu elime ulaştı. Ne var ki hakiki deri diye aldıklarım suni deri çıktı. PU leather ibaresi görürsen o suni deri demekmiş, aklında olsun. Çantayı geri gönderiyorum, cüzdanı kullanmaya başladım bile, suni deri olmasını umursamayıp. Yoga pantolonlarının bedeni tam uydu. Onlardan memnunum. Bugün ayrıca kitaplarım da elime ulaştı. Fakat tüm alışverişi başlatan, ve idefix'te varmış nasılsa, kitapçı kitapçı gezmeyeyim diye oradan satın aldığım Ursula Le Guin kitabını tedarik edemedi idefix. Almışken kargo bedavaya gelsin diye yanına eklediğim bütün diğer kitaplar geldi. Çok sinir bozucu. O kitabı bulduklarında ayrıca kargolayacaklar. Ayrı ücret istemiyorlar elbette. Yok artık, deve.

Sadece şöyle bir şey oldu, günün küçük mucizelerinden biriydi, yoga pantolonumu giyip yogamı yaptım, sonra girdim duşa, sıcak suyun tadını çıkara çıkara sabunlandım, gevşedim, ferahladım, çıktım, üstümü giyindim, tam pantolonumu ayağıma çektim, biri kapıyı tıklattı. Kim o? Yurtiçi kargo. Aha, zamanlamaya bak. Aşağıdan çalmadan. Ben duştayken çalabilirdi ve ben bütün gün kargo gelecek diye evden çıkamadım. Neyse. Kitaplarımdan memnunum yine de. Peri Gazoz'unu okumaya başladım. Güzel gidiyor şimdilik.

Bu arada kitap-lık'a öykümü gönderirken sormuştum, gerçekten üç gün içinde dönüyor musunuz yayınlayacağınız öyküye diye, sağolsunlar cevaplamışlardı "evet" diye. Ve bugün üçüncü gün. Ve dönüş filan olmadı. Neyse en azından içim rahat. Olmadığından eminim.

Eski sevgiliyle yolda burun buruna gelecektim, hiç istemiyordum...müthiş bir zamanlama ile beni teğet geçti. Ben onu gördüm de o beni görmeden geçti.

Daha sinir bozucu bir olay da oldu annemle ilgili, ama bir de burada anlatıp kendimi ve okurumu darlamak istemiyorum. O an bütün yoganın sakinliği, güzelliği mundar oldu bir anda. Neyse sonra eve geldiğimde atabildim üzerimden. Gene sakin olabildim. Doğru zamanda doğru yerde olmak günü kurtardı gene.

Yoga sırtım içindi ve sırtım sanki on kiloyu birden vermişim gibi hafifti yoga sonrası. Yarın gene yapsam ne iyi olur. Bu gece yatmadan önce yogası yapayım bari.

Pazar, Nisan 09, 2017

Küçük sevinçler ve eskiz.

Hiç Pazar gibi değil bugün. Hava da tatsız, bulutlu ve yağacağım deyip sözünde durmuyor. Ama keyifliyim. Bir kaç ufacıcınık olumlu gelişme var ki söylesem aman bu muydu dersin. Ama diyeceğim yine de.

Bir kere evi topladım, uzun süredir dağınık duran birçok yeri topladım ve iki gündür üstüne bakıp bakıp rahatlıyorum. Dağınıklık sessiz bir gürültü gibi, toplayınca sanki sakinleşiyor. Koltuk kılıfının ikinci ve son yıkaması/kurutmasını da yaptım, minderler kısmını. Salon ütü masası dışında cırlop gibi. Mutfak da öyle. Yatak odası da idare eder. Şöyle mutfaktan bakınca her yer süt liman gözüküyor yatak odasına kadar.

Sonracıma internetten yaptığım alışverişlerden ikisi ilçenin postanesine kadar gelmiş: yoga pantolonlarından biri ve galiba cüzdan. Tahminimce yarın postacı getirir. Yarın değilse öbür gün. İki ay sonraya kendini hazırlayıp da siparişler ikinci haftada bu aşamaya gelince seviniyor insan.

Bunların dışında sevindiğim bir konu da müzik teorisi dersinde artık ileri seviyeye geçmişiz. Hoca bugün söyledi. İlerlemek kadar sevdiğim az şey var şu dünyada.

Bir de öykümü bir dergiye gönderdim Cumartesi günü. İlk defa bir öykümü tanıdık olmayan birilerine, dahası basılsın diye gönderiyorum. Aslında denize atılan bir şişe gibi biraz, pek beklenti yüklemedim. Sadece bir ihtimal, beğenilirse, Çarşamba gününe kadar dönüş alma ihtimalim var eğer internette yazanlar doğruysa ve hala geçerliyse o da. Bu aşamaya gelmek benim için önemli ve sevindirici.

Yeni bir öyküye yelken açtım. Bu sefer aklımda hiçbir şey yok. O yüzden kendime yeni bir yöntem belirledim. Resim çizerken adına araştırma çizgisi denen bir çeşit eskiz tekniği vardır. Böyle kendini sıkmadan ve kalemi bastırmadan şeklin etrafına bir çok oval çizgi atarsın, birbirine yakın çizgilerdir bunlar ve sonra gözünle karar verip doğru çizgilerin üstünden geçip gereksiz olanları silersin. Onun yazı konusu için olanını yapıyorum şimdilerde. Son öyküden, sözcük listesi yapmanın hem zevkli ve kolay, hem de yaratıcılığımı desteklediğini fark ettim. Ben de böyle listeler yapıyorum bir iki gündür ve çok hoşuma gidiyor. Meselâ Orhan Pamuk'un Beyaz Kale kitabını elime alıyorum rastgele bir sayfasını açıyor ve hoşuma giden, bana hayâl kurduran, ilham veren sözcükleri listeliyorum alt alta: tılsım, yitik, lânetli, yıldız ilmi gibi... Sonra bir de şehir haritalarını inceliyorum: İskoçya hakkında bir şey bilmediğimi farkettim ve aradım onu haritada, karşıma Glasgow şehri çıktı. Google maps'ten inceledim yakınlaştırdım ve kamusal binaların listesini çıkardım: gözlemevi, katedral, stadyum, müze ve sanat galerisi, hastane, ilkokul, mezarlık, kış bahçesi, höyük gibi hoşuma giden sözcükleri listeledim (evet höyük varmış Glasgow'un kenarında, sanki Anadolu). Mesela Ursula Le Guin'in kitabını sipariş verdim, onun için sabırsızlanıyorum diye yazarın biyografisini okudum onu beklerken ve onun hâlen Portland'da yaşadığını öğrendim. Açtım Portland nerdeymiş, nasıl bir yermiş diye inceledim, ve gene kamusal binalara ve sokak görünümlerine baktım. Aslında boya kalemlerimi de alıp bir hayâli şehir yaratmak istiyordum ve sonra da o şehirde yaşayan insanları hayâl etmek. Ve oradan bir yerden bir hikâye yakalamak. Ama kısa bir öykü için belki biraz fazla olabilir.

Listeleri böyle çoğaltmayı düşünüyorum. Meselâ beş sayfa liste yapabilirim. Ya da on. Nasılsa çok eğlenceli ve kolay. Sonra aralarından "çınlayan" sözcükleri işaretleyip, onları yan yana dizip, bana bir hikâye anlatıp anlatmadıklarına bakabilirim.

Bu şekilde çalışmak çok zevkli. Genelde yaratıcı yazarlık kitaplarında, ya da ünlü yazarların tavsiyelerinden birinde, yazmak için "alnından kan damlayana kadar" düşünmek eylemi olarak tanımlarlardı yazarlığı. Ve şimdiye kadar yaptığım buna çok yakındı. Sıfırdan üretmeye çalışmak çok yorucu ve zevksiz. Oysa bugün listelerimle çalışacağım diye eve koşa koşa geldim. İnsan sırf buna bile sevinebilir.

Böyle işte. Bir de şu internetten alışveriş işi fena oldu. Aldıkça alasım geliyor. Türkiye'dekinin yarı fiyatına Lamy dolmakalem buldum. Var bende bir tane ama ucu fazla kalın. İncesini istiyorum. Ve su hazneli suluboya fırçası. Ve suluboya takımı da. Aklım çıktı.